İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ABDULLAH AYMAZ
 

 
 

Sağlam köprüler

Daha önce bu köşede bahsettiğim bir destan, arkadaşım ve hemşehrim Niyazi Sanlı Hoca tarafından yazıldı ve Ufuk Kitapları içinde “Aşka Son Bakış” ismiyle neşredildi.


Bu destan, Batumlu Cemâl ile Hatice’ye ait... Evlenmişler; fakat dört beş ay geçmeden Stalin siyaseti gereği, bir kış gecesi evlerinden toplanıp kamyonlara bindirilmişler ve sıkış tepiş hayvan vagonlarına bindirilip bilinmez bir yere doğru yola çıkarılmışlardı. Geri dönüş bir işe yaramasın diye de hayvanları birer birer kurşun sıkılarak öldürülmüştü. Pencereleri kırık vagonlarda giderken pek çok insan soğuktan ölmüştü. Cemâl’in annesi de ölenler arasındaydı. Yol boyunca onlar gibi zavallı insanlar vagonlara dolduruluyordu. Tam bir mahşerdi. Herkes birbirini kaybetmişti. Ama Cemâl ve Hatice hep el ele beraberdi. Kaçmaya karar verdiler. Akşam tren yavaşlayınca askerlerin gafletinden istifade ile kaçacaklardı. İlk fırsatta Cemâl atladı; ama Hatice belki de karnındaki bebeğin korkusu ile bunu başaramadı. Hatice’yi yakalayıp komutana götürdüler. Sonra da ağır hakaret ve küfürler altında vagon vagon dolaştırdılar. Sonunda herkesin önünde subay silahını çıkarıp “Son duanı et!..” diye bağırdı. Hatice bir eliyle tren kapısının kolundan tutuyor öbür eliyle karnındaki bebeğini tutuyordu. Subay, onun alnının ortasına nişan aldı. Fakat gözü karnındaki eline kaydı. Hamile olduğunu fark edince silahını indirdi.

Asıl macera bundan sonra başlamıştı. Cemâl, bir yolunu bulup Türkiye’ye gitmiş, Hatice de yurdundan çok uzak bir yere yerleştirilmişti. Hatice, doğan çocuğuna İsrafil ismini verdi... İsrafil okula, çoğunluğu Kazak, Rus, Yahudi, Alman, Koreli ve Ahıska Türk’ü olan çocuklarla başladı.

Cemâl döne dolaşa İstanbul’a geldi. Uzun bir direnmeden sonra Müşerref ile nikah masasına oturdu. Mustafa, Kemal ve Canan isminde üç çocukları oldu.

Hatice’nin oğlu İsrafil, büyüyüp Sabriye ile hayatını birleştirdi. İlk çocukları olunca Hatice, torunu bir elçi olup kendisini Cemâl’e kavuşturması için ona Resul ismini verdi. Resul ortaokulu bitirdiği sene Kazakistan’a Türk kolejleri de açılmıştı. Bunu duyan Resul “Nine Türkler gelmiş!..” diye bağıra bağıra evlerine geldi. Öğretmenleri evlerine davet edip ağırladılar. Bu arada Hatice ninenin hayat hikayesini de öğrenmiş oldular. Sonra Türk kolejine gidip mezun olan Resul, İstanbul’a YÖS’e (Yabancı Öğrenci Sınavı) gelmişti. Muhsin öğretmene sohbet sırasında kendi geçmişini, Hatice nineyi, Cemâl dedeyi anlatmış. “Ninem bana Cemal’imin ölüsünden veya dirisinden mutlaka bir haber getir, diye beni buralara gönderdi.” demişti.

Öbür taraftan Canan’ın oğlu da Mustafa Bey’in talebesiydi. Müdür de Muhsin Bey’di. Canan’ın ağabeyi Kemal, Muhsin Bey’e teşekküre gelince babası Cemâl’in başından geçenleri anlattı. Annesi Müşerref vefat etmişti; ama Cemâl Bey yaşıyordu. Muhsin hemen Resul’ü hatırladı. İşte böylece Cemal dede ile Hatice ninenin kavuşma ümitlerinin gerçekleşmesinde gerçek adım atılmıştı. 152 sayfalık kitabı ancak bu kadar özetleyebildim. Sürpriz neticeyi de inşallah sizler bizzat kitaptan takip edersiniz...

İnsanlığın evrensel değerlerini, özümüz ve kökümüzün insanî yönünü, dilimizi ve kültürümüzü büyük bir fedakârlık hatta cefakârlıkla bütün dünyaya yaymaya çalışan ülkemizin yüz akı Türk kolejlerinin mübeccel öğretmenleri pek çok değerli hizmetleri yanında işte böyle bir hasretin son bulması için de ayrı bir köprülük vazifesi yapıyorlar.

Bu hatıralar artık yazılmaya başlandı: Ufuk Kitapları, Ali Tokul’un Akasya Hikayeleri’ni ilk önce yayınlamıştı. Kaynak Yayınları Seher Durmaz’ın Bir Güzel Gurbet Kırım kitabını neşretti... İşte şimdi de bu kitap... Yenilerini bekliyoruz. Evet bu destanlar mutlaka yazılıp gün yüzüne çıkarılmalıdır.


28.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (22.12.2003) - Öğretmenlerim geldi!

> (15.12.2003) - Bir güzel gurbet Kırım

> (14.12.2003) - Bir Rus genci, Finlandiyalıya dedi ki...

> (08.12.2003) - Kur’an-ı Kerim’i fem-i muhsinden öğrenelim

> (07.12.2003) - Kur’an tilâvetine gökten sekine iniyor

> (01.12.2003) - Hayatın mânâsı

> (30.11.2003) - Biz ne güne duruyoruz?

> (24.11.2003) - Bu nasıl kardeşlik?

> (23.11.2003) - Kenya, bölgedeki ülkelere ağabeylik yapıyor!

> (17.11.2003) - Sömürgecilere karşı Osmanlılar




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.