| |
Pervez Müşerref ve Usame Bin Ladin
Son günlerde Pakistan’da tuhaf şeyler oluyor. Yetkililer, 23 Aralık günü İran ve başka bazı ülkelere nükleer silah yapımında kullanılan bilgi ve malzemenin bazı “hırslı ve açgözlü” Pakistanlı uzmanlar tarafından sağlanmış olabileceğini kabul ettiler.
Pakistan’ın güçlü yöneticisi General Pervez Müşerref 25 Aralık günü, 11 gün arayla ikinci suikast girişiminden kılpayı kurtuldu. Ekim 1999’da bir askeri darbeyle işbaşına gelen Müşerref, ikinci saldırıdan bir gün önce, önümüzdeki yılın sonunda üniformasını çıkaracağını açıklamıştı. Bu karar, Müşerref yanlılarının ABD aleyhtarı İslamcı partiler ittifakıyla vardığı, rejimin sivilleşmesine yönelik bir anlaşmanın sonucuydu. İslamcı muhalefet Müşerref’in genelkurmay başkanlığından ayrılması karşılığında, Türkiye’dekine benzer bir MGK oluşturulmasını da içeren çeşitli anayasa değişikliklerini desteklemeyi kabul etmişti.
Saldırılar, Müşerref ortadan kaldırıldığı takdirde Pakistan’da neler olabileceği tartışmasını başlattı. Kimilerine göre demokrasiye geçiş süreci devam edecek; başkalarına göre ise, ayaklanma ve etnik çatışmalarla Pakistan kaosa sürüklenebilir. Irak’a demokrasi getirmeye soyunan ABD yönetiminin, bugüne kadar Pakistan’da demokratikleşme konusunda bir acelesi olmadı. Zira General Müşerref yönetimi, 11 Eylül’den sonra Taliban’a verdiği desteği kesip ABD’nin yanında yer aldı ve bugüne kadar 500 dolayında El Kaide militanını Amerikalılara teslim etti. ABD’nin sağladığı destekle Pakistan ordusu, bugüne kadar hiç görülmemiş ölçüde topluma hakim durumda. Subaylar ve aileleri, ordunun işlettiği şirketler, çiftlikler, okullar ve hastaneler sayesinde halkın genelinden çok daha iyi yaşıyor. Ordunun üst kademesinin ABD yanlısı olduğundan kuşku duyulmuyor, ama alt kademe subayların siyasi eğilimleri hakkında derin şüpheler var. (Bkz. NYT, 24 Aralık)
Müşerref’e karşı saldırıların El Kaide ve / veya yardakçıları tarafından düzenlenmiş olması kuvvetle muhtemel. ABD ve Pakistan’ın El Kaide liderini bulmak için harcadığı çabaları izleyen uzmanlar, Müşerref ve Bin Ladin konusunda şunları söylüyor: Afganistan’daki Taliban rejimi Amerikan bombardımanı altında çökerken Bin Ladin, Pakistan’a kaçtı ve halen iki ülke arasındaki sınır bölgesindeki, çapı 120 km olan ve Pakistan özel kuvvetleri tarafından kuşatılan bir bölgede yaşayan aşiretler arasında barınıyor. Bin Ladin’in yakalanması halinde ülkede patlak verecek tepkiler karşısında iktidarını sürdüremeyeceğinden kaygılanan General Müşerref, Bush yönetimi ile gizli bir anlaşma yaptı ve Amerikalıları Bin Ladin’i yakalama konusunda uygun bir zamanı kollamaya ikna etti. El Kaide liderinin barındığı bölgenin doğal yapısı burada saklanan birini bulmayı son derece güçleştiriyor. Büyük ölçüde kendi kendilerini yöneten, tepeden tırnağa silahlı aşiretlerin köklü geleneklerinden biri de kendilerine sığınan kimseleri asla ele vermemeleri. Pakistan ve Amerikalı yetkililerin başlıca hedefi, Bin Ladin’i koruyan aşiret liderlerini, zamanla işbirliğine razı etmek. Ne var ki, Bin Ladin’in yakalanması geciktikçe, El Kaide’ye bağlı unsurlar daha büyük güç ve cesaret kazanıyor. Yıllarca Bin Ladin’in izini süren, Pakistan asıllı Amerikalı uluslararası terörizm uzmanı Mansur İcaz’a göre, Bin Ladin’in yakalanması zamanı geldi geçiyor. Bunun için “Pakistan oyun oynamayı bırakıp, bir an önce Bin Ladin’i yakalamak zorunda!”
Yukarıda aktardığım yorumları İngiliz gazetesi The Guardian’ın 23 Ağustos 2003 tarihli sayısında okumuştum. Müşerref’e yönelik saldırılar ister istemez, Bin Ladin’in yakalanmasında iyice geç mi kalındı, sorusunu sorduruyor. Acaba Pakistan, ABD’nin “terörle savaş”ında yeni cephe olmaya mı aday?
27.12.2003
|