| |
Türk’ün kara talihi ve beyaz rengi
Osmanlı tarihinde Celalî ayaklanmaları olarak bilinen ve bilhassa XVI. yüzyıldan sonra sık sık tekrarlanan isyanların bazıları hiç şüphesiz Anadolu'daki Türk varlığının devleti ele geçirmiş olan devşirme anlayışa başkaldırısı gibi de anlaşılabilir.
Elbette devlete isyan eden veya kişisel çıkarları etrafında eşkıya toplayarak devran sürmek isteyen Celalî liderleri vardı ve Osmanlı vezirlerinin bunlar üzerine ordu göndermeleri haklı gerekçelere dayanıyordu; ne var ki zaman zaman gerek devşirme vezirlerin ard niyetleri, gerekse Anadolu'daki sosyal hareketlenmeler bu isyanların farklı biçimde yorumlanarak gizli hesaplaşmalara ve devlette çeteleşmiş menfaat çatışmalarına da dönüştürüveriyordu. Anadolu'dan bakıldığında bir devşirme zulmü gibi görünen bazı uygulamaların merkezden bakıldığında da çok zaman bir hakimiyet mücadelesi ve otorite gayreti fotoğrafını vermesi kaçınılmazdı. Anadolu'daki her Celalî ayaklanmasına bu gözle bakılamazsa da, arada sırada ihtilal çapında Türklük gayretinin peşine düşüldüğü de olurdu.
Devşirme paşaların devlet içinde önemli görevler almaları bir yandan Osmanlı'nın özgürlükçü ve komplekssiz bir devlet olduğunu gösterse de diğer yandan bunlar arasında gizli emeller ve ard niyetlerle devletin içini oyma fikri taşıyanlar çıkabiliyordu. Yetkiyi kullananlar gizli emellere hizmet eder konuma gelince ister istemez kendini ülkenin sahipleri görenler de buna karşı çıkacak ve güçler çarpışmaya başlayacaktır. Osmanlı tarihinde maalesef bu çatışmalarda otorite hep halka galip gelmiş, devşirme emelleri Anadolu insanını sahnenin dışına itelemiştir. Yazık ki padişahların pek çoğu da bu tutumu kabullenmişler, yahut kabullenmek zorunda kalmışlardır.
Devşirmeliğin Osmanlı içindeki iktidar göstergesi Türkleri yetkili makamlardan uzaklaştırmakla yola çıktı. O kadar ki Türkler XVI. yüzyılın sonundan itibaren, olsa olsa en uzak vilayetlerde beylerbeyi olabiliyor, oradan merkeze yaklaştırılmadan ya azlediliyor, ya ömrünü tüketmesi bekleniyordu. Kubbealtı'ndaki Divan-ı Hümayun'da bir tek bile Türk soylu vezir bulunmuyordu. Defterdarlık, nişancılık gibi bileğinin hakkıyla yükselen Türk devlet adamları da sadrazamlıktan hep mahrum tutuluyorlardı. Öyle ki vezirlik ve sadrazamlık neredeyse Balkan devşirmeleri ile Boşnaklara özgü idi. Kanuni'nin damadı Frenk İbrahim Paşa'dan ve Sokollu'dan sonra sadrazamlığa getirilenler hep gayr-i Türk unsurlardan idiler. Osmanlı lisanında tekerleme haline getirilen bazı Türklük aleyhtarı söylemler ile Türklerin kaba, köylü, dağlı oluşlarına dair teoriler hep bu riyakar lobi tarafından üretiliyor ve hiyerarşik katmana öylece kabul ettiriliyor; bu husustaki gizli propagandaların sürekli canlı tutulmasına çalışılıyordu. O zamanın merkeze yakın elit sınıfı sayılabilecek bu lobiye mensup bir kişi, iş başına gelir gelmez, önemli mevkilere kendi soyundan, gizli dininden ve fikrinden yandaşlarını getiriyor, Türk unsuru da bir yolla çarkın içinden tasfiye etmenin yolunu arıyordu. O kadar ki XVII. yüzyıl başında bütün timar ve zeamet sistemi Türklerin elinden çıkmış, Anadolu Türklüğü gayr-i Türk unsurların tahakkümünde bırakılmıştı. Kendi yurdunda reaya konumuna düşen bu insanların, yazık ki Türkçe bilmeyen, din iman konularında zır cahil, okuması yazması bulunmaz bazı devşirme mirliva ve beylerbeyi huzurunda dert anlatmak zorunda bile kaldığı zamanlar olmuştur. Öyle ki kendisi vezirlik makamına yükselen bir devşirme, derhal memleketinden babasını, amcasını, damadını vs. yanına çağırtıyor, onu sureta kelime-i şahadet ile Müslüman yapıyor ve ertesi gün de beylerbeyi olarak atamasını imzalayabiliyordu. Vaktiyle Kur'an'ın emri gereği eşitlik isteyen, hizmetleri karşılığında mükafatlandırılma bahsini açan, bu uğurda en yüksek sesleriyle bağıranlar, iktidarı ele geçirdikten sonra aynı avazları dillendiren Türkleri duymaz oluyor, onlara eşitlik yerine tahkir, mükafat yerine gözdağı vermeyi yeğliyorlardı. Osmanlı soyunun mensuplarını bile rahatsız eden bu tutum maalesef bir tür derin devlet olarak her padişah döneminde devam edip geliyordu. Sultanların başka nedenlere bağlı olarak Türk hanımlar ile evlenmeme teamülü de onların ekmeğine yağ sürüyor, hele din ve millet gayreti güden Hürrem (Roksalan) gibi, Safiye (Safo) gibi hanım sultanların varlığıyla da destek buluyordu. Anadolu Türklüğü bu tahakküme başkaldırmak için ayaklandığı zaman da (Mesela 1599 Ağustos'undaki Karayazıcı hareketi veya tarihlere "Zorba Hareketi" olarak geçen 1603 yılı Kasım'ında İstanbul sokaklarında süren mücadele) derhal tepelenmesi için sayısız asker gönderiliyor, kurunun yanında yaş da yakılarak halkın sindirilmesi sağlanıyordu. Daha sonra bu çekişmeler Yeniçeri ile Sipahi ocağı arasına sıçrayacak, XVII. yüzyıl boyunca birbirlerini tenha yakaladıkça öldürmeye başlayacaklar ve Yeniçeriliğin kaldırılışına kadar da gizliden gizliye sürüp gidecektir.
Devşirme ideolojisinin temeli, ırk anlayışının ve milliyet duygularının henüz dillendirilmediği çağlarda, parsayı toplama adına Türk unsurunu yönetimden uzak tutma üzerine kurulmuştu ve yüzyıllarca bunda da başarılı olundu. Bunun için zamanın şartlarına göre önemli kurumlarda kendi görüşlerinde insan bulundurmayı ve özellikle de toplumu yönlendirici kurumları asla Türklere bırakmamayı yeğlediler. Zaman Türkler için Osmanlılıktan Cumhuriyet'e dönerken onların çoğunu moda dünyası, iletişim, basın, yayıncılık, gazetecilik, sinema, reklamcılık, güzel sanatların bazı kolları vs. içinde gördük. Ta ki eski saltanatın gücünü bu yolla kullanabilsinler. Bugün Cumhuriyet sayesinde iktidara gerçek Türkler sahiptir ve artık biz Osmanlı müsamahasında yeşeren o gövdelere Beyaz Türkler diyoruz. Hatta lobilerinin ekmeğine yağ sürecek biçimde zaman zaman onlara güç atfedecek böyle yazılar da yazıyoruz.
BİR KİTAP OKUDUM
Belgesel roman tadında bir anlatım ile Güneydoğu'da dökülen kardeş kanının ve bölücü terör örgütü PKK ile Mehmetçiğin amansız mücadelesinin çarpıcı öyküsü... E. Kur. Alb. Necati Ucuzsatar'ın kendi hatıraları ve Güneydoğu sorunu üzerine askerce değerlendirmelerini de içeren kitap, yazarının samimi üslubu ile dikkat çekiyor. Üçüncü cildi okuyup bitirdiğinizde, Güneydoğu olaylarının perde arkasında neler yaşandığına dair sağlam ve vatansever bir görüşünüz oluşuyor.
25.12.2003
|