|
CHP’de siyaset bilimci yok mu?
Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in 1995 yılında yaptığı bir konuşma naftalin kokulu sandukalardan çıkarılarak servise konuldu. CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz’un ‘takiyye belgesi’ şeklinde sunduğu konuşma aslında özeleştiri ve analiz içeriyor.
CHP’nin muhalefet yapma tarzıyla ilgili çok yazdık. Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte sertlik dozunun artması, bunun bilinçli bir politika olduğu düşüncesini pekiştiriyor. CHP bu ataklarla yaklaşan yerel seçimlerde oy oranını artırmayı hesaplıyorsa yanılıyor. CHP, ‘AK Parti ve diğerleri’ şeklinde cepheleşme yaşanmasına umut bağlıyor olabilir. ‘Diğerleri’ parantezi içinde yer alan merkez sağ seçmenin, Ali Topuz’un temsil ettiği CHP’yle aynı safta yer almayacağı açık.
Gerçekten CHP’nin tek alternatifi bu cepheleşmeyi sağlamak gibi görünüyor. Fakat eleştiri oklarını AK Parti’nin icraatları yerine mukaddeslerine yönelttiğinde, siyaseten iktidar partisiyle aynı çizgide bulunmayan, ama aynı kutsalları paylaşan insanları rencide ediyor. Önceki tecrübelerde görüldüğü gibi, bu saldırılar AK Parti’yi daha fazla büyütüyor.
Şayet CHP, demokrasi dışı müdahalelere zemin hazırlama ve sonrasında ganimete konma planları yapıyorsa tarihten ders almamış demektir. Tarih bize demokrasi dışı müdahalelerin bütün siyaseti hedef aldığını söylüyor. Veya 28 Şubat döneminde olduğu gibi, işbirlikçilerin halk tarafından tasfiye edildiğini görüyoruz.
Şu anda CHP’de etkin olan ve yaşı epey ilerlemiş kadro, ‘bir seçim daha görecek değiliz. Yaptığımız yanımıza kâr kalır’ zihniyetindeyse, bilemiyoruz! O zaman CHP’nin yeni yüzü olarak görülen insanlar, hem kendilerinin, hem de partinin geleceğinin ipotek altına alınmasına izin vermemeli.
Prof. Dinçer, kendini savunurken, “Halka açık sempozyumda sunulmuş bildirinin, takiyye belgesi türünden yakışıksız sıfatlarla ve bağlamından koparılıp, çarpıtılmış cümlelerle niyet sorgulama aracı olarak kullanılması üzücüdür.” diyor. Tebliğ, siyasal İslam kavramına yönelik eleştirilerle başlıyor: “Siyasal İslam, sosyal İslam, kültürel İslam şeklindeki ayırımlar onun kapsamını daraltır, bütünlüğünden kopartır.”
İslam’ın siyasi iktidarı ele geçirme aracı olarak görülmesine itiraz eden Dinçer, “Sizin bürokratik mekanizmayı ele geçirdiğiniz takdirde toplumda bir değişmeyi başlatacak olmanız, daha öncekilerin yaptığı gibi totaliter bir değişmeyi öngörür. Halbuki İslam’ın buna cevaz vermediğini, hoşgörü dini olduğunu ve dayatmacı olmayacağını biliyoruz.” sözleriyle İslam adına yapılıyor olsa bile toplum mühendisliğine karşı çıkıyor. Siyasi iktidara talip olanların devleti ve toplumu nasıl görmek istediklerini deklare etmeleri gerektiğini vurgulayan Dinçer, iddia edilenin aksine takiyye yapılmamasını şart koşuyor.
Bir gazetenin, Topuz’dan alıntılayarak, ‘Cumhuriyet işlevini kaybetti’ cümlesini başlık yapması ayrı bir çarpıtma. Zira Dinçer, pek çok yazar ve aydın gibi, ‘halk adına değil, halkın yönetimi’ anlamına gelen demokrasinin ve katılımcılığın artırılmasını, cumhuriyetle yetinilmemesini savunuyor.
Prof. Dinçer’in bu eleştirileri, ‘siyasal İslam’ yükseliyor denilen günlerde yapmış olması da kayda değer. Refah Partisi, Ankara ve İstanbul Büyükşehirleri başta olmak üzere yerel seçimlerden ezici üstünlükle çıkmışken, bu uyarıların seslendirilmesi aslında takdir edilmeli.
Keşke Ömer Dinçer’i CHP adına Ali Topuz değil, bilimsel kriterleri kullanarak bir siyaset bilimci eleştirse. Biz izleyiciler zevk alırız, CHP ise puan toplar. Şimdi bize eziyet, onlara yazık oluyor. Baykal dışındaki siyaset bilimciler tasfiye edilen hizipte mi kaldı yoksa?
26.12.2003
|