İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
24.12.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Devlet kayıyor ama nereye?

ESER KARAKAŞ



Türkiye Cumhuriyeti devletinin çatısında hem bir tür istikrar, hem de istikrar içinde bir yıpranma, eskime, daha da önemlisi kalitesizleşme gözleniyor.

Belirli bir olumsuz istikrar söz konusu çünkü Kıbrıs konusundaki çözümsüzlükten başka bir dizi konuya değin meselelere çözüm bulamama konusunda sürekliliğe doğrusu şapka çıkarmak gerekiyor.

1925 yılında bu ülke Şeyh Sait isyanı nedeni ile Kürt meselesini ve laik devlete tehdidi konuşuyor idi, aradan seksen sene geçti, gündem pek değişmiyor.

Bütün dünya 70’li yılların başında enflasyon ile bir kez daha karşılaştı, tüm ülkeler bu belayı 80’lerin ortasında yendi, bir biz, belirsiz bir mücadeleyi sürdüregeliyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin galiba temel ayırt edici özelliği meselelere kalıcı çözüm üretememe.

Çözüm üretememe sıkıntısının yanı sıra devletin çatısında çok çarpıcı bir kalitesizleşme de gözleniyor.

Altın beyinler ve kayıplar

Her toplumun, her kuşakta yetiştirdiği altın beyinler oluyor.

Bu altın beyinler 1930’larda, 1940’larda kendilerine çekici gelen Kemalist ideolojiye gönül vermişler, bu ideolojiye destek vermişler ve Kemalizm de bu üstün nitelikli insanların sırtında yükselmiş.

Nihai analizde her ideoloji, ideologlarının çapı ve uygun konjonktür kadar gelişiyor. Bu üstün nitelikli insanlar 30’larda, 40’larda Kemalist devletin elitist çatısını kurmuşlar ve taşımışlar.

1980’lerde yaşanan temel değişim kanımca artık bu toplumun altın beyinlerine Kemalist ideolojinin çok çekici, heyecan verici gelmemesi ve böylece Kemalist devletin elitist yapısının büyük, çok büyük bir darbe alması.

Devletin çatısında aynı ideoloji durur gibi yapıyor; ama bu ideolojiyi (hatta başka hiçbir ideolojiyi) taşıyacak çapta insanlar burada artık yok ve büyük ihtimal bir daha gelmeyecekler. Bu sürecin bir yerinde, 80’lerin başı diyebiliriz, toplumun altın beyinleri kendilerine daha heyecan veren başka bir şemsiyenin altında toplanmaya başladılar.

Kemalizm ve demokrasi

Bu insanlar daha farklı bir yurttaş–devlet ilişkisi, daha nitelikli bir demokrasi, daha çağdaş sivil–asker hiyerarşisi, daha farklı bir laiklik, etkin işleyen bir piyasa ekonomisi, daha insani bir eğitim vs. istediler ve geleneksel Kemalist çevreler ile, yani devletin çekirdeği ile çatışmaya başladılar.

Bu yeni sivil kesim de aslında köken olarak, tarihsel süreç olarak Kemalist çekirdeğin geldiği yerden başka yerden gelmiyorlar idi; ama her zaman olduğu gibi establishment, müesses nizam içi kavga bayağı sert oldu.

Son yirmi yılın basını aslında ağırlıklı olarak bu kavgaya sahne rolü oynadı.

Yeni elitler daha nitelikli, daha eğitimli özet olarak daha kaliteli idiler; ama unutulmaması gereken, kavganın özünün bir kardeş kavgasından başka şey olmadığı.

Geniş yurttaş kesimleri bu sert kavgayı, ister kardeş kavgası deyin, ister saray içi didişme ya da tahtı ele geçirme mücadelesi deyin, kavga ile aralarına ciddi bir mesafe koyarak izlediler.

Aynı geniş kesimlerin, başta Kürtler ve İslami kökenleri ile politika arasında bağ kuranlar olmak üzere, yeni elitlere belirli bir sempati ile baktıklarına kuşku yok; ama bu sempatinin çok mesafeli bir sempati olduğu gerçeği değişmiyor.

Bu saray içi kavganın her iki kesiminin de toplumsal tabanının çok geniş olmadığını görmek için büyük bir sosyolog ya da siyaset bilimci olmaya gerek yok. Kemalist kesimin demokrasi kavgasını kaybettiği zaten Cumhuriyet’in ilk yıllarından, hadi bilemediniz 1950’den belli.

Yeni elitist kesimlerin durumu biraz daha farklı; ama bu kesimlerin de kendilerine belirli bir toplumsal taban oluşturamadıkları görülüyor.

1990’ların ortasındaki Yeni Demokrasi Hareketi denemesi söz konusu yeni elitist kesimin yaklaşık tümünü, en kaliteli isimleri dışarıda bırakmadan, bir araya getirdi ve sonunda büyük bir hayal kırıklığı yaşandı.

Türkiye’de bir kez daha Asaf Savaş Akat’ı, Mehmet Altan’ı, Cem Boyner’i, Cengiz Çandar’ı, İbrahim Betil’i aynı politik şemsiye altında bir araya getirecek bir hareketin oluşacağını, en azından kısa vadede, zannetmiyorum.

Kemalistler zaten 2000’li yıllarda yeni moda deyim ile “looser”, yani kaybedenler; buna kuşku yok.

Arkalarında sadece sivil ve militer bürokrasinin desteği var; ama daha önce de değindiğim gibi bu güç ne yeni uluslararası denge ne de kalite açısından 2000’li yılları sürüklemeye yeterli değil. Yeni elitistler ise kendilerine siyasal bir taban bulamadılar.

Bu saray içi kavga ortamında ise ilk kez geniş kitleleri temsil eden biri, bu kavgaya hiç itibar etmeden, büyük fark ile galip gelerek Başbakanlık koltuğunu aldı. Yeni Başbakanımızı eleştirenlerin büyük bir bölümü bu çok yeni oluşumu ya hiç anlamadılar ya da içlerine sindirmede güçlük yaşıyorlar. Aslında tüm toz duman arasından sakin bir bakış açısı ile meselelere baktığınızda ortaya çıkan manzara son derece basit.

Kemalistlerin kaybetmesi son derece doğal zira onların artık yeni dünya düzenini kavrayacak kadroları yok.

20. asrın başında iki büyük figür mevcut: Mustafa Kemal ve Enver Paşalar. Mustafa Kemal bugün hâlâ siyasi yaşamın tam da ortasında, Enver Paşa ise artık sadece bir hatıra, üstelik nahoş bir hatıra ise bunun bir tek belirleyici, kalıcı açıklaması var.

Enver Paşa imparatorluklar döneminin kapandığını göremedi, Mustafa Kemal ise dönemin ulus–devlet dönemi olduğunu gördü. Gerisi laf–ı güzaf.

Yeni Enverciler...

Bugünün sözde Mustafa Kemal’cileri ise aynı Enver Paşa gibi davranıyor ve yıldızı kayan ulus–devleti destekleyerek aslında Enverci duruma düşüyorlar.

Yeni elitistler ise yüksek etkinlik düzeyine sahipler; ama siyaset sadece etkinlik ile yürümüyor.

Bu saray içi kavgaya itibar etmeyen geniş kesim şimdilik siyasal sözcüsünü bulmuş gözüküyor.

Bu yeni kesimin de temel sorunu etkinlik ve birikim.

Ancak; temel yönelimin doğru olduğunu, etkinlik ve birikimin kervan yolda düzülürken de kazanılabileceğini düşünüyorum. Keşke temel yönelimi doğru olan kesimin etkinlik düzeyi, birikimi, yaşam ile ilişkisi biraz daha üst düzeyde olsa idi.

Zaten bu da olsa biz de şimdi Yunanistan, İspanya ya da İtalya olur idik.

24.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Hükümet asgari ücrette işverenin baskısına direnmeli SALİM USLU (24.12.2003)

> Korku politikası (24.12.2003)

> İşveren için asıl sorun vergi yükü REFİK BAYDUR (24.12.2003)

> Kur’an öğrenmek suç (mu?) MUSTAFA BAŞOĞLU (23.12.2003)

> Hükümetin asgari ücret politikası popülizm değil SALİH KILIÇ (23.12.2003)

> Köktenci laiklik reforme edilmeli DR. AHMET KEMERLİ (23.12.2003)

> Fransız köktenci laikliğinin arkasında kanlı geçmişi var DOÇ. DR. ÖMER ÇAHA (22.12.2003)

> Ermeni soykırımı endüstrisi İsviçre pazarında YARD. DOÇ. DR. ŞENOL KANTARCI (22.12.2003)

> Saddam sonrası düşündüren sorular FEHMİ HUVEYDİ (22.12.2003)

> 12 yaşında bir dost, güzel ülke Kazakistan Cumhuriyeti ABZAL SAPARBEKOĞLU (21.12.2003)

> Fransa, hürriyetçi tarihine ihanet ediyor BÜLENT KENEŞ (21.12.2003)

> Chirac, Fransa’yı özgürlüklerin ülkesi olmaktan çıkardı ABDULBARİ ATWAN (21.12.2003)

> Laik ve dinî haklar TİMUR YUSKAEV - MATT WEİNER (21.12.2003)

> Chirac’ın yasak önerisi üniversiteleri hiç kapsamıyor AV. KEZBAN HATEMİ (20.12.2003)

> Fransa’da laiklik çıldırdı MADELEINE BUNTING (19.12.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.