|
Zorlu dış politika gündemi
Oldukça zor bir dış politika gündemimiz var ve bu gündem muhtemelen zorlaşarak devam edecek. Kıbrıs’ta yapılan seçimler, sorunun Ada’daki toplumsal irade vasıtasıyla ele alınmasını imkansız kıldı. Annan Planı’na karşı olanlar ve plan lehinde irade beyan edenler yarı yarıya durumdalar.
Ankara’dan bakıldığı zaman bir mutabakat hükümeti mümkün gibi görünmekle birlikte KKTC’nin siyaset dinamikleri içerisinde bunun pek de kolay olmayacağı ortada. Öte yandan Türkiye’nin Kıbrıs Adası’nın tamamı üzerindeki hakları ve menfaatlerinin korunması gerekiyor. Öyle ki, Kıbrıs Türkleri çok büyük yüzdelerle Annan Planı’nı kabul etmiş olsalardı bile, Ankara’nın hak ve menfaatlerinin nasıl korunabileceğine dair yeni görüşler ve ara yöntemlere ihtiyaç olacaktı. Kıbrıs meselesinin Avrupa Birliği ayağını da kaybetmeden karar vermek gerekecek.
Toplumdaki kutuplaşma eğilimi Kıbrıs meselesi yüzünden derinleşirken, Irak’taki gelişmeler sinsice devam ediyor. Saddam Hüseyin’in yakalanmasıyla Irak’taki direnişin azalmasının mümkün olamayacağı ortaya çıkmış gibi; zira Saddam’ın yakalanmasından bu yana Irak’taki gerilla harekatında hiçbir azalma gözlemlenmiyor. Tam tersine bir artış söz konusu. Hatta Orta Irak’taki direniş üzerindeki Saddam gölgesinin kalkması zamanla Şii kesimlerde Sünnilerle birlikte silahlı mücadeleye katkı verme fikrini yeşertebilir.
Amerika’nın Irak işgaline siyaseten karşı çıkan Şii toplumu, bugüne kadar silaha sarılma konusunda isteksiz davranıyordu ve bu isteksizlikte, Orta Irak bölgesindeki direnişi Saddam yanlısı olan Baasçıların yürüttüğüne dair hem Amerika’nın yaptığı propagandanın hem de direniş hareketi içindeki pek çok belirsizliğin sebep olduğu anlaşılmaktaydı. Saddam’ın bu direniş üzerindeki gölgesinin kalkması Şiileri de teşvik edebilir mi?
Ve eğer Irak’taki direniş böyle devam eder ve/veya Şiileri de içine alarak artarsa o zaman, Amerika hangi stratejilere yönelecektir? Irak’ta verilen kayıplar giderek Amerikan halkının kabul edebileceği sınırları zorlamaya başladığına göre, Washington bu dipsiz kuyuda ne kadar daha debelenecek? Amerika’nın oluşturmaya çalıştığı ordu ve polis birlikleri sürekli kırılmalar yaşadığına göre, Irak devleti Iraklılara hangi şartlarda devredilecek?
Acaba Amerika, önümüzdeki günlerde Orta Irak bölgesinden çekilerek Irak topraklarının fiilen ikiye veya üçe bölünmesini temin edecek yeni bir düzenlemeye gidebilir mi? Daha açık bir ifadeyle gerilla mücadelesinin sürdüğü bölgelerde kalıp, sürekli kayıplar vermektense o bölgeyi boşaltıp birliklerini kuzeyde Kürt bölgesine ve güneyde de Şii bölgesine taşımayı düşünür mü? Hatta Şii bölgesine büyük çaplı yığınak yapmasının buradaki halkı gocunduracağından hareketle birliklerini tamamen Irak Kürt bölgelerine kaydırıp Irak’ın en azından fiilen ikiye bölünmesini teşvik eder mi?
Son zamanlarda Amerikan basınında ve yönetime yakınlığıyla tanınan fikir üretme merkezlerinde bu türden senaryoların yazılıp söylenmesi dikkat çekici. Eğer bu tür bir Kürt devleti senaryosu iyice somutlaşmaya başlarsa buna karşı ne yapmak gerekir? İçeride bir yandan hükümet–ordu gerginliği, öte yandan türban karşıtları ve taraftarları olarak enerjisini tüketen bir toplum milli siyaset oluşturulması için nasıl bir araya getirilecektir?
‘Acaba Kıbrıs ve AB tartışmalarının gerçek muhtevasından uzaklaştırılarak bir yeni kutuplaşma vesilesi haline getirilmesi işinde yabancı güçlerin de parmağı var mı’ diye sormak bile gerekecek. El Kaide terörünü de buna ilave edin ve yakında PKK’nın Türkiye içerisine soktuğu güçlerle başlatması muhtemel bir yeni çatışma senaryosunu ekleyin. O zaman karşılaştığımız dış politika ve güvenlik gündeminin cesametini göreceksiniz. Önemli kararlar almak zorunda olacağız; ancak bütün bunları da karar alma konusunda riskleri görünce zaafa düşen bir AK Parti hükümeti ile yapacağız. Hayırlısı olur, inşallah.
26.12.2003
|