IIrak’ı çeyrek yüzyıl diktatörce yöneten ve uluslararası sistemle giriştiği inişli çıkışlı ilişkiler sonucunda “insanlığın en büyük düşmanlarından” biri ilan edilen Saddam Hüseyin’in işgal güçlerince yakalanması kuşkusuz tarihî öneme sahip bir olay.
Saddam’ın yakalanmasının iç içe geçmiş bulunan Irak’ın işgali, Ortadoğu’nun yeniden yapılanması, Amerika’nın terörle savaşı ve askeri tek taraflılığının tesisi süreçlerine değişen oranlarda etkisi olacağı açık.
Bu gelişmenin yansımalarının Irak, uluslararası sistem ve Türkiye açılarından ele alınması önümüzdeki dönemin getireceği sorunları anlamayı kolaylaştırabilir.
Şii faktörü etkili olabilir
Saddam sonrası Irak açısından en önemli tartışma işgale direnişin alacağı şekil üzerinde yapılmakta. Çok çeşitli motivasyonlarla hareket eden direnişçiler olmakla birlikte kabaca üç grup altında toplanabilirler. İşgale ve işgalin sonuçlarına karşı çıkan dinî–milliyetçi motiflerle öne çıkanlar; Irak’ta Amerikan emperyalizmine karşı savaşmak için uygun ortam bulduğunu düşünen uluslararası gruplar; ve Saddam yanlısı olarak nitelenebilecek eski askerler, Saddam’a yakın aşiretler.
İlk iki grup için Irak’ta işgalin başından beri Saddam sonrası dönem yaşanmaktaydı. Saddam’ın yakalanışı üçüncü grubun ancak direncini kırabilir ve sonuçta direnişe ciddi bir tesiri olacağını söylemek zor.
Öte yandan Saddam’ın yakalanışının bir anlamda tüm Irak’ta kanlı–otoriter yönetimin kötü tarihî hafızasına karşı bir çeşit terapi etkisi yarattığı söylenebilir. Kürt ve Şii grupların, Sünni Araplara karşı intikam duygularını beslediği spekülasyonları yapılmakta. Şii gruplarını bu yönde sabırlarını besleyen faktörün Irak’ta demokratik bir yönetim modelinin ortaya çıkması ile kontrolün kendilerine geçeceği beklentisi.
Saddam’ın yakalanması...
Saddam’ın yakalanması uluslararası sistemde olumlu bir gelişme olarak algılandı. Ancak vurgulanması gereken birbirine benzer olumlu mesajların Irak’ın işgali üzerinden derinleşen Atlantik’in iki yakası arasındaki kırılmaya son veremeyeceği. Saddam üzerinden Amerika’nın önce desteklediği, sonra kontrolden çıkan ve nihayetinde yine Amerikan müdahalesi ile sonu getirilen bir diğer diktatör örneği gördük.
Geçmişte değişik bağlamlarda sıkça rastladığımız bu döngü, Amerikan yönetiminin bir grup Avrasya ülkesi ile günümüzde yürüttüğü ilişkiler dikkate alındığında gelecekte de karşımıza çıkabilecek.
Aynı döngüsel sürecin bir diğer parçası uluslararası sistemin diğer etkili aktörlerinin Saddam örneğinde Rusya Federasyonu ve Fransa’nın oldukça cazip ticarî ilişkilere girmeleri. Bu açıdan Primakov’un işgalden hemen önce Irak’ı alelacele ziyareti anlamlıdır. Uluslararası sistem açısından bir diğer açmaz ise Saddam’ın Kürtler ve Şiilere yönelik katliamlarının uzunca süre göz ardı edildikten ve Saddam’ın yakalanmasından sonra gündeme getirilmesi. Demokrasi ve güvenlik adına atılan adımların başka hedeflerin bahanesi olduğu yönünde bir samimiyetsizlik imajı oluşmakta.
Türkiye ve korku politikası
Türkiye açısından bakıldığında ise korkular üzerine inşa edilen ve sürekli pozisyon değiştirmekten ibaret Irak politikasının gözden geçirilmesi gerekmekte.
Saddam’ın yakalanmasından sonra Kürtlerin ve Şiilerin etkisini artırabileceği ve Irak’ın federal bir yapıda otonom bölgelere ayrılması tartışmaları Ankara’nın güvenlik kaygılarını artırabilir. Ancak bu kaygıların yön verdiği yaklaşımlardan ve içine düşülen kısır döngüden çıkmanın zorunluluğu ortada.
Bölgesel ve uluslararası realiteler Irak’ın bölünmesi lehinde gözükmemekte. Kuzey Irak’ın güçlü Kürt gruplarının olabilecek en geniş yetkiye sahip bir otonomi için mücadele edecekleri bilinen bir gerçek. Öte yandan Kürtleri federal bir Irak fikrinden tam bağımsızlığa yöneltecek tek etki yeniden bu grupların güçlü merkezi yönetim altında yaşayacakları dayatması olabilir.
Kuzey Irak uluslararası sistem ile ilişkilerinde çok dikkatli olmalı ve mevcut ortamda uluslararası sistemin Ortadoğu’da bir Kürt ulus–devletini desteklemeyeceklerini öngörmeliler.
Diplomatik ve insani ilişkiler
Ankara için en anlamlı politika işgalin bir an önce son bulması ve Irak halkının iradesi ile ortaya çıkacak yeni yapının tesisi yönünde atılacak adımlar üzerinden geliştirilebilir. AK Parti ABD’ye hayır diyen ikinci tezkere sonrası düştüğü panik ortamından görece de olsa kurtulmuş gibi. Irak’a asker gönderilmemesi de bu açıdan olumlu bir adım. Irak’tan Türkiye’ye yayılabilecek bir istikrarsızlık dalgası Irak’ın içinde önlenmeli.
Türkiye Irak’ın ticaret ve eğitim hayatında önemli roller oynayabilecek potansiyele sahip ve kaçınılmaz olarak bu potansiyel yakın gelecekte Irak’ta aktif hale dönüşecek. Söz konusu istikrarsızlık dalgasını önlemenin yolu askeri güvenlik yaklaşımlarının ötesinde, daha insani bir diplomasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerden geçiyor.
Son olarak ise Türkiye içinde bulunduğu geniş coğrafyada diğer potansiyel Saddam adayı otoriter ülke liderleri ile ilişkilerinde Irak’ın son çeyrek yüzyılını bölgesel ve uluslararası politika açısından gözden geçirerek şekillendirmeli. Aksi takdirde diktatörleri destekleme imajı 21. yüzyılın ne etik, ne de stratejik öncelikleri ile örtüşebilir.
FATİH ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
25.12.2003
|