Nihayet korktuğumuz başımıza geldi! 11 Eylül’den sonra sıkça tekrarlanan fakat birçoğumuzun ciddiye almadığı ‘artık dünya eskisi gibi olmayacak’ aforizması gerçek oldu. Evet dostlar, dünya artık o eski dünya değil! Bir yanda hücre evler, ölüm arabaları, roketatarlar, nitrik asitli patlayıcılar…
Gençliğin hareketli ve hararetli günlerinden yaşlılığın karlı tepelerine gelmiş bir insan hayatın her devrini yaşamış demektir. Yaşamak bir yana çok kimseleri görmek, onları mümkün olduğu kadar maddeten ve manen seyretmek bugünler için en güzel sermaye.
Şairlerin, yazarların ölüm yıldönümlerinde yapılan anma merasimleri bana oldum olası soğuk, manasız ve yapmacık gelir. Bu etkinliklerin neredeyse tamamında yapılan konuşmalarsa hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan ve âdet yerini bulsun diye yapılan hamâsi nutuklardan ibarettir. Hele siyasilerin konuşmaları, başlı başına bir fecaattir ve dinleyen hemen hiç kimsede sahih bir tesir uyandırmaz.
Son günlerde Pakistan’da tuhaf şeyler oluyor. Yetkililer, 23 Aralık günü İran ve başka bazı ülkelere nükleer silah yapımında kullanılan bilgi ve malzemenin bazı “hırslı ve açgözlü” Pakistanlı uzmanlar tarafından sağlanmış olabileceğini kabul ettiler.
Başörtüsüyle ilgili öngörülen yasağın dayanağını teşkil eden en önemli argümanlardan biri, başörtüsünün bir “sembol” olduğu yolundaki iddiadır. Bu iddiaya göre başörtüsü yerine göre “dini”, yerine göre “siyasi bir sembol” olduğundan devletin finanse ettiği veya düzenlediği kamusal alanda takılamaz. Stai Raporu bu sembolün “aşırı bir vurgu” olduğunu söyler.
Başlangıcından beri laikliğin, dine ve dini sembollere yönelik bir tehdid gibi konulması ve uygulanması, sonuç itibariyle Türkiye’de laiklik kavramının aleyhine tecelli etti. İyi bir fikrin artniyetli teorisyenler, beceriksiz uygulayıcılar ve resmi ideolojiyi dogma zanneden ardıllar eliyle berbad edilmesinin tezahürleriyle baş başayız.
“Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş geride dururken, şekillendirip sahip olabileceğiniz bir gelecek bizi bekliyor.” F. W. Robertson Biz Fransa üzerinden örtü tartışması, kamusal gerginlikler filan yaşarken Avrupa bugünlerde bambaşka bir üzüntüyü yaşıyor. Türkiye tarih, takvim peşinde koşarken 14 Avrupa ülkesinin ortaklaşa projesi olan ‘Mars Ekspres’ üzerine çok ciddi tartışmalar yapılıyor. Malum bilim camiasında dünyanın kız kardeşi olarak bilinen Mars bu dönemlerde kız kardeşine en yakın konuma geldi. Yakın dediysek 400 milyon kilometre filan.
Bu köşeden hem 2000 yılında hem de iki hafta önce Bağ-Kur’un 2000 ve sonrasında bağlanan emekli aylıklarının hatalı olduğunu defalarca yazmıştık. Öyle ki bu hatayı başlatan 2000 yılındaki hükümeti de uyarmış Bağ-Kur emekli aylıklarında adaletsizlik başlattıklarını sözleşmiştik.
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, 4 yıl önce iktidarı ele geçirdiğinden bu yana hem dış hem de iç güçlerin hedefi. İç güçler onun siyaseten tasfiyesi için ellerinden geleni yaparlarken dış güçler de durmadan hayatına kastediyorlar, onu bombalarla yok etmeye çalışıyorlar.
Hollandalı van Hooijdonk, Brezilyalı Luciano ve Aurelio, Hırvat Thomas, Bulgar Petkov, Ukraynalı Rebrov, Erhan Albayrak, Alper, Ümit Milliler Kemal, Selçuk, Mahmut, Servet son bir yıl içinde Fenerbahçe'nin kadrosuna dahil ettiği yabancı ve yerli oyuncular. Tam tamına 12 oyuncu. Bu sayıya, son günlerde geri döneceği etrafında spekülasyon yaptırılan, Ortega'yı da ekleyebiliriz.
Kabul etmeliyiz ki kısa bir acemilik döneminden sonra Serdar Bilgili ve arkadaşları Beşiktaş için güzel şeyler yaptı. Futbol takımının aldığı neticeler, ekonominin kritik günlerinde sağlanan finansmanlar, önceki dönemlerde bir türlü bitirilemeyen tesislerin tamamlanması, İnönü Stadı’nda başlayan ve halen devam etmekte olan yeniliklerle stat gelirlerinde kaydedilen artış derken liste hayli uzatılabilir. Peki ya sözlere ne demeli?
Bu köşede ülkemiz tenisi ile ilgili eleştirilerimiz eksik olmuyor. Bu eleştirilerden en fazla nasibini alan da Tenis Federasyonu. Zira daha önce de dile getirdiğimiz gibi “tek otorite (!) düzeninde” kimseden fikir almadan gerçekleştirilmeye çalışılan bazı uygulamalar “hotanto”da bile rastlanmayacak cinsten. Ancak tüm bunların arasında gençlerimizin yurt içerisinde, uluslararası turnuva oynayabilmeleri için gösterilen gayreti de göz ardı edecek değiliz. Bunu gerçekleştirebilen TÜTEGEV’mi yoksa federasyon mu? Ona teşekkür ederiz.
TSYD’nin Antalya seminerinde iki gündür yoğun bir programla Türk sporunu kurtarmaya çalışırken, dışarıda da kıyametler kopuyor; fırtına ve sel bu kentin üzerine bir kâbus gibi çöküyordu. İki günlük seminerin en çok gürültü patırtı çıkaran konukları Bülent Yavuz ve Erman Toroğlu olurken, ikinci günde Şenol Güneş ve ekibi ilgi odağıydı. Bülent Yavuz ve Şenol Güneş son dönemdeki dramatik başarısızlıklar nedeniyle görevden ayrılmayı filan düşünmediklerini çok net bir biçimde vurguladılar. Ama bundan sonraki dönemde iyi bir şeyler yapabilecekleri konusunda da hemen hiç kimseyi inandıramadılar.