Ömer Kavur'un Altın Portakal galibi filmi "Karşılaşma" nihayet vizyonda. Film, hem sıkı bir olay örgüsü arayanlara hem de kavramlar üzerine düşünmeyi sevenlere hitap etme potansiyeline sahip. Bir yönüyle, bir cinayetin ardındaki sırların araştırıldığı polisiye öykü, bir yönüyle de zaman, gerçeklik ve kader hakkında açılımlar sunuyor "Karşılaşma". Dileriz film, geç geldiği salonlarda uzun süre kalma şansı bulur.
Film, kemoterapi tedavisi gören mimar Sinan (Uğur Polat) ile kumarhane işleten Mahmut Saygıner'in (Çetin Tekindor) 'karşılaşma'sıyla başlıyor. (Filmdeki tüm isimlere dikkat lütfen!) Sinan, iki yıl önce 18 yaşındaki oğlu Cem'i motosiklet kazasında kaybetmiştir. Mahmut'un ise yıllardır aradığı biri vardır ve hesaplaşmalarının verdiği acı yüzünden yaşamına son vermek istemektedir. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve geçmiş yüzünden acı çeken bu iki adam arasında garip bir dostluk kurulur. Aradığı kişiden haber alan Mahmut, İstanbul'u terk ederken Sinan, aranan kişinin, fotoğrafını gördüğü bir kadın olduğunu sezer. Bu arada Mahmut'un, gittiği adada öldürüldüğünü öğrenir ve dostunun ölümünü araştırmak üzere adaya gider. Önce, yitirdiği oğlunun imgesini bulduğu bir delikanlıya, sonra da fotoğraftaki kadına, ‘Aslı'ya rastlar. Adada ‘karşılaşma'lar birbirini izler.
Karşılaşmaların adada yaşanması bir tesadüf müdür acaba? Adayı gösteren bütün kartpostallarda "Gelecek buradadır" yazar. Geçmişinden müşteki insanlar için bundan daha cazip bir ifade olabilir mi? Elbette adanın anlamı herkes için aynı değildir. Mahmut ve Sinan oraya, geçmişleriyle karşılaşıp yeni bir gelecek bulma ümidiyle giderken, adada doğup büyümüş Osman (İsmail Hacıoğlu) için, bir an önce kurtulunması gereken bir yerdir ada; çünkü onun da hiç sevmediği geçmişi, etrafı sularla çevrili o kara parçası üzerindedir. Bu açıdan bakınca yönetmenin ‘iki adamın hayat hikayesinin kesişmesi' tanımına, bir üçüncü erkeği, Osman'ı da eklemek gerek. Kavur'un filmlerinde başta gelen unsurlardan ‘zaman'ın üç hali, bu üç erkek üzerinde simgeleşiyor. Eski köstekli saatiyle geçmişinde kalmış Mahmut, bozulan eski saati ‘yeni model camla' tamir ettirerek geçmişten geleceğe uzanmaya çalışan Sinan ve motosikletiyle zamana meydan okuyan, geleceğe meftun Osman... Bir de adanın meşhur pervaneleri var. Ömer Kavur'a film yapma fikrini veren ve afişte arz-ı endam eden o pervaneler işte; saatin ibrelerinin dönüşünü hatırlatan ve çıkışsızlığı ifade eden...
Filmin, üzerinde önemle durduğu bir nokta da ‘gerçeklik'. Yönetmen, Sinan'ın adadaki yeni yaşamından bahsederken "Bu bir mucizedir adeta." diyor. Hangisine inanalım; gerçeğe mi gerçeküstüne mi? Her işaretin anlamı olabilir mi ya da nereye kadar tesadüflere yüz sürebiliriz? Bu noktada işaret parmağımla bir yeri gösteremem, her seyirci buna kendisi karar verebilir ancak. Ama bir de gerçek ve gerçeğin görüntüsü meselesi var. Sinan, "sûret"ten Aslı'ya ulaşırken Osman, elindeki kamerayla gerçekliği kendince kurguluyor. Son çekiminde "Ben Osman" diyor, "Bu filmin yönetmeni." Kendi öyküsünü yazmak, kendi gerçekliğini yaşamak isteyen bir genç olarak. Genç demişken, İsmail Hacıoğlu'nun ‘Osman' rolüyle aldığı (ve gerçekten yerini bulan) "Umut Vaat Eden Genç Oyuncu" Altın Portakal ödülünü hatırlatmakta fayda var. Filmin galasından önce yerinde duramayan ve yüzünden heyecanlı gülüşünü eksik etmeyen İsmail'den bu kadar iyi bir oyunculuk beklemediğimi itiraf edebilirim. Uğur Polat, Çetin Tekindor, Lale Mansur ve Aytaç Arman içinse zaten söylenebilecek fazla bir şey yok. Ancak filmin, her sahnesiyle bire bir örtüşen müziği için Tamer Çıray'a "ellerine sağlık" demeyi ihmal etmeyelim.
Elif Tunca
26.12.2003
El Mariachi efsanesi sürüyor
Daha önce ‘El Mariachi' ve ‘Desperado' filmleriyle ün kazanan Antonio Banderas, bu kez serinin üçüncü filmi "Bir Zamanlar Meksika'da" ile seyircinin karşısına çıkıyor. Efsaneleşen gitarlı kahramanın maceralarını bu kez devrim, hırs ve intikam süslüyor.
Bir önceki bölümde başına gelen trajedi yüzünden inzivaya çekilen El Mariachi kendi halinde bir hayat sürmektedir. CIA ajanı Sands'in baskılarıyla çekildiği yerden çıkmak zorunda kalır. Şeytan ruhlu kartel kralı Barrillo, Meksika başkanına yönelik bir suikast planlamaktadır. Bu işi önlemek yine El Mariachi'ye düşecektir. Güvendiği iki arkadaşıyla birlikte girişecekleri işte, hem yarım kalan bir kan davası bitmiş olacak hem de başkan suikasttan kurtulacaktır.
Çekimleri Meksika'da sadece 7 hafta süren film, adeta bir ünlüler geçidine dönüyor. Antonio Banderas'ın yanı sıra Johnny Deep, Salma Hayek, Mickey Rourke ve Eva Mendes'ten oluşan filmin kahramanları arasına dünyaca ünlü pop star Enrique Iglesias da katılıyor. Filmin gizli kahramanı ise senaryoyu yazan, filmi yöneten, görüntü yönetmenliğini, prodüksiyon tasarımlarını, kurguyu ve müziğini yapan Robert Rodriguez diyebiliriz. Yönetmenliğe, Sergio Leone’nin meşhur “İyi, Kötü ve Çirkin” ve “Bir Avuç Dolar İçin” filmleri sayesinde ilgi duymaya başlayan Rodrigez, son Mariachi filmini de bu yönetmene ithaf etmiş. Hatta Desperado’yu çektiği günlerde, kendisini üçleme konusunda destekleyen dostu Quentin Tarantino da, yapacağı çalışmayı “Bir Avuç Dolar İçin” filminin de yer aldığı üçlemeye benzetmiş. Senaryoyu yazarken FBI'da çalışan amcasının anlattığı öykülerden etkilendiğini söyleyen Rodriguez, "Bir Zamanlar Meksika'da" gerçeklerle fantezilerin birleştirdiği bir film ortaya çıkarıyor. Aksiyonseverler için haftanın iyi filmlerinden biri olabilir.
BİR ZAMANLAR MEKSİKA’DA Yönetmen: Robert Rodriquez Oyuncular: Antonio Banderas, Johnny Deep, Salma Hayek
HAFTANIN FİLMLERİ
/ FATİH SELVİ
26.12.2003
Aman aileme birşey olmasın!
Karı koca ikisinin de ayrı hayalleri vardı; ama hep hayal olarak kalmıştı. Kadının hayalinde aktrislik vardı, erkek ise romantik konular kaleme alan bir yazar olmayı düşlemişti.
Ama hayatın acımasız çarkları onları da içine alır, bir o yana bir bu yana savurur. Umutlar ve düşler gündelik hayatın içinde kaybolup gider. Giulia (kadın) bir lisede öğretmen, Carlo (erkek) bir finans şirketinde yönetici olarak çalışmaktadır. Ergenlik dönemindeki kızlarının hayali, televizyon yıldızlığıdır. Kızın vurdumduymaz tavrı küllenen bütün 'düş'lerin üstünü açmaya yetecektir. Aile yok olmanın sınırına kadar gelir; ama sınırdan döner. Genç İtalyan yönetmen Gabriele Muccino'nun ‘Beni Unutma' filmi ile bugünlerde gösterimde olan Ferzan Özpetek'in ‘Karşı Pencere'si ele aldıkları konu açısından birbirine oldukça yakın bir temayı işliyor. İkisi de İtalya'da yaşayan yönetmenlerin, özellikle ‘aile' kurumunu odağa almaları bir tesadüf olmasa gerek. Karşı Pencere'de Ferzan Özpetek ‘aile'yi biraz daha birleştirici ve korunaklı bir yer olarak seçerken Muccino, çelişkilerini öne çıkararak ‘aile' kurmanın zorluklarına değiniyor. Ama temelde iki yönetmen de ‘aile' kurumuna karşı saygılı bir tavır sergiliyor. En son ‘Son Öpücük' adlı filmini izlediğimiz Muccino, geçtiğimiz yıl İtalya'da ödüllerin birçoğunu toplamış sevilen bir yönetmen. Muccino’nun yeteneğini, Fabrizio Bentivioglio, Laura Morante ve Monica Bellucci’nin oyunculuk performansı destekliyor. Beni Unutma, hayata dair çizdiği ‘pembe' yerine siyah romantizmiyle ilginizi çekebilir.
26.12.2003
Günahını sat, huzur içinde öl!
Yüzyıllardır kilise içinde gizli bir tarikat varlığını sürdürmektedir. Papaz Alex ise oldukça ‘cool' takılan, kilise tarafından aforoz edilmiş bir dönektir. Roma'da yaşayan babasının öldürülmesi üzerine kendini Roma'da bulur.
Yaptığı araştırmalarla gizemli birine ulaşır. ‘Günah Yiyici' olarak tanınan William Eden, 500 yıldır başkalarının günahını devralarak yaşamaktadır. Ölmek üzere olan insanların ruhlarını işledikleri günahlardan arındırarak ‘öteki' âleme rahat gitmelerini sağlar. Eden, aslında kendini ‘tanrı' sanan şeytanın ta kendisidir. Artık çok istediği ve tadına vardığı ‘ölümsüzlük' illetinden kurtulmak isteyen Eden, görevi Alex'e devretmek ister. Alex ise ölümsüzlük yerine kısa ömrü ve aşkı seçmiştir. Brian Helgeland’ın yönettiği ‘Günahların Bekçisi’, İncil'in, insanlarca ne kadar tahrif edildiğini görmek açısından başarılı. Bugün olmadığını düşündüğümüz bu anlayış Katolik Kilisesi'nin çok güçlü olduğu orta çağda kendini göstermiş; ama yönetmen bu konuyu özellikle günümüze taşıyarak ‘ölümsüzlüğü' arzulayan insanoğluna ne kadar boş bir hayal peşinde olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu konulara meraklı olanların dışında fazla ilgi çekmeyecek bir film. Filmde Heath Ledger, Shannyn Sossamon, Benno Fürmann rol alıyor.
26.12.2003
Sanat eleştirmeni Sezer Tansuğ için anma günü
Sanat eleştirmeni Sezer Tansuğ, ölümünden beş yıl sonra "Eleştiride Karşıtı Arayan Adam" başlıklı bir açıkoturumla anılacak.
27 Aralık Cumartesi günü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı ve Sezer Tansuğ Sanat Vakfı'nca düzenlenecek programa, konuşmacı olarak Prof. Dr. Kaya Özsezgin, Doç. Dr. Canan Beykal ve ressam Ömer Uluç katılacak. Sanat tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu'nun yöneteceği açıkoturumda, Türkiye'deki sanat eleştirisi tarihine Tansuğ'un katkısı tartışılacak. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde yarın gerçekleşecek programın başlama saati 14.00. Etkinlik kapsamında ayrıca, "66 Kare: Geleneksel Kültüre Çağdaş Yorum" resim sergisi de ziyarete açılacak. 1930 Erzurum doğumlu olan Tansuğ, sanat tarihi eğitimi aldıktan sonra yönetmenlik, metin yazarlığı ve akademisyenlik yaptı. 1995'ten itibaren Zaman’da yazmaya başlayan Tansuğ, 17 Mart 1998'de vefat etti. (212 243 79 03) Kültür-Sanat
26.12.2003
Ankara, festivali 'Beyaz Geceler' le uğurlayacak
Ankara Uluslararası Film Festivali, film gösterimleriyle devam ederken, sinemaseverler de ‘beyaz geceler'e hazırlanıyor.
Festivalin klasiği haline gelen ‘beyaz geceler'de izleyiciler, 27 Aralık Cumartesi gecesi saat 24.00'ten sabah 6.00'ya kadar 3 film izleyecek. Her yıl büyük bir ilgi ile karşılanan etkinlik, aynı zamanda festivalin son programı. Gecede korku türünü Alain Corneau'nun 2003 Karlovy Vary Film Festivali 'En İyi Kadın Oyuncu' ve mansiyon ödüllü filmi "Korku ve Titreme" temsil ederken, Pedro Almodovar da "Kika" adlı komedi filmiyle 'beyaz geceler'de olacak. ‘Beyaz geceler'in son konuğu ise "Çılgın Aşk" filmiyle Vincente Aranda. Aranda'nın filmi de ‘En İyi Kadın Oyuncu' dalında 2002 Sinema Yazarları Topluluğu CEC ödülü sahibi. Bu yıl 15. kez Ankaralılarla buluşan festivalin ‘Ulusal Kısa Belgesel' ve ‘Ulusal Uzun Metrajlı Film' yarışmalarının ödülleri de cumartesi günü açıklanacak. ‘Ulusal Uzun Metrajlı Film' dalında bu yıl Ziya Öztan'ın ‘Abdülhamit Düşerken', Derviş Zaim'in ‘Çamur', Reis Çelik'in ‘İnat Hikayeleri', Hakan Haksun ve Ercan Durmuş'un ‘Kolay Para', Ümit Cin Güven'in ‘Metropol Kâbusu', Ömer Kavur'un ‘Karşılaşma' ve Yüksel Yavuz'un ‘Küçük Özgürlük' isimli filmleri yarıştı. Festivalin kapanışı ise pazar günü ödüle layık görülen filmlerin oyuncuları ve yönetmenleri ile gerçekleştirilecek. Aslıhan Aydın, Ankara
26.12.2003
Erzurum belgeseli çekiliyor
Danışmanlığını Yard. Doç. Erol Kürkçüoğlu'nun yaptığı ve Temel Aydın'ın yönettiği "Erzurum Tarihi" adlı belgeselin çekimleri sürüyor. Erzurum gerçeğini yansıtmayı amaçladıklarını söyleyen yönetmen Temel Aydın, belgeselin gerçekçi olması için gereken her şeyi yaptıklarını ifade etti.
Aydın, "Bu amaçla Rus askerlerinin, Gazi Ahmet Muhtar Paşa'dan Erzurum'u istedikleri sahneyi yansıtabilmek için çekimleri -25 derecelik soğuk bir gecede gerçekleştirdik." dedi. Devlet Tiyatrosu oyuncuları ve Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle birlikte 300 kişinin rol aldığı belgeselin 50 milyar liraya mal olacağını söyleyen yönetmen, hazırlanan belgesel filmin CD'lerinin Avrupa'ya da gönderileceğini kaydetti. Aydın, “Ekip olarak tek hedefimiz, geçmişte Erzurum'un yaşadığı acıları gözler önüne sermektir. Bunun için her türlü güçlüğe karşı mücadele ediyoruz. Aşırı soğuğun yanı sıra eski tarihi mekanların kaybolması da çalışmamızı olumsuz etkiliyor.'' diye konuştu. Erzurum, aa
26.12.2003
Sebastian Schunke CRR’de
Alman cazcı Sebastian Schunke'nin kurduğu ‘Schunke Euro Latin Progress' grubu, bu akşam İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda (CRR) saat 19.30'da konser verecek.
Avrupa'nın klasik müzik geleneği ile Amerika'nın Latin caz atmosferinin birleşeceği konserde müzikseverler farklı bir topluluk izleme imkanı bulacak. Avrupalı ve Güney Amerikalı müzisyenlerden oluşan grup, Amerikalı Latin caz müziği eleştirmenlerinin övgüsünü kazandı. (0212) 232 98 30 Kültür-Sanat