|
Kayıp ‘tazı’nın öğrettikleri
“Değiştiremeyeceğiniz bir geçmiş geride dururken, şekillendirip sahip olabileceğiniz bir gelecek bizi bekliyor.” F. W. Robertson Biz Fransa üzerinden örtü tartışması, kamusal gerginlikler filan yaşarken Avrupa bugünlerde bambaşka bir üzüntüyü yaşıyor. Türkiye tarih, takvim peşinde koşarken 14 Avrupa ülkesinin ortaklaşa projesi olan ‘Mars Ekspres’ üzerine çok ciddi tartışmalar yapılıyor. Malum bilim camiasında dünyanın kız kardeşi olarak bilinen Mars bu dönemlerde kız kardeşine en yakın konuma geldi. Yakın dediysek 400 milyon kilometre filan.
Bir çeşit AB projesi olan Mars Ekspres bu yakınlaşmayı fırsat bilerek birkaç yıl önce ABD’lilerin yolladığı gibi bir araç yolladılar. Malum iş ciddi, bizim medyanın yaptığı gibi ‘Güneydoğu yazı dizisi’ için Anadolu’ya giden gazetecilerin havada helikopter ile iki tur atıp, ‘Kürt gerçeği’ yazmasına ya da ‘Fransa’ya gidip 30’dan fazla kişiyle görüştü’ olayına benzemiyor bu. Elbette işin espri kısmı bu. Yoksa bizim –bazı– aydın ve akademik çevrelerinin, bilimi, teknolojiyi ideolojiye araç olarak gördükleri de malumumuz. Dünyada bi bizim ülkede ideoloji bilimden önce geliyor.
Proje sahipleri, gönderecekleri araca Beagle 2 diyorlar. Sözlük karşılığı itibarıyla ‘Casus’ anlamına da, ‘tazı, av köpeği’ anlamına da gelen bir kelime Beagle. İş bu bilimsel casus ve akıncı olan tazı o kadar yolu gitti ve bir süreden beri ona ulaşılamıyor. En son önceki gün o civardan geçen bir ABD uydusu da sinyal yolladı ancak sonuç olumsuz çıktı. Kim bilir belki siz bu satırları okurken AB Tazısı’ndan bir haber alınabilir. Ancak ben işin başka bir yönüne dikat çekmek istiyorum.
Bu projede 14 AB ülkesinden 300’den fazla bilim adamı çalışıyor. Tahmin ettiğimiz üzre bizden kimse yok. Benim dikkatimi çeken şey ise Beagle 2’yi ortaya çıkartan beyin takımından Leicester Üniversitesi Astrofizik ve Uzay Bilimleri profesörlerinden Martin Barstow’un söylediği cümleler. Barstow, Mars yüzeyine inilmesinin Avrupa Uzay Ajansı açısından tarihi öneme sahip olduğunu söylüyor. ‘Avrupa, tarihinde ilk kez bir başka gezegene adım attı. Bunun verdiği ilham, Avrupa biliminde çığır açacak, öğrencilerin fizik ve uzay bilimlerine olan ilgisi artacak. Teknolojik gelişmelerin devamı açısından bu çok önemli.’ diyen Barstow, oldukça ilginç bir mesaj da veriyor. ‘Şu an Güneş Sistemi’ni inceleyen farklı ülkelerden bilim adamları var. Bu işbirliği, kırılgan gezegenimizde, aramızdaki farklılıklara rağmen nasıl bir arada yaşayabileceğimizi gayet güzel gösteriyor. Mars projesi ve ileride yapacağımız diğer ortak çalışmalar, şu an ne yazık ki acı verici şekilde bizi birbirimizden ayıran bariyerleri ortadan kaldırabilir’ diyor.
İnsan ürperiyor bir an. Bizde yeni seçilen YÖK başkanları iktidar ile çarpışmak, öğrenci ile vuruşmak, korumak, germek, gerilmek vesaire ile ilgilenirken girmeye çalıştığımız bir topluluğun bilim adamları 400 milyon kilometre uzaklıktaki bir gezegenin birleştirici yönüne dikkat çekiyor.
Hani insan düşünmeden edemiyor. Şimdi bu tazıyı bizimkiler yollasa ya da maazallah Mars’a bir şekilde Türk bilim adamları ulaşsa, kontrol etse falan, kapıya ‘türbanlı girilmez’ diye notlar, levhalar dikip, astronotları, Mars ziyaretçilerini ikna odaları açarlar mı?
Konuyu düşündükçe eğlenceli boyutları da fışkırıyor adeta. Misal, refiklerimizden bazıları, hani şu ‘kitle gazetesi’ filan vurgusu yapanlar, yabancı dilleri sular seller gibi bilen kendi halkına yabancı personellerini Mars’a yollayıp ‘30’dan fazla Marslıyla röportaj kap gel’ derler mi? En komik başlığı bulduk bile; ‘Mars’tan bize laiklik dersi!’
27.12.2003
|