İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

Haberler...(Bütün Haberler)

haberler@zaman.com.tr

 

Avrupa, bakamadığı yaşlıları Türkiye’ye göndermek istiyor

Gün geçtikçe artan yaşlı nüfusa bakmakta zorlanan Avrupa ülkeleri, yaşlı vatandaşlarını Türkiye’ye göndermek istiyor. Türklerin yaşlılara karşı duyduğu şefkat hissinin yanı sıra Türkiye’nin doğa güzelliğinden yararlanmak isteyen Avrupa, ‘sağlık turizmi’ alanında işbirliği imkanları arıyor.

Dünyada hızla gelişen ve sektördeki payı giderek artan sağlık turizmi konusundaki talepleri değerlendiren Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı, kaplıcaları geliştirmek ve yaşlı insanların rehabilite edilebileceği tesisleri artırmak için çalışmalar yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen, Batılı ülkelerde yaşlıların bakıldığı sağlık ünitelerinin yük haline gelmeye başladığını, bu sebeple söz konusu ülkelerin farklı arayışlara girdiğini söyledi. Aynı doğrultuda kendilerine ulaşan talepleri değerlendirmek istediklerini dile getiren Prof. İsen, bakım masrafları her geçen gün artan yaşlı insanlar için Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi tercih ettiklerini söyledi. İsen, ileriki günlerde Sağlık Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ortaklık anlaşması imzalayacağını bildirdi. Aslıhan Aydın, Ankara

28.12.2003


 

Irak’ta Türk şoförün hayatını pasaport ve ehliyeti kurtardı

Irak’ın Musul kentinde havaalanı inşaatında tanker şoförü olarak göreve başlayan Ömer Yörük, 17 ABD askerinin öldüğü saldırı sırasında göğüs cebinde taşıdığı evrak sayesinde ölümden döndü.

Bel ve kolundan yaralanan Yörük, pasaport ve ehliyetinin, şarapnel parçasının kalbine saplanmasını engellediğini söyledi.

Adanalı evli ve bir çocuk babası ağır vasıta şoförü Ömer Yörük (32), işsiz kalınca 6 ay çalışmak üzere Irak’a gitti. Musul kentinde yapımı süren havaalanı inşaatında yakıt tankeri şoförlüğü yapmaya başlayan Yörük, işe başladıktan iki gün sonra ABD’li askerlere yönelik saldırıda korku dolu anlar yaşadı. Havaalanı inşaatındaki ABD’li askerlerin yemekhanesinin hedef alındığı saldırıda, araçların park edildiği alanda bulunduğunu belirten Ömer Yörük, “Atılan ilk havan mermisinden saçılan şarapnel parçalarıyla bir ABD askeri ve bir Türk şoför yaralandı. Ne yapacağımı şaşırdım. Kaçmak isterken peş peşe 8 havan mermisi daha atıldı. Bu sırada belimden ve kolumdan yaralandım.’’ dedi. Saldırıya karşılık vermek için havalanan iki helikopterin de kısa sürede düşürüldüğünü ve 17 ABD askerinin öldüğünü belirten Yörük, şunları anlattı: “Yaralandıktan sonra üzerimdeki elbiseleri değiştirmek isterken deri yeleğimin göğüs cebinde bulunan pasaport, ehliyet ve nüfus cüzdanımı çıkardığımda bu evrakların delindiğini ve bir şarapnel parçası olduğunu gördüm. Pasaport ve ehliyetimin, şarapnel parçasının kalbime saplanmasını engellediğini anladım. Belimden ve kolumdan aldığım yaralar öldürücü değildi. Ancak bu şarapnel parçası vücuduma girse belki de şimdi hayatta değildim. Oradan, can güvenliğim olmadığı için yaralı olduğum halde döndüm.’’

İşsiz olduğu için Irak’a gitmek zorunda kalan Yörük, şimdi hayatta olduğuna seviniyor. Yörük, “Canımı kurtardığıma ve eşim ile çocuğumun yanına geldiğime seviniyorum. Şimdi aylık 10 bin dolar verseler bile oraya dönmem. İyileştikten sonra kendi memleketimde bir iş bulup çalışacağım.’’ diye konuştu. Adana, aa

28.12.2003


 

Trenin çarptığı devriye otosunda ölen polisin ailesinden 16 milyar lira istendi

Adana'da polis otosuyla devriye gezerken hemzemin geçitte tren altında kalarak şehit olan polis memuru Zeyyad Dağ'ın ailesinden, devlet malına zarar geldiği gerekçesiyle 16 milyar lira tazminat talep edildi.

Şehit polisin arkadaşları, aileye ikinci bir acıyı yaşatmamak için 16 milyar liralık tazminat parasını kendi aralarında topladılar. Yaptıkları görev itibarıyla her an ölüm riskiyle karşı karşıya bulunduklarını belirten polisler, söz konusu uygulamanın çok yanlış olduğunu belirttiler. 01 A 4726 plakalı ekip otosunu kullanan polis memuru Zeyyad Dağ ile ekip arkadaşları Bülent Karaca ve İsmet Turan, sorumluluk alanlarında rayların iki tarafının da bulunması sebebiyle günde birkaç defa hemzemin geçitten geçmek zorundaydı. 29 Ekim 2003'te rutin kontrol için 3 kişilik ekibin otogar tarafına geçmesi gerekiyordu.

Hemzemin geçide geldiklerinde ekip otosunu kullanan Dağ, gelen treni karanlıkta fark edemedi. Yavaşça raylardan geçmek isterken tam rayların üzerinde otomobilin motoru durdu. Bunun üzerine Bülent Karaca, Zeyyad Dağ ve İsmet Turan isimli polis memurları trenin altında kalan otomobilin içerisinde sıkışarak can verdi.

Üç polisin görevi başında ölümüne neden olan hemzemin geçidin bariyerlerinin ve ışıklandırmanın olmaması eleştirilirken, açılan dava sonucu kazada hurdaya dönen otomobilin parası ailesinden istendi. Aracın Hazine malı olması nedeniyle Hazine avukatlarınca açılan davada hurdaya ayrılan otomobilin değeri 15 milyar 34 milyon olarak belirlendi. Mahkeme, dava masrafı 884 milyonla birlikte toplam 15 milyar 918 milyon liranın Zeyyad Dağ’ın ailesinden tahsil edilmesine karar verdi. Adana Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan polisler dayanışma örneği sergileyerek devletin aileden istediği 16 milyarlık meblağı elbirliğiyle ödedi. Tartışma başlatan bu uygulamaya tepki gösteren polis memurları, görevleri gereği her an canlarını ortaya koyduklarının altını çizerek; “Biz vazife uğruna ölümü göze almamıza rağmen devletin malının kılına zarar geldiğinde bunu yakınlarından istemesi kabul edilemez büyük bir hata. Ölen arkadaşlarımızın ailelerine zarar çıkartıp böyle bir borç yüklemek onur kırıcı. Bu yanlışlığın düzeltilmesini istiyoruz. Biz vatan millet uğruna can verirken böyle küçük hesaplarla uğraşılmamalı.” şeklinde konuştu.

İsminin açıklanmamasını isteyen bir emniyet amiri ise yapılan uygulamanın, ölen polis memurunun ailesinin acısının ikiye katlanmasına sebep olduğunu belirterek; kararı intihar bombacısının gerçekleştirdiği eylem nedeniyle anne babasının yargılanarak hapis yatması gibi trajikomik değerlendirdi. Polis Emeklileri Derneği Adana Şubesi Başkanı emekli Başkomiser Ahmet Eymir de, görevi sırasında ölen polis memurlarının böyle bir uygulamaya tabi tutulmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Eymir, “Vazifesini yapan polis görev esnasında zarar verdiği devletin aracının ücreti tahsil edilirken aynı uygulama başka kurumlarda niçin uygulanmıyor.” şeklinde konuştu. Kazadan sonra kendilerine herhangi bir ödeme talimatının gelmediğini kaydeden Zeyyad Dağ’ın kayınpederi Kenan Akıllı; ödemeleri gereken 16 milyarı polislerin kendi aralarında toplayarak ödemesinin kendilerini duygulandırdığını anlattı.

Adana Barosu avukatlarından İsmail Arısoy, böyle durumlarda sorumluların devlet malına zarar vermek suçundan Devlet Memurları Kanunu’nun 12. maddesine göre yargılandığını ve zimmetlenen devlet malının kusur oranına göre tahsil edildiğini söyledi.

Cengiz Özen / Adana

28.12.2003


 

Beşiktaşlı futbolcu ve yöneticiler Yeşil Vadi’ye taşınıyor

Beşiktaşlı futbolcular ve yöneticiler KİPTAŞ’ın Yeşil Vadi Konakları’na taşınıyor. İstanbul Konut İmar Plan Turizm Ulaşım Sanayi ve Tic. AŞ’nin (KİPTAŞ) Ümraniye’de yaptırdığı VIP konut projesi Beşiktaşlı futbolcuları sevindirdi.

Beşiktaş’ın Ümraniye’deki Nevzat Demir Tesisleri’ne yaklaşık 500 metre uzaklıkta yapılmaya başlanan ‘Yeşil Vadi’ futbolcuları ve yöneticileri böylece tesislere gelmek için kilometrelerce yol kat etmekten kurtararak zaman tasarrufu sağlayacak. Bu arada projenin reklamındaki işadamlarının reklam filminde yer alacaklarını bilmedikleri ortaya çıktı. Reklam ve proje hakkında bilgi veren KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım, reklamda oynayacaklarından işadamlarının önceden haberi olmadığını söyledi. Yıldırım, işadamlarını Heredot’un Kahvesi’ne çağırdıklarını belirterek, “Reklamı, işadamlarımızla Heredot’un Kahvesi’nde yapalım istedik. Çağırdığımız işadamlarının Heredot’un Kahvesi’ne gelene kadar böyle bir reklam fikrinden haberleri yoktu. Sohbet amaçlı toplandığımızı sanmışlar.” dedi. Baran Taş, İstanbul

28.12.2003


 

Son operasyonlarda 55 kilo C-4 patlayıcı maddesi ele geçirildi

Son aylarda polis ve jandarmanın yaptığı operasyonlarda, PKK uzantılı militanlarda toplam 55 kilogram C–4 patlayıcı ele geçirildi. Macun gibi her yere kolaylıkla yapıştırılıp, kitap içine konulabilen C–4 plastik patlayıcıların 100 gramıyla bir araba havaya uçurulabiliyor.

Adını Kürdistan Halk Kongresi (KHK) olarak değiştiren terör örgütü PKK/KADEK’in, silahlı eylemlerini sürdürmek amacıyla iki taşeron örgüt kurduğu, bu örgütlerin büyük şehirlerde C–3 ve C–4 patlayıcı maddelerle büyük çaplı eylem hazırlığı içinde olduğu belirlendi. Emniyet birimlerince yapılan operasyonlarda son bir ay içinde 55 kilogram C–4 patlayıcı madde ele geçirildi. Jandarma ekiplerince kırsalda yapılan operasyonlarda da örgüte ait çok miktarda C–3 ve C–4 patlayıcı madde bulundu. Örgütün bu patlayıcıları uzaktan kumanda ile patlatarak büyük şehirlerde eylem hazırlığı içinde olduğu kaydedildi. Bir yandan siyasallaşmak için isim değişikliğine giden terör örgütü PKK/KADEK, diğer yandan silahlı eylemlere ağırlık vermeye çalışıyor.

İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 24 Aralık 2003 tarihinde İzmir’in Kadifekale semtinde düzenlediği operasyonda, Hakkari’den televizyon kolisi içinde gönderilen 15 kilo C–4 patlayıcı madde ele geçirdi. Patlayıcıların Mardin’de hazırlanıp, Hakkari’den kargoya verildiği, İzmir’de TÖMER’DE temizlikçi olarak çalışan Abdurrahman D. tarafından da teslim alındığı belirlenmişti. Jandarma timleri de son yaptığı operasyonlarda sık sık söz konusu patlayıcılara rast geliyor. 8 Mayıs’ta Tokat’ın Reşadiye ilçesindeki operasyonda sığınak içinde 2 adet C–4 kalıbı ele geçirilirken, yine aynı gün Diyarbakır Kulp’ta bir mağara içinde 350 adet C–3 kalıbı bulundu. 24 Haziran’da Siirt’e bağlı Meşelidere’de yapılan operasyonda örgüte ait 1 kilogram C–4 tespit edildi. 19 Kasım 2003’te de Hatay’ın Dörtyol ilçesinde bulunan 3 kilogram 600 gram C–4 plastik patlayıcıya el konuldu. Son olarak 20 Kasım’da Bingöl Karlıova’ya bağlı Karacehennem Ormanları’nda araştırma yapan jandarma, örgüte ait 4 kilogram 600 gram C–4 patlayıcı ele geçirdi.

Ekim 2003’te Kuzey Irak’taki Kandil Dağı’nda bulunan Dağı Dole–Koge kampında yapılan kongrede ismini değiştiren örgütün burada silahlı eylemlerde bulunmak üzere iki taşeron örgüt kurduğu belirlenmişti. Kurulan taşeron örgütler Halk Savunma Birlikleri (HPG) ve Kürdistan Özgürlük Fedaileri’nin (FAK) başına Mustafa Karayılan getirildi. Terör örgütünün taşeron örgütlerle silahlı ve bombalı eylem hazırlığı yaptığı belirtiliyor. Ancak kongrede HPG ve FAK’ın gerçekleştireceği eylemlerin örgüt tarafından kabul edilmemesi ve kamuoyuna bu taşeron örgütlerin gerçekleştirdiği eylemlerin KADEK’le bir ilgisinin bulunmadığı imajının verilmesi kararlaştırıldı. İstihbarat birimlerinin elde ettiği bilgilere göre 20–30 kişilik bölükler halinde oluşturulan taşeron örgütler C–3 ve C–4 plastik patlayıcılara sahip. Her timde keskin nişancı tüfeği Kanas ile suikast silahı Uzi de bulunuyor. Sedat Güneç, Ankara

28.12.2003


 

Cam macunu gibi her yere yapıştırılabiliyor

Uğur Mumcu suikastının ardından adı daha fazla duyulmaya başlayan C–4 patlayıcılar, cam macunu gibi her yere kolaylıkla yapıştırılıp monte edilebiliyor.

Kitap arasına bile konabilen C–4, plastik özelliği nedeniyle her şekli alabiliyor. 100 gramıyla bir araba uçuran bombanın Irak’taki savaşın ardından temininin kolaylaştığı, PKK’nın Irak’tan Türkiye’ye çok miktarda C–4 soktuğu belirtiliyor.

28.12.2003


 

Cem Vakfı öncülüğünde Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı açıldı

Cem Vakfı öncülüğünde kurulan Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı törenle açıldı. Yenibosna Ahmet Yesevi Kültür ve Cemevi’nde düzenlenen törende konuşan Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, “Diyanet İşleri Başkanı ve bu alandan sorumlu Devlet Bakanı’nın, Alevi İslam anlayışını ritüel olarak nitelendirmesi, Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı’nın kurulmasını hızlandıran etken olmuştur.” dedi.

“Alevi İslam anlayışını, İslami yorum olarak değil de ritüel olarak yorumlamak tek taraflı bir davranıştır.” diyen Prof. Dr. İzzettin Doğan, Aleviliğin halka tam olarak sunulması gerektiğini dile getirdi. Prof. Dr. Doğan, “Türkiye’de 1960’lardan sonra meydana gelen gelişmelerin ‘laik devletin Sünni devlet olmaya başlamasına’ yardımcı olduğunu” savunarak, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti, laik devlet niteliğini yitirmek ve Sünni devlet olma yolunda gitmektedir.” dedi. Açtıkları kurumun Alevilerin çocuklarına kendi inançlarını öğretmelerine yardım amacını taşıdığını anlatan Prof. Dr. Doğan, “Bu kuruluş, ders kitaplarına konacak bilgilerin ne olduğunu da belirleyecektir.” diye konuştu. Dünyanın dört bir yanından gelen 1.742 inanç önderinin seçtiği kişilerden oluşan ‘Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nın, Yenibosna’daki cemevinde hizmet vereceğini dile getiren Prof. Dr. Doğan, kuruluşun başkanlığına da Ali Rıza Uğurlu’nun seçildiğini söyledi. Türkiye’de 25 milyon Alevi bulunduğunu ve sorunlarının çözümü için böyle bir yola başvurduklarını ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Hükümetin, 25 milyonluk bir kitlenin ihtiyacını görmeye talip olan bu teşkilatı Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesine alacağını umuyoruz.” dedi. Doğan, taleplerinin yerine gelmemesi durumunda hükümeti binlerce davaya muhatap kılacaklarını dile getirdi.

Alevi Din Hizmetleri Başkanlığı’nın açılışına Caferi cemaatini temsilen Selahattin Özgündüz, CHP Milletvekili Berhan Şimşek, Sağlık eski Bakanı Yıldırım Aktuna, Bektaşi kesimini temsilen Timurtaş Ulusoy ile çok sayıda Alevi inanç önderi katıldı. Cem Vakfı öncülüğünde kurulan Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nın divan kurulu şu isimlerden oluşuyor: Divan Başkanı Ali Rıza Uğurlu, Başkan Yardımcısı Ali Haydar Ulusoy, Hasan Çıkar, Nevzat Demirtaş, Nasrettin Eskiocak. Mükremin Albayrak, Baran Taş, İstanbul

28.12.2003


 

500 öğretmen adayı yeni yıla öğretmen olarak girecek

Öğretmen adaylarına ‘yeni yıl sürprizi’ yapmak istediklerini söyleyen Milli Eğitim Personel Genel Müdürü Remzi Kaya, Maliye’den alınan kadro izniyle yarın 500 yeni öğretmen atamasının yapılacağını açıkladı.

Milli Eğitim Bakanlığı, yarın 500 kişilik yeni bir öğretmen ataması yapıyor. Yılbaşından iki gün önce gerçekleştirilecek atama ile 2004 yılına 500 kişi öğretmen olarak girecek. Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’na 500 yeni öğretmen kadrosu verdi. Yeni kadro, Kasım 2002’deki atamada fen edebiyat fakültelilerin tercih edilmesi nedeniyle atanamayan 398 eğitim fakültesi mezunu için kullanılacak. Maliye Bakanlığı’ndan kadro aldıktan sonra Başbakanlık’tan da ‘atama izni’ alan Milli Eğitim, yarın atama işlemini sonuçlandıracak. Eski bakan Prof. Dr. Necdet Tekin tarafından 14 Kasım 2002’de 5 bin fen edebiyatlı ve 750 eğitim fakültesi mezunu, öğretmenliğe atanmıştı. Ancak Danıştay bu atama işleminin yürütmesini durdurmuştu. Mahkeme, eğitim fakültesi mezunlarından 70’in üstünde puanı olanlar bitmeden fen edebiyatlıların atanmasını, ‘kamu yararı, Milli Eğitim Temel Kanunu ve Talim ve Terbiye Kurulu kararına aykırı olduğuna’ karar vermişti. Danıştay’ın Milli Eğitim Bakanlığı’nın itirazını da reddetmesi üzerine bakanlık, 14 Kasım 2002’deki atamaya başvuruda bulunan ve 70’in üstünde puan alan 398 kişiyi atamak için Maliye Bakanlığı’ndan 500 kişilik kadro istemişti.

Öğretmen adaylarına, Ramazan Bayramı öncesinde yaptıkları atama gibi bir ‘yeni yıl sürprizi’ yapmak istediklerini kaydeden bakanlık Personel Genel Müdürü Remzi Kaya, amaçlarının geçen sene öğretmen olabilecek iken bu haktan mahrum kalan adayların mağduriyetlerini gidermek olduğunu söyledi. “Ya, bir senedir öğretmenlik yapan 5 bin öğretmenin atamasını iptal edecektik ya da atanamayanlara bu şansı verecektik.” diyen Kaya, 500 kadrodan geriye kalacak 102 kadronun ise bu yıl başvuruda bulunan adaylar arasında ihtiyaç olan diğer branşlarda değerlendirileceğini belirtti.

Öte yandan bakanlık, öğretmenlerin özür grubu tayinlerini parayla yaptırdığını iddia eden bazı kişiler olduğunu öğrenerek vatandaşları uyardı. Öğretmenlerin sağlık ve eş durumu gibi özür grubu nakillerinin ‘Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ kapsamında yarıyıl tatilinde yapılacağını hatırlatan bakanlık, “Tayinlerle ilgili arzu edilmeyen, olumsuz, yalan ve yanlış bilgilerin kasıtlı olarak yayılmaya çalışıldığı ve dolayısıyla vatandaşlarımızın aracı bulma gayreti içine girdiği duyumları alınmaktadır. Bakanlığımızca yapılan her türlü idari iş ve işlemler, hukuk devleti anlayışının bir gereği olarak mevzuatlar çerçevesinde yapılmaktadır. Vatandaşlarımızın yalan ve yanlış bilgilere inanarak zarara uğramamaları ve üzülmemeleri için bu bilgileri yaymaya çalışanlara veya aracılık görevi üstlenenlere itibar etmemeleri ve dikkatli olmamaları menfaatlerine olacaktır.” şeklinde açıklama yaptı.

İbrahim Asalığolu / Ankara

28.12.2003


 

Yağmurda mahsur kalan karı-koca, helikopterle kurtarıldı

Ege Bölgesi’nde 4 gündür aralıksız yağan yağmur nedeniyle Aydın’da mahsur kalan çobanlar ve koyunları, helikopterle kurtarıldı.

Koçarlı ilçesi Halilbeyli köyünde oturan Halil ve Cemile Durmuş, 80 koyunu Emirlik mevkiinde otlatmaya götürdü. Durmuş çiftinin, 4 gündür aralıksız yağan yağmur nedeniyle bölgede mahsur kaldığı öğrenilince, Köy Muhtarı Adnan Beldeloğlu jandarmaya başvurdu. Olay yerine gelen jandarma ekiplerinin tüm çabalarına rağmen karadan kurtarılamayan karı-koca ile koyunlar, Jandarma Filo Komutanlığı’ndan gönderilen UH-1 helikopteri ile alınarak Koçarlı’ya getirildi. Aynı şekilde mahsur kalan çobanlar da helikopter yardımıyla kurtarıldı.

Bu arada Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, Antalya’nın selden zarar gören Doyran ve Akdamlar köyünde incelemelerde bulundu. Burada hayatını kaybeden Nuriye ve Hasan Negiz’in ailelerini ziyaret ederek başsağlığı dileyen Bakan Mumcu, ardından Akdamlar köyüne geçti. Kurtarma operasyonu sırasında devrilen iş makinesinin altında kalarak hayatını kaybeden 14 yaşındaki Metin Özer’in ailesini de ziyaret eden Mumcu, baba Murat Özer’e başsağlığı dileğinde bulundu. Baba Murat Özer’in, “çocuğunun ölümünden itfaiye ekiplerinin sorumlu olduğunu, çocuğunun kurtarıldıktan sonra kıyıya bırakılacakken ekiplerin gösteriş yaptığını’’ iddia etmesi üzerine Bakan Mumcu, kurtarma ekibindeki kişilerin de görevini yaptığını söyleyerek, üzüntülerini dile getirdi.

Sel sırasında bazı kayıplar olduğuna dikkat çeken Mumcu, bütün dünyada meydana gelen bu büyüklükteki afetlerle mukayese edildiğinde, çok ucuz atlatılmış bir olay yaşandığını söyledi. İncelemeler sırasında yetkililerden bilgi alan ve felakette zarar gören köylülerle tek tek görüşen Mumcu, yardım sözü verdi. Yaşanan olayın son derece dikkate değer bir vaka olduğunu belirten Mumcu, şunları söyledi: ‘’Belki de ilk defa Türkiye’de meteoroloji raporlarına dayanarak, meteorolojiden önceden alınan bilgilerle muhtemel bir afet öngörülmüş. Buna göre kamu kurumları valinin liderliğinde önceden bazı tedbirler almış. İş makineleri hem kamu kurumlarından hem de özel sektörden toplanarak muhtemel afet bölgelerine yönlendirilmiş.”

Turistik tesislerdeki durumun sorulması üzerine de Mumcu, kendisine hem Otelciler Birliği’nden hem de Kemer kaymakamından verilen bilgilere göre, telafisi imkansız bir zararın yaşanmadığını belirtti. Dere yatağındaki hayvanlarını kurtarmak isterken sele kapılarak kaybolan İsmail Negiz’in (27) cesedine halen ulaşılamadı. Köylüler elleriyle sel sularının getirdiği çamur ve balçığı karıştırarak cesedi bulmaya çalıştı.

Doyran beldesinde, hayvanlarını kurtarmaya çalışırken sel sularına kapılarak sürüklenmeye başlayan ve yüzerek kurtulmayı başaran Önder (15)ve Duygu (12) Karabulut kardeşler korku dolu dakikalar yaşadı. Karabulut kardeşler, felaket günü yaşadıklarını, ölümden döndükleri hayvan barınağında anlattı. Karabulut kardeşlerin konuşurken yaşadıkları korku dolu dakikaların etkisinden halen kurtulamadıkları gözlendi. Dünyaya ikinci kez gelmiş duygusuna kapıldıklarını söyleyen Karabulut kardeşler, yetkililerin ilgisizliğinden yakındı. Önder Karabulut, “Hayvanları kurtarmayı bırakıp azgın sudayüzerek karaya çıktık. Kurtulduktan sonra ilk işim kardeşim ve annem babamı öpmek oldu” dedi. Osman Akçay, Ali Merdan; Aydın, Antalya

28.12.2003


 

Şanlıurfa’da sahte oto ruhsatı çıkaran şebeke yakalandı

Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü sahte ruhsat çıkaran ve otomobillerde hırsızlık yapan 9 kişilik çeteyi düzenlediği ‘Yağmur’ operasyonunda çökertti.

Şanlıurfa’da bir çetenin sahte kimlik ve sahte vekaletnamelerle araç ruhsatı çıkararak, chance oto (şase numarası değiştirme) yaptıkları yönündeki istihbaratı değerlendiren polis, önce çete elemanlarından M.Y ve S.Y isimli şahıslara ulaştı. Polis, adı geçen şahıslarda sahte nüfus cüzdanı, sahte vekaletname ve sahte araç ruhsatı ele geçirdi. Polisin derinleştirdiği operasyon sonucunda M.Y ile S.Y isimli şahısların İzmir’den getirdikleri çalıntı 2004 model otoyu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Ö.G isimli şahsa borçları karşılığında verdikleri, ayrıca BMW marka başka bir aracı da Şanlıurfa merkezde İ.H.Y aracılığı ile A.Y’ye sattıkları belirlendi. Araçlara el koyan polis, sahte evrakları satın alan ve aracı olan İ.H.Y ile A.Y’yi de gözaltına aldı.

Otoların üzerinde bulunan plaka ve motor şasi numarasına göre yapılan bilgisayar sorgusunda üzerinde sahte 34 UB 638 sayılı plaka bulunan otonun aslında M.B adına kayıtlı 35 AC 4699 plakalı 2004 model Mercedes-Benz marka olduğu ve Uşak ilinden çalıntı kaydının bulunduğu, sahte 34 GKH 61 plaka bulunan otonun ise A.S adına, 34 FGZ 65 plaka 1993 model BMW marka oto olduğu ve İstanbul’dan çalıntı olduğu tesbit edildi. Öte yandan şebeke ile ilişkili Organize Sanayi Bölgesi’nde Y.P adlı işyerinde çok sayıda silah ele geçirildi. Yapılan aramada 1 uzun namlulu Kaleşnikof silah, 30 yabancı menşeli dolu fişek, Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör bulundu. Buradaki A.Y, A.Y, ve M.Y isimli şahıslar gözaltına alındı. Mehmet Dener, Şanlıurfa

28.12.2003


 

Ahşap evde çıkan yangında anne ile 4 çocuğu hayatını kaybetti

Malatya’nın Darende ilçesinde ahşap bir evde meydana gelen yangında bir anne ile 4 çocuğu hayatını kaybetti.

Sayfiye Mahallesi’nde 2 katlı ahşap evde gece geç saatlerde başlayan yangında Gülüş Kocatekin (45) ve çocukları Arif (19), Mukaddes (17), Ayfer (15) ve Hatice Kocatekin (9) dumandan zehirlenerek yaşamlarını yitirdiler. Çevresinde fazla evin bulunmaması nedeniyle geç fark edilen yangında ölenlerin önce dumandan zehirlendikleri daha sonra yandıkları belirlendi.

Kül haline dönen evdeki cesetler, Darende Arama Kurtarma Timi (DAKUT) ve güvenlik görevlileri ile itfaiyenin çalışmaları sonucunda çıkarıldı. Yangının, aile üyelerinin ısınmakta kullandığı sobadan çıkmış olabileceği belirtildi. Tamamen yanan ve tanınamaz hale gelen cesetler, Darende Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken Darende Cumhuriyet Savcısı Mine Soylu İzmir, yangınla ilgili soruşturmanın başlatıldığını söyledi. Çetin Çiftçi, Malatya

28.12.2003


 

İstiklâl şairi Mehmet Akif ölüm yıldönümünde anıldı

İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 67. yıldönümünde Hacettepe Üniversitesi Kampusu’ndaki Mehmet Akif Ersoy Evi’nde (Tacettin Dergâhı) anıldı.

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı tarafından düzenlenen törene Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Nejat Birinci ile davetliler katıldı.

İstiklal Marşı’nın söylenmesi ile başlayan anma töreninde, Kur’an-ı Kerim okundu. Vakfın Genel Sekreteri Kazım Avcı, burada yaptığı konuşmada Ersoy’un milli kahraman olduğunu söyledi. Ersoy’un ölüm yıldönümlerinde yıllardır Tacettin Dergâhı’nda az sayıda kişinin katılımıyla anıldığını belirten Avcı, anmak için artık daha büyük katılımlı toplantılar düzenlemek gerektiğini söyledi. Avcı sözlerine şöyle devam etti: “Akif, Çanakkale Zaferi’ni, Bağdat’ta öğrenmiş ve bir gecede Çanakkale Şiiri’ni yazmıştır. Akif bugün yaşasaydı, Çanakkale şehitlerine şiir yazmayacak, şu anda topyekün Müslümanlar üzerinde döndürülen değirmen taşının, kimler tarafından ve niçin döndürüldüğünü dile getirecekti.” Törene mesaj gönderen TBMM Başkanı Bülent Arınç, vatan ve millet sevgisinin, bağımsızlık ve hürriyet aşkının en güzel ifadesi olan İstiklal Marşı’nı armağan eden Ersoy’u ölümünün 67. yıldönümünde saygı ve minnetle andığını kaydetti. Arınç, TBMM’nin ilk döneminde Burdur milletvekili olarak görev alan Ersoy’un, benzersiz bir kahramanlık ve vatanseverlik destanı olan İstiklal Marşı ile milletin gönlünde seçkin bir yer aldığını belirtti. Ankara’da 23 ayrı etkinlikle anılan Akif için Türkiye’nin hemen her il ve ilçesinde programlar düzenlendi. Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi’ndeki konferansta konuşan Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı M. Cemal Çiftçigüzeli, Akif’in sadece Ankara’da 23 ayrı programla anılmasının onun unutulmadığını gösterdiğini söyledi.

İsa Halit Santosun / Ankara

28.12.2003


 

Akif’in kabrini sadece öğrenciler ziyaret etti

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un kabrini 67. ölüm yıldönümünde sadece öğrenciler ziyaret etti.

Edirnekapı Şehitliği’ndeki kabri başında toplanan ilköğretim öğrencileri Akif’in ruhuna Kur’an-ı Kerim okuyarak dua etti. Törene hiçbir resmi yetkilinin katılmaması dikkat çekti. Milli şairin mezarı başında Anadolu Gençlik Dergisi temsilcileri de Kur’an okuyarak dua etti. Safahat yazarı Akif’in hayatı ve hatıralarını anlatan öğrenciler, daha sonra İstiklal Marşı’nı okudu. Akif’in hayatını kısaca anlatan eğitimci yazar Mehmet Doğramacı, İstiklal şairinin ölüm yıldönümünde hiçbir resmi makam tarafından hatırlanmadığını ifade ederek, Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarının Akif’in mezarı başında bulunmaları gerektiğini söyledi. Abdullah Dirican, İstanbul

28.12.2003


 

Mehmet Akif’in Kahire’de yaşadığı ev harap durumda

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un Mısır'da kaldığı süre içinde ikamet ettiği Kahire'deki ev harap durumda. Dış görünümü ile bir harabeyi andıran ev, Türk yetkililerin ilgisini bekliyor.

Mehmet Akif, ilk kez Mısırlı Abbas Halim Paşa'nın daveti üzerine Ocak 1914'te Mısır'a gitmişti. Ersoy, 1915'te de resmi görevli olarak Mısır'a gönderildi. Kahire Üniversitesi (KÜ) Edebiyat Fakültesi'nde Türkçe dersleri veren milli şair, 1925'e kadar burada yaşadı. 11 yılını Kahire'de geçiren Ersoy, en sıkıntılı günlerini yaşadığı Mısır'da vefat etmek istemiyordu. Akif, çok sevdiği ülkesine dönmüştü; fakat 27 Aralık 1936'da hayata veda ettiği yer İstanbul Taksim'deki Mısır isimli apartmandı. Akif'in Kahire'de iken yaşadığı evin şimdiki sahibi Osman Cemal, Türkiye'nin milli şairinin o evde yaşadığından habersiz. O’nun kendi oturduğu evde yaşadığını Zaman muhabirinden öğrenen Cemal, çok mutlu oldu. Ersoy'un kaldığı 700 metrekarelik tek katlı villanın, 3 odası, mutfağı, bodrumu ve bahçesi bulunuyor. Birçok kısmında çatlaklar oluşan ev, dökülen boyaları ve kırılan taşlarıyla bir harabeyi andırıyor. Mısır'da kaldığı günlerde geçim sıkıntısı çeken Akif, ders verdiği Kahire Üniversitesi'ne gitmek için yol parası bulamıyordu. O yıllarda şiddetli hastalık geçiren Ersoy'a, en büyük destek meslektaşı ve KÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Abdülvehhap Azzam'dan geldi. Ersoy, önceleri Azzam'ın 2 katlı villasında misafir oldu. Daha sonra yine Azzam, Helvan'daki kendi evine yakın tek katlı villayı Akif için kiraladı. Ersoy, ailesini de yanına alarak burada yaşamaya başladı; ancak burada ailesi ile geçirdiği yıllar, Ersoy'un en zor yılları oldu.

Memduh İşbilen / Kahire

28.12.2003


 

Çürümeye terk edilen Nusret Mayın Gemisi müze oldu

Mersin Limanı'nda çürümeye terk edilmişken Tarsus Belediyesi'nin sahip çıktığı Nusret Mayın Gemisi dün müze olarak hizmete girdi. Belediye, Mersin'den TIR'larla getirildiği gemiyi Çanakkale Parkı'na yerleştirerek müzeye dönüştürdü.

Çanakkale Zaferi'nin kazanılmasında kilit role sahip olan Nusret Mayın Gemisi ile 17 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı'na mayın döşenmişti.

Müzeye dönüştürülen Nusret Mayın Gemisi'nin açılışında konuşan Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Çanakkale Savaşı'nda çok önemli bir görev üstlenen geminin savaştan sonra da uzun yıllar orduda kaldığını, 1957'de ise terhis edildiğini söyledi. Kocamaz, Nusret'in hikayesini şöyle anlattı: “Nusret Mayın Gemisi sivil hayata geçtiğinde 42 metre olan boyu 11 metre uzatılarak 53 metreye çıkarılmış. Kuru yük gemisi olarak kullanılan gemi, 1989'da Mersin'den Kıbrıs'a yük taşımaya hazırlanırken liman çıkışında battı. 10 yıl burada kaldıktan sonra bir grup gönüllü tarafından çıkarıldı ve Mersin Devlet Hastanesi ile Kızılay'a bağışlandı. Daha sonra Kültür Bakanlığı'nca devralınan Gazi Nusret, geçmişindeki o kahramanlığı hiçe sayılarak Hurdasan'a verilmek istendi. Nusret'i kurtarmak için çeşitli kampanyalar düzenlendi; ama bir adım atılamadı. Belediye olarak daha fazla duyarsız kalamadık ve geçen yıl Nusret'i devralarak müzeye dönüştürdük." Hasan Küçük, Tarsus

28.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.