| |
Başörtüsü nedir?
Başörtüsüyle ilgili öngörülen yasağın dayanağını teşkil eden en önemli argümanlardan biri, başörtüsünün bir “sembol” olduğu yolundaki iddiadır. Bu iddiaya göre başörtüsü yerine göre “dini”, yerine göre “siyasi bir sembol” olduğundan devletin finanse ettiği veya düzenlediği kamusal alanda takılamaz. Stai Raporu bu sembolün “aşırı bir vurgu” olduğunu söyler.
Nitekim AİHM nezdinde Türkiye adına savunma yapan Şükrü Alparslan da, 19 Kasım 2002’de sunduğu mütalaada şu cümleye yer vermiş: “Başörtüsü, masum bir yaşama biçimi olmanın dışında cumhuriyet ilkelerine karşı bir semboldür.”
Burada iki sorunun cevabını aramak gerekir: Başörtüsünün bir sembol olup olmadığına kim karar verecek ve karar veren mercii hangi kriterleri esas alacak? Prensip olarak ilk sorunun cevabını ararken failin beyanı esas alınır. Yani başörtüsünü takan kadının, bunu hangi niyet ve amaçlarla taktığını anlamak için ona sormak ve böylelikle bir hüküm vermek gerekir. Başkasına niyet isnad etmek ve olmayan niyetlere mebni hüküm vermek hukukun ruhuna aykırıdır. İkinci soru için üç kritere başvurulabilir: İlki, başörtüsünü öngören dinin kaynakları, yani Kur’an ve Sünnet’teki ifadeler; ikincisi, bu kaynaklardan hareketle başörtüsünü takan kadının başörtüsü hükmünü algılama biçimi ve başörtüsünü hangi niyetlerle taktığı hususu; üçüncüsü de karşı olanların başörtüsüne yüklediği anlam çerçevesi.
Başörtüsü Kur’an ve Sünnet tarafından mü’min kadınların ve kızların yerine getirmeleri gereken “dinî bir vecibe” olarak tanımlanmıştır. “Cilbab, yani tepeden tırnağa tek parçalı elbise (33/Ahzab, 59)” veya “hımar, yani yakaların üzerine sarkıtılan örtü (24/Nur, 31)” elbise, giyimle ilgili terimlerdir. Giyimle ilgili olarak başörtüsü elbisenin tamamlayıcı unsurudur. Cilbab olarak ele alındığında, başörtüsü elbisenin kolları hükmünde olup elbisenin bir parçasıdır. “Hımar” anlamında örtü, başı örten parçanın göğüslerin üzerini de kapatacak şekilde uzun tutulmasıdır. Çünkü bu hükmü öngören Allah ve Resulü, “el, ayak ve yüzün dışındaki organların örtülmesi”ni istemişlerdir. Bu da ya tek parçalı cilbab veya göğüslerin üzerini de kapatacak şekilde uzun ve geniş tutulmasını sağlayan hımar’la olmaktadır. Burada esas alınacak nokta, başörtüsüyle kadının dinin öngördüğü hükümlere göre bir giyim tarzına sahip olmasıdır, başka bir ifadeyle hüküm açısından bunun manası sadece ve sadece “dinî bir vecibe”dir. Başörtüsünü takan bir kadının onu “dinî bir vecibe” olarak algılaması, bu hükmü koyanın maksadına uygun davranması anlamına gelir.
Fakat bazı kadınlar başörtüsünü farklı amaçlarda kullanabilirler. Bu, ne hükmün hikmetini ve maksadını değiştirir ne de diğer kadınların maksada uygun niyetlerini bağlar ve cezalandırılmasını gerektirir. Bazı kadınlar başörtüsünü “siyasi bir sembol” olarak kullanıyorlarsa, bu onların kişisel niyetleriyle ilgili öznel ve özel bir zihni tutuma işaret eder. Bunun hukukta cezası varsa, herkese teşmil edilemez; aksi halde kolektif ceza kapsamına girer ki, bu suçların ve cezaların bireyselliği ilkesine aykırıdır. Bir kadının hangi niyetle başörtüsünü taktığını anlamak için onun beyanına bakmalı. Karşı taraftan niyet yüklemenin hukukla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Öyle de olsa, demokratik bir toplumda olması gereken çoğulculuk açısından, başörtüsünü siyasi bir simge olarak kullananların da bu türden ifade özgürlüklerinin olması gerekir. Ancak Müslüman kadınların yüzde 99,9’u -hem de yüzyıllardan beri- salt dinî bir vecibeyi yerine getirmek üzere başörtüsü takarlar.
AİHM’deki Türkiye’nin avukatı Alparslan, mütalaasında sanki bunun farkında olarak “Başörtüsünün Allah’ın emri kabul edilmesi laiklik ilkesi ile bağdaşmaz.” demektedir ki, bu laiklik anlayışı, din ve vicdan özgürlüğünü korumayı taahhüt eden laiklikle ilgili değildir.
Özetle başörtüsü ne laikliğe ne şu veya bu siyasi rejime karşı bir sembol olup, tıpkı namaz kılmak, oruç tutmak gibi sadece ve yalın bir biçimde dinî bir vecibedir. Başörtüsü yasaklanan bir kadın devlet eliyle dinî bir vecibesini yerine getirmekten alıkonulmuş ve böylelikle günaha zorlanmış demektir.
27.12.2003
|