|
NURİYE AKMAN |
|
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan: Eşime 15 dakikada vuruldum, hâlâ aşığım
Devlet Bakanı Ali Babacan, insanda evlat ya da kardeş duygusu uyandırıyor. Sakin, sevimli, nazik, mütevazı, bilgili, çalışkan, istikrarlı, başarılı, anlayışlı... Bunlar, ekonomiden sorumlu bir insan olarak ülke adına ne kadar olumlu özelliklerse, bir röportajcı için o kadar can sıkıcı bir durum yaratıyor. Çelişkiden, entelektüel gerilimden, tutkudan, derinlikten, renklerin ara tonlarından uzak, düşüp kalkmaların, inip çıkmaların olmadığı, riskten arındırılmış bir yaşam neden acaba bana sahici gelmiyor? Negatiflerin içindeki pozitifleri arama hastalığına yakalandığım için, belki de tuhaflık bendedir...
Kişilik inşanızın temeline en sıkı harcı kimler koydu?
Yürümeye başladığım dönemden itibaren iş hayatındayım. Evden çok işyerinde vakit geçirdim. Rahmetli dedem ve babam ticaretle uğraşıyorlardı. Hep onların verdiği öğütleri duya duya yetiştim. Türkiye’nin dört bir yanından binlerce insanla irtibatım oldu. Ankara Koleji, arkasından ODTÜ, hep Çıkrıkçılar Yokuşu’nda, kişiliğim ticaretin temel ilkeleriyle yoğruldu.
Tüccar zihniyetiniz, hayatın hangi alanlarında ortaya çıkıyor?
“Tüccar zihniyeti” farklı anlamlarda kullanılıyor. Tüccar yerine tacir demek lazım belki de. İş hayatında başarının evrensel ilkeleri var. Söz çok önemlidir. Herhangi bir konuda tamam anlaştık, oluyor denildikten sonra bunun geriye dönüşü olmaz. Amerika’da uzun süre okudum ve çalıştım, güven faktörünün başarıyı nasıl etkilediğini yaşayarak öğrendim. İş hayatı binlerce kişiyle muhatap olmayı gerektirdiği için insanları daha hızlı tanıma, daha çabuk kanaat sahibi olma ve çok farklı insanlarla bir arada çalışıyor olma meziyetlerini getiriyor. Hızlı kararlar vermek ve netice odaklı çalışmak gerekiyor.
Evlilik kararını çabuk vermeniz, tüccar olmanın bir avantajı mıydı?
Eşimle tanışmamla evlenme kararı vermem arası 3 hafta oldu. 28 yaşında evlendim, aradığım özellikler tam olarak vardı ki, karar vermem hızlı oldu. Bunda ticaretle bağlantı kurmak istemiyorum.
Üç hafta, karar için fazla kısa değil mi?
Uzun bir analiz ve hızlı aksiyon. 21–22 yaşından başlayarak 6–7 sene ne arıyorum, ne istiyorumun araştırması ve geliştirmesi oldu ki bulunca hemen karar verdim. Aile bireylerinin arasındaki bağların kuvvetli olması, etik değerler, dinle ilgili konularda ortak bir hayat felsefesini paylaşabileceğimiz bir insan benim için önemliydi. Dünyaya, yeniliklere açıklık, farklı ortamlarda farklı kişilerle ilişkilerde rahatlık, yabancı dilin kuvvetli olması gibi aradığım özellikler vardı.
Yıldırım aşkı mıydı?
Siz manşet bulmaya mı çalışıyorsunuz?
Niye olmasın? Evlenmeden önce kız arkadaşlarınız oldu mu?
Sorduğunuz boyutta değil; ama çeşitli çevrelerden şu kız olur mu olmaz mı diye ihtimaller üzerinde durdum. Çok sayıda evli arkadaşım vardı. Evlilikten ne beklenir, hangi çiftler daha kolay uyum sağlıyor, hangi birliktelik devam eder konusunda kuvvetli gözlemler geliştirmiştim.
Yani kadını teorik olarak tanıyordunuz, yaşayarak değil.
Aile çocuğuyum yani. Filipinlileri, Japonları, Amerikalıları, Almanları, İsveçlileri gözlemleyerek evliliğin nasıl yürüdüğünü, nasıl yürümediğini anladım. Eşimle ilk tanıştığımda kafamdaki kişilik ve background uyuşumu açısından bir anda kriterlerin tam olarak uyduğunu gördüm. Yıldırım aşkı oldu galiba.
Ay nihayet çıktı ağzınızdan.
Ben bu konuları açık açık konuşmadım şimdiye kadar.
Tutkunun dalgalarında sörf yapan bir insan olmadınız ama neyse ki âşık olmuşsunuz.
Evet, elektriklenme de ilk 15 dakikada oldu diyebilirim.
Ya sonrası? Evlilik aşkı öldürüyor mu?
Hayır. Bunları açık açık yazarsanız n’olur bilmiyorum.
Kim ne diyecek? Bunlar, sizi sahici yapan insanî şeyler.
İlk günkü ateş kalıyor diyebilirsiniz. Samimiyetle söylüyorum.
Bu ateş sözcüklerinize yansır mı?
Tabii ki yansır. İlk günlerde bilirsiniz neler konuşulur nasıl olur, onlar aynen devam ediyor. Şimdi daha az görüşüyoruz ya, daha kıymetli oluyor. Hafta sonu üç dört saat bir araya gelince o birlikteliğin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlamış durumdayız. Ben eve gelinceye kadar, saat dört bile olsa beni bekler, oturma odasında uyuklasa da, uykuya geçmez tam olarak. Geç vakitlerde, sohbet ederiz, o günü konuşuruz.
İçkinin tadını biliyor musunuz?
Hayır.
Hiç merak ettiniz mi?
Hayır. Çok farklı ülkelerde o kadar farklı yiyecek–içecek türleri denedim ki açıkçası hiç ilgimi çekmedi.
“Bir defalık sorumlu olmayacaksın” deseydi Allah, hangi günahı işlemek isterdiniz?
Dinin gereklerini yerine getirirken geniş bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyorum. Açıkçası hiç düşünmedim bunu.
Her insanın içinde çatışmalar olur. Hiç asilik yapmadınız mı, hep cici, uslu, akıllı, çalışkan mıydınız?
Annem–babam öyle diyor. Yaptıktan sonra keşke şu işi de yapmasaydım diyeceğim bir şey olmadı.
Öğrencilik yıllarınızda bir eyleme katılmışlığınız da mı olmadı? Tabiri caizse hep “inek” bir öğrenci miydiniz?
1980 ihtilalinden sonra okullar steril kurumlar haline geldi. Böyle bir şeye girme ortamı yoktu. Okulda dersten sonra doğrudan işe dalardım.
Halanız Hatice Babacan’ı mücadele ci kadrosundan asi kategorisine sokabi- liriz. O, kişiliğinizi etkilemedi mi?
Onun üniversite dönemleri benim tam çocukluk dönemim. Halamlarla fazla bir yoğun bir ilişkimiz olmadı.
Türban sorununu çözemediğiniz için kendinizi ona karşı suçlu hissediyor musunuz?
Dünyayı gördükten sonra özgürlüklerin kısıtlanmasına anlam vermekte zorluk çekiyorum. Tabii Türkiye’nin kendi gerçekleri var, bu işin bir tarihçesi oluşmuş. Hükümet olarak hangi konu olursa olsun gerginlikten uzak durmaya çalışıyoruz.
Yani halanıza karşı bir suçluluk duygunuz yok...
Öyle bir şey soruyorsunuz ki evet ya da hayır demek çok zor.
Allah’la ilk ne zaman, nasıl tanıştınız?
(Sessizlik) Herhalde küçük yaşlarda. Muhafazakar bir ailede büyüdüm. Şimşek çakar gibi belli bir yaşta birdenbire farkına varma olmadı. Dünyada olup biteni daha iyi algılamaya başlayınca bütün bunların ardında çok da tanımlanamayan büyük bir gücün olduğunun farkına vardım.
Her şeyi size verildiği gibi mi kabul ettiniz?
Sadece Türkiye’de belli ortamlarda bulunarak o süreçten geçmek zor. Ancak farklı dinlerden, ateist arkadaşlarla tanıştıktan sonra Musevi olsun, Hıristiyan olsun dinî değerlere önem veren kişilerle sanki daha çok ortak yönlerimizin olduğunu fark ettim. Dinle hiç ilgisi olmayan bir kişi olarak başlasaydım hayata, seçenekler arasında yine İslam’ı seçerdim.
Allah’la ne sıklıkla görüşüyorsunuz?
Günün her ânında Allah’la beraber olduğumu, ne düşünüyorsam ne yapıyorsam zaten Allah’ın bilgisi dahilinde olduğunu düşünüyorum. Allah’ın sadece bana değil doğru ve çok çalışan herkese yardımcı olduğuna inanıyorum.
Bu duygunuz gözetlenme duygusu mu, kucaklanma duygusu mu?
Gözetlenme, kucaklanma, hatta destekleme duygusu.
Tayyip Bey sizin için nasıl bir figür? Baba mı abi mi, lider mi?
Abi–kardeş gibi başladık. Bakan olana kadar Tayyip abi derdim. Hükümet kurulduktan sonra Başbakanım diyorum.
Tayyip Bey ekonomiden sizin kadar anlıyor mu?
Başbakan’ımız çok iyi bir ekip lideri ve farklı konularda konsantrasyonu olan, bilgi birikimine sahip olan kişileri iyi bir şekilde koordine ediyor, sonuçlar da bu şekilde gayet başarılı oluyor. Ekonomik konularda iyi bir birikime sahip.
Bilderberg’e katılmanın kariyerinizi nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Açıkçası olumlu olumsuz bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Türkiye’de çok büyütülmüş, iki–üç günlük konferans. Herkes belli konulardaki görüşlerini dile getiriyor. O kadar çok hurafe dinlemiştim ki bununla ilgili. Gidince dedim bu muymuş?
Peki ama bunu büyüten de muhafazakar çevrelerin insanları. Tayyip Bey gidecekti, gelebilecek eleştirileri siz göğüslediniz. Siz şimdi onun da gereksiz hassasiyet gösterdiğini düşünüyor musunuz?
Açıkçası kim gidecekti kim gitmeyecekti, nasıl oldu nasıl gelişti bu konularda fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Toplantılardan bir–iki hafta önce bana böyle bir davet geldi. Başbakan’ımızla ve Dışişleri Bakanı’mızla istişare ettim, onlar olur dedi. Ben de gittim.
Cimri misiniz, bonkör mü?
Para kazanmanın zorluğunu yaşayarak öğrendiğim için harcarken dikkat ederim. İlla ucunuzu almak değil, harcadığım paranın karşılığını almak istiyorum.
Alışverişlerde bir tutku nesneniz var mı?
Seyahat için çok para harcarım ve gerçekten tutkuyla yaparım.
Bir haber çıkmıştı. Yakın arkadaşlarınızın kurduğu bir borsa şirketinin sizden aldığı tüyoları etrafa vererek yarar sağladığını söylüyordu. Neydi olayın aslı?
Benim danışmanımın eşi makro ekonomik projeksiyonlar, enflasyon ve büyümeyle ilgili tahminler yapıyor, borsayla hiç ilgisi yok. Bizim attığımız her adımda, bunun neresi negatif, neresinden ne çıkartabiliriz diye çaresizlikle kıvranıyorlar bazı gazeteler, bazı çevreler. Okuduklarınızın yüzde 80–90’ını iskonto edeceksiniz.
Birincilikle bitirdiğiniz ODTÜ’de konuşturulmamak kendinizle ilgili size ne öğretti?
Kendimle ilgili değil de benim okuduğum dönemden farklı dönem olduğunu gördüm. Dedim ya çok steril bir dönemdi benim okuduğum yıllar.
Bir avuç protestocuya teslim oldunuz. Gidip onlarla sakin sakin tartışmadınız. Korktunuz belki de.
O konuşmanın yapılacağı salona gitmeden önce bütün panelistlerle beraber toplantı salonunda bir araya geldik. Salonda 60–70 civarında protesto eden belli bir siyasi partinin mensubu olan öğrenci grubu olduğunu söylediler. Diğer öğrenciler de beni dinlemeye gelmişler. Aralarında ciddi bir sürtüşme olmuş. Benim belki de oraya inip onlarla konuşmaya çalışmam olayı daha kızıştırabilir bilgisi geldi. Fiziksel bir şey başlarsa jandarma müdahale eder, öyle bir noktaya gelir ki öğrencilerin canı yanar diye riske girmek istemedim.
Genelde çatışmadan kaçan bir kişiliğiniz var. Sizi Bilgi Üniversitesi’nden yayınlanan Genç Bakış programında izledim. Negatif eleştirileri duymazlıktan geliyorsunuz, teknik olarak direkt soruya cevap veriyorsunuz.
Herhalde kızdırılması zor bir kişiyim. Beni kolay kolay sinirlendiremezler.
İnsanlar sizinle negatif de olsa bir duygu paylaşımında bulunuyorlar. Siz onu dikkate almıyorsunuz. Bu karşıdakini daha çok öfkelendirebilir.
Topluma sesimizi duyurma imkanı varken şu mesajlarımızı verip geçelim eğilimi hissettim ben. Baktım kimler sert tepki gösteriyorlar diye, o arkadaşlara konuşurken beni dinlemiyorlar, ellerindeki kâğıtlarda bakıyorlar, bir yerlerde programlanmışlar, ellerine birtakım mesajlar verilmiş. Bunlar Sovyetler Birliği döneminden kalma bazı düşünce kırıntıları, dertleri o anda kameralar varken mesaj vermek. O tuzağa düşmemek lazım.
2003’ün sizin için aktif ve pasifleri neler?
2003’ün en büyük aktifi, Türkiye’nin kriz ortamından çıkıp, güvenli bir ortama geçişi, içeride ve dışarıda oluşmuş güven ve itibarımızın yükselişi, bu işi iyi yaptığımızın teslim edilmesi. Pasif deyince, son bir yıldır ailemle yeteri kadar ilgilenemedim. Eskiden muntazam spor yapardım sabahları. Bakan olduğum günden beri o durdu, düzensiz yemek yiyince kilo aldım. Bu arada bir bebeğimiz oldu. Onun büyüyüşünü gözleyerek yaşayamadım. İkinci sınıfa gidiyor oğlum, gerçekten yakından ilgilenilmesi gereken bir dönem. Asgari haftada bir gün vakit ayırması gerekiyor babaların çocuklarına bu yaşlarda. Bu fırsatlar elden kaçıyor.
Her şey o kadar düzgün ki hayatınızda, iç çatışma yok; ne dinde ne aşkta. Açlık çekmemişsiniz, hiç düşmemişsiniz, hep başarılı olmuşsunuz, büyük kazıklar yememişsiniz, ne kadar monoton, ne kadar sıkıcı bir hayat!
(Kahkahalar) Ama ben de gurbet ellerde okudum.
Aman canım Amerika’da okudunuz, gurbetinizi seveyim.
(Kahkahalar) Ne kadar monoton dediniz. Risk sevmiyorum ondan olabilir. Çok ince eleyip sık dokumayınca etraflıca bir araştırma yapmayınca adım atmam. Herhangi bir ülkeye gitmeden önce çok detaylı bir şekilde kitaplar okurum, dili, kültürü, tarihi, daha önce giden kişilerin tecrübeleri iyice zihnimde olgunlaştıktan sonra giderim. Nereye gidelim? Mısır’a! Hadi atla gidelim demem.
Maceracı değilsiniz yani.
Nasıl baktığınıza bağlı. Çok seyahat ettim. Tayland’ın Kamboçya sınırında teröristlere yakın dağlarda kamp yapa yapa yürümekten tutun Hawaii sahillerinde güneşlenmeye, Alaska’nın buzullarında balina, fok seyretmekten Singapur’un güzel semtlerinde gezmeye kadar...
Politikaya girmek büyük bir risk değil miydi?
Ama zihni bir hazırlık döneminden sonra oldu. Yeni bir parti kuruluşu, programının oluşturulmasında benim de tuzumun bulunması... Hiç alakamın olmadığı partilere de davet edildim. Asıl o risk olurdu girseydim.
Paramızı yöneten bakanın risk sevmemesi iyi bir şey sanırım.
Biz bir risk yönetim birimi oluşturduk Hazine’de. Daha önce yoktu böyle bir birim. En son metotlar kullanılıyor. Bugün bir toplantı yaptım mesela bu birimle. 2004–2005 borçlanma stratejilerinde risk getiri oranlamaları, borçlanma kompozisyonları şunlar bunlar. Milim milim hesaplanıyor. Daha önce yapılmayan çalışmalardı. Tedbir bizden takdir Allah’tan.
|