İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
27.12.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
 
 

Gayrı Fransa iflah olur mu?

Başlangıcından beri laikliğin, dine ve dini sembollere yönelik bir tehdid gibi konulması ve uygulanması, sonuç itibariyle Türkiye’de laiklik kavramının aleyhine tecelli etti. İyi bir fikrin artniyetli teorisyenler, beceriksiz uygulayıcılar ve resmi ideolojiyi dogma zanneden ardıllar eliyle berbad edilmesinin tezahürleriyle baş başayız.


Bir tarafta ne pahasına olsun laikliği korumayı, kamu hizmetinin ve hatta ömrünün en anlamlı faaliyeti olduğunu zanneden tedirginler, diğer tarafta, “laiklik bu değil; yanlış anlıyoruz, başka uygulamalar da var” iddiasıyla meseleyi tartışma konusu olmaktan çıkarmak isteyen yapıcılar var. Dışardan bakan, bizim en hayati meselemizin laiklik olduğunu zannedebilir; neticede bu mânâsız yoğunlaşma laikliği araç olmaktan çıkarıp amaç haline getiriyor. Meselâ, “devlet niçin vardır?” sorusuna tereddüdsüz, “laikliği korumak için” cevabını verecek bir yığın “seçkin bürokrat” ve fikir erbâbı çıkar.

Hesaplanmalıydı ki laikliğin ülkede sağlam zemin bulması için, dini değerlere karşı hassas kitlenin tasvibi ve desteğinin kazanılması elzem ve şarttır. Tam aksine onlar ikna edilmek yerine, zorlu dayatmalara maruz bırakıldılar. Bizde “sudan gerekçelerle buhran yaratma” mühendisliğinin en parlak projesi budur. Laikliğin en budaklı uygulamalarına sahne olan Türkiye’yi, sair İslâm ülkelerine model diye gösterenleri küçümsemiyorum ama Türkiye’de laiklik, samimi yaklaşım ve tabii ki “çağdaş” uygulamalarla bir uzlaşma zemini üzerinde vücut bulsaydı, Türkiye’de hâsıl olacak müsbet enerji, İslâm dünyasına çok daha hızlı ve etkili biçimde nüfuz ederdi. Laikliğin, “fırsat verirsek dindarlar on paralık ederler” vehmiyle bir hücum stratejisi olarak dayatılması yanlış sonuçlar verdi. Tarihi misaller, dayatma yoluyla laikliği vazedenlerin samimi olmadığını ortaya koyuyor. İlk düğme yanlış iliklendiği için sonraki düğmeler anlamlı olmaktan çıkıyor; kaldı ki sonraki düğmelerin doğru iliklendiğine dair inandırıcı sebepler bulmakta da zorlanıyoruz.

Niçin böyle oldu? Çünkü yönetici elitler, yönettikleri kitleyi daha işin başında bir tehdid unsuru gibi algılamışlardı. Kendi toplumuna inanmayan, güvenmeyen, etrafında silahlı nöbetçi olmadıkça kendini emniyette hissetmeyen bir yönetici sınıfıdır bu; belki de Hindistan’da görev yapan İngiliz genel valileri, yönettikleri kitleyi tanımak ve onlara güvenmek konusunda bizimkilerden daha mutmain bir zihinle yastığa baş koyuyorlardı. Bu incitici bir benzetiş midir; belki; ama alınganlık göstermenin âlemi yok: Laiklik tartışmalarının 2003 yılının sonunda geldiği noktaya dikkat kesilelim ve görelim ki başörtüsü konusunda devletçi elitlerin yarattığı kafakarışıklığını Fransa’ya bile ihraç etmiş bulunuyoruz. Türk mallarının endüstrileşmiş ülkelere ihracı bana hep zevk vermiştir. Halbuki “halka rağmen laikçilik”in vatanı Fransa’ya laiklik hususunda içtihad ihraç etmiş olmaktan gurur duyamıyorum. Yetmiş sene zarfında laiklik fikriyatına tek katkımız inanan insanların giyimleri konusunda yasaklayıcı bir yaklaşımdan ibaret kaldıysa bundan gurur duymak gerekmiyor.

Bu satırların yazarı, laikliğin çağdaş demokrasilerin asgari şart ve araçlarından biri olduğuna samimiyetle inanıyor ama laikliğin tatbikatında kaydedilen spiral, yani kendi üzerine kıvrılarak artan problemlerin icadından hiç de mutlu değildir. Tarihin müstesnâ bir ânında, Türk tipi laiklik uygulamasında serdedebileceğimiz hürriyetçi, mutabakatçı ve toplumsal barışa açık bir uygulama tarzı, bugün devlet-toplum ilişkilerinde ve demokratik kültürün yaygınlaşmasında en azından daha problemsiz bir ülke olmamızı temin edebilirdi.


27.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (24.12.2003) - Bu resimdeki amca kim anne?

> (22.12.2003) - Hamle üstünlüğü namus gibidir

> (20.12.2003) - N’oolacak bu memur sendikalarının hali?

> (17.12.2003) - Bazı gazetelerin beden dili!

> (15.12.2003) - İki mesele!

> (13.12.2003) - Fıstık gibi makale!

> (10.12.2003) - Bir fâsıla var cân ile cânân arasında

> (08.12.2003) - Aslında çok şey istiyoruz

> (06.12.2003) - “Harda bir Müsülman görirem; korkirem...”

> (03.12.2003) - İstifa dedim de aklıma geldi...


Diğer Bölümlerdeki Yazıları

> Turkuaz'daki son yazısı
(2003/12/21) - Kültür, boş zaman işidir!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.