|
CHP’nin İslam kültürü ile imtihanı
CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, evvelki gün Meclis’te aynen şöyle diyor: İslam kültürü asla bizim öz kültürümüz değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel temelleri Türklük temeline dayanır. Bu da Anadolu kültürüdür.
Güler misin, ağlar mısın bu sözlere. Topuz’ un bu kaçıncı gafıdır; bilemiyorum. CHP yöneticileri bu tür laflarla muhalefet yaptığını sanıyor, iktidarı yıprattığını düşünüyorsa aldanıyor; çünkü bu tarz cümleler hem ilmi bir gerçekliğe dayanmıyor hem de CHP’ye zarar veriyor. Gerçi Topuz vaziyeti kurtarmak istiyor; ancak konuştukça batıyor. ‘Bu Anadolu kültürü başka kültürlerle de etkilenerek gelişmiş ve çok farklı bir boyut kazanmıştır. İslamiyet bizim kabul ettiğimiz bir dindir; ancak Arap kültürü bizim kültürümüz değildir.’ sözleriyle ne demek istediğini güya açıklıyor. Belli ki Başkan Vekili’nin kafası karışık ve kavramları birbirine karıştırıyor.
Sanki bu kargaşa solun kaderi. Ne zaman ‘inanca saygılı sol’ söylemleri mesafe alsa, iç tepkiler partiye yanlış üstüne yanlış yaptırdı.
Uzağa gitmeye gerek yok. 18 Nisan 1999 seçimleri sonrasında Deniz Baykal köşesine çekildi. Siyasete dönerken ‘Dervişler çile çekmek için kapanır, ben de iç muhasebemi yaptım.’ diyerek yeni vizyonunu ortaya koydu. 30 Eylül Kurultayı’nı kazandıktan sonra söylediği şu cümlelere dikkat edin lütfen: ‘Laikliğin dine ya da dindarlara karşı sunulması iftiradır.’ Halka mal olmak isteyen sol için doğru bir çıkış noktasıydı bu!
Aslında bu ‘değişim’ Deniz Bey için yeni değildi. 1992’de CHP yeniden açılırken kurultayda söylediği şu cümleler siyaset meydanında uzun zaman yankılanmıştı: ‘Başörtülü ile diskodaki genci barıştıracağız.’ Baykal’ın Bosna’ya gitmesi, oradaki mazlum kadınlara eşarp hediye etmesi ve soranlara eşarbı saflığın ve temizliğin simgesi olarak gördüğünü söylemesi belli bir çizginin yansımasıydı.
Deniz Bey yalnız değildi bu yolda. CHP, 99 seçimlerinde barajın altında kalmıştı. Bunda, 28 Şubat süreci içinde partinin gerilimden yana tavır koymasının ve dindar zümreleri üzmesinin de payı vardı. Baykal’ın yokluğunda partiye liderlik eden Altan Öymen ve yanındaki diğer yöneticiler (Ertuğrul Günay, İnal Batu, Haluk Özdalga, Tuncay Alemdaroğlu) 31 Aralık’ta iftara katıldı. Olay, Hürriyet’in ‘CHP’den iftar devrimi’ başlığı ile duyuruldu. Öymen, kendini NTV’de şu sözlerle savundu: ‘Zannederler ki CHP’liler din duyguları güçlü olmayan insanlardır. Ama şimdi belli ölçüler içinde, bu yanlışı düzeltme gayreti içindeyiz.’
İşte kıyamet bu açıklamalardan sonra koptu. Birilerinin ayağına basmıştı parti yönetimi. Aşırı laikçilikle suçlanan Türkan Saylan, Öymen’e ağır bir mektup yazarak ‘din sömürüsü’ suçlamasında bulundu. Oktay Akbal’ın sert yazısı, Murat Karayalçın’ın ayıplayıcı açıklaması, Fikri Sağlar’ın laiklik vurgusu vs. CHP yönetimini zor durumda bıraktı. Daha açıkçası tarih tekerrür etti. Halkla bütünleşmek için dine yakınlaşmak isteyen sol bir parti, içerden esen sert rüzgarlar neticesinde kendini ıssız bir adada buluverdi.
Önümüzde bir yerel seçim var. CHP yine sancılı. Barajın altında görünmek istemiyor. Baykal’ı dün hizipçilikle, hırçınlıkla suçlayan sol kadrolar, onu şimdi ağırbaşlı muhalefet yapmakla itham ediyor. Halbuki Türkiye çok zor bir sınavdan geçiyor; kavga çözüm değil. Duyarlı bir sol partiye ihtiyaç olduğu da kesin. Ancak görünen o ki parti içindeki bir topluluk, seçim öncesi gerilimi artırmak istiyor. Laiklik üzerinden tırmandırılmak istenen çatışmaların yanlış olduğunu anlamak için uzman olmak gerekmiyor. Muhalefet yapacağım derken İslam için ‘asla bizim öz kültürümüz değildir’ demenin mantığı var mı Allah aşkına!
25.12.2003
|