| |
Kim ne arıyor, ne istiyor?
Demokrasi, her türlü uygulamasının müşterek hüviyetiyle, bir zaruret. Çağın, zamanın zarureti. İnsanlık, bir sürü çalkantıdan sonra, hayatının bir yönüyle ilgili olarak oraya varmış. Bir bileşke halinde ortaya çıkmış. “En az kötü olan” sözü, gelişimi vurgular. Geliştirilmeye elbette ki muhtaç. Bünyesindeki zaruret de bu.
“Neyle bağdaşır, neyle bağdaşmaz” yoklamaları yanlış bir mantığın ürünü. Başlı başına bir sonuç değil demokrasi. Kıyas edilebilir birçok kültürel–fikrî ilgilerin bağlandığı değerlerle ve onların kavramlarıyla elbette ki münasebeti var. Etkileşim, tarihin en dinamik unsuru. Ama, “burada bu var, şurada bu” kıyaslamasına konu teşkil edecek bir alternatif gibi yorumlanması, bütün fikrî arayışların önünü tıkar. Bazıları geçmişte bunu çeşitli ideolojik tutkular ve bağlanışlar adına yaptı, yanlış yaptı. Şimdi anlar gibi oldular ama, bu defa da başka izah sıkıntıları içine düştüler. Çünkü “olmuyor”u görmek başkadır, “nasıl olur, oluyor?”un pozitif muhtevasını bilmek başkadır.
Türkiye demokratik gelişmesini sürdürecek. Ne kadar gayreti ve dolgunluğu olursa, o nisbette sürdürecek. Engellemek sadece geciktirmek anlamına gelir ve ödenecek bedelleri büyütür. Kimse alıp Türkiye’yi bir başka yöne sevk edemez. Değişimin ve gelişimin kuralları masa başında farklılaştıralamaz.
“Avrupa Birliği zorla getirir, bir başka zorla götürür” türünden yaklaşımlar ciddiyet taşımaz. Amerika’da bilmem nereye zorla demokrasi götüremez. O bileşkenin bir sürü unsuru var ve onları kendi şartları içinde kendi ölçülerine göre farklılaştırmadan kayda değer bir sonuç doğmaz.
Antidemokratik hevesler ve hareketlenmeler hep var oldu, şimdi de var. Sesleri çıksa da çıkmasa da onların varlığı genel dengede bir ağırlığa zaten sahip, onların yapısı zihniyeti değişmedikçe, durdurucu ve geciktirici fonksiyonları, farklı kanallarla ve metotlarla hükmünü icra edecektir. Konjonktürel dalgalanmalar, bir helezonun kurumları gibi gidip gelir ve kendi ritmi içinde yürür. O “şimdi geldi şimdi gitti” değildir. Genel dengedeki tabii seyirdir o. Siz özlere, keyfiyetlere bakın.
Oradaysan, düşüncen öyle ise, sen olumsuz katkı zerk etmenin yolunu bulursun. Kavga etmeden de bulursun. Dost geçinerek de bulursun. Uyum sağlama kamuflajı altında da bulursun. Ama genel denge, sana rağmen güçlendikçe; ağırlığın azalır ve hangi metodu denersen dene, etkisizleşmeye doğru gidersin. Yahut özünde, zihniyetinde, yapında bir gelişme olursa, bu defa olumlu katkı neşretmeye başlarsın. Yani “istersem öyle yaparım, istersem böyle” değil. Sen her türlü şeyi isteyemezsin öyle! “İsteme”nin belirleyici ve sınırlayıcı şartları var. Bir adam, şu dakikada gönül adamı gibi davranıp, bir dakika sonra zalim olabilir mi? Seciyeler ve seviyeler öyle kolay değişmez; irade burada fazla hür değildir.
Bazı insanlar vardır, bir noktada değişmeye çalışırlar. Kafa yapısı, bağlandığı değer hükümleri (yahut bazı değer hükümlerine bağlanış yorumları) değişmedikçe sen o noktada değişmez, değişemezsin kardeşim.
Şimdilerde Avrupa Birliği pek de demokratik görünmemeye başladı! Hani bize zorla tam demokrasiyi getirecekti? Yıllar önce söylemiştim: “Batı, AB’si ile ABD’si ile, bizim demokratik gelişmemizin özel engellerini ve zaaflarını, hem de demokrasi adına onaylayabilir.”
... Çok önemli bir kavşak noktasına yaklaşıyoruz. Bütün dünyada çok önemli değişiklikleri hazırlayan ve olgunlaştıran (teşhissiz) gelişmeler hem de çok gürültülü biçimde fokurdayıp duruyor. Bunu görmeden, buna hazırlanmadan, birtakım sabitelerin dar hendesesinde sıkışıp kalanların kendi aklıyla ve iradesiyle değişeceklerini sanmak boş hayaldir.
25.12.2003
|