| |
Travestiler sadece Alsancak’ı işgal etmedi!
Bu köşede en son yayınlanan “Kötülüklere giden yol medya’dan geçmemeli...” başlıklı yazımıza bir çok okuyucumuzdan olumlu tepki geldi. Bu tepkilerde özetle, medyanın konumu ve kamuoyundaki etkinliğine dikkat çekilerek, “Türkiye’de medyanın, meslekî ilkeler ve ülkenin gerçeklerinden ziyade belli bir zihniyete göre yayın yaptığı ve bu yüzden de toplumdaki bir çok kötülüğe kaynaklık ettiği” dile getiriliyordu. Doğrusu daha önce, “samimi ve iyi niyetli olmayan medyanın, yıkıcı ve bölücü terör örgütlerinden kat kat daha tehlikeli olduğuna” burada dikkat çekmiştik.
Bugün toplumumuzun karşı karşıya kaldığı bazı sosyal, insanî ve ahlakî problemler, sözkonusu durumu çok açık olarak ortaya koyuyor. Bir yandan kamuoyunu bilgilendirme görevi, toplumun derdiyle dertlenme görüntüleri; diğer yandan da o problemlerin âdeta üretim merkezi olma!.. Bu arada hiç eksik olmayan “durumdan kriz çıkarma” gayretleri. Onun için de her fırsatta başvurulan “yalan haber”cilik...
Örnek mi? Yüzlerce... Geçtiğimiz hafta boyunca misallerini “büyük” medyamızda çok gördük.. İşte size yerel medya’dan bir örnek!..
Geçtiğimiz günlerde, ulusal bir gazetenin yerel ekinde, “Sürekli olay çıkartan travestilerin, Alsancak’ta huzur diye bir şey bırakmadıkları” belirtilerek, “İzmir’in gözde semti Alsancak’ta huzur kalmadı. Bir zamanların güzide sokaklarında travestiler, hayat kadınları, serseriler cirit atar oldu." şeklinde bir yazı vardı. Okur mektuplarına yer verilen bu yazıda, İzmir’in en merkezî yerinde yaşanan problem dile getiriliyordu. Talatpaşa Bulvarı’nda gece travestilerin kol gezdiği, Şair Eşref Caddesi’nde pazarlık yapan hayat kadınlarının görüldüğü, Bornova Sokağı’nın da fuhuş yuvasına döndüğü belirtiliyordu. Polisin bile meseleye çare bulamadığı vurgulanıyordu.
Evet olay doğruydu; bu yönde bilgiler zaman zaman bize de geliyordu. Yakînen biliyoruz ki, polis de yasal çerçevede gereken tedbirleri alıyordu. Hatta meseleyi, bu yazıyı yayına hazırlamadan önce İzmir Emniyet Müdürü Halil Tataş Bey’le bizzat görüştük. Ancak “bataklık, sivrisinek üretmeye devam ettiği” için alınan tedbirler işe yaramıyordu.
Halil Bey, travestilere müdahalenin ancak “fuhşa teşvik” sözkonusu olduğu anda yapılabileceğini, bu “an”ın da muğlak olmasından ötürü şu anda Alsancak karakolundaki polislerin çoğunun, bu travestiler tarafından mahkemeye verildiklerini dile getirdi. Buna rağmen ellerinden gelen tedbirleri aldıklarını anlattı sayın Tataş, ancak neticenin de ortada olduğunu kaydetti. Bundan sonra polisiye tedbirlerle bir şey yapılamayacağını da dile getirdi Halil Bey hatta bir teklifte de bulundu. AB kriterleri çerçevesinde bu problemin de çözülmesi gerektiğini kaydederek, belediyelerin, bu tiplere, çevrelerini rahatsız etmeyecekleri noktalara taşınmaları için “ev”ler açılabileceğini ifade etti.
Bu meselenin bir yönü. Diğer yönü ise, bu hususu, toplumun derdiyle dertlenir gibi gündeme getiren gazetenin yayın grubunun, diğer organlarının hemen her sayfasında, hemen her ekran karesinde, “şikayet konusu olan tabiatta insanlar”ın ön plana çıkarılmasına ne demeli?! Her programın baş konuğu haline getirilen bu tiplerin, günün her saatinde arz–ı endam etmeleri dururken, toplumdaki travesti sayısının artmasından da mı yoksa biz sorumluyuz?
Samimiyet, samimiyet, ah samimiyet!!!
Yıllardır, toplumun temel dinamiklerini aşındırıcı yayın yapanların, bu hatırlatmalardan sonra “istiğfar” etmeyeceklerini biliyoruz. Herkes zihniyetine ve karakterine göre “tarihî rol”ünü oynayacak. Bunları bir hakaret olsun diye ya da kendi icra ettiğimiz mesleği küçültmek için de söylemiyoruz. Bu yüzden, iyi bir tiraj analizi yapılsa, adı geçen katagorideki özellikle yazılı basının, Anadolu’nun her tarafında değil, sadece bazı metropollerde var olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
İşte bu noktada “basiret, ah basiret...” diyoruz. Çünkü, “kürsülerin en yükseği” sıfatını haiz olan bu mesleği, “aydınlık ve ilkeli” bir şekilde yapanlara bugün, her zamankinden daha fazla sahip çıkmak gerekiyor.
27.12.2003
|