İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ETYEN MAHÇUPYAN e.mahcupyan@zaman.com.tr
 
 

Başörtüsü meselesinde asıl sorun

Memleketimizde irili ufaklı sevindirici şeyler de oluyor... Bunlardan biri, 15 Aralık’ta Neşe Düzel’in Profesör Yeşim Arat’la yaptığı mülakatın ima ettikleriydi.


Başörtülü kızların kendilerini birinci sınıf vatandaş olarak algıladıklarını; başörtüsünden korkanların “Türkiye’de siyasal gücü, askeri gücü ve eğitim gücünü elinde tutan bir küçük kitle” olduğunu; “başını bağlayan Müslüman kadınların, kızların laik düzenin tamamen bir parçası olduğunu” Arat’tan duymak gerçekten de hoş bir sürprizdi. Çünkü geçmiş yıllarda kendisinin hiç de böyle ‘düşünmediğini’ görmüştük. Değişimin nedeni ise gene Düzel’in aldığı yanıtlarda gizlenmişti... Başörtüsünün laikliği tehdit edip etmediği sorusuna Arat, şöyle yanıt vermekteydi: “Başını örten kadınlarla konuşmuş, niye, nasıl kapandıklarının hikayelerini dinlemiş biri olarak kalpten inanıyorum ki bir türban tehdidi yok.”

Kritik kelime ‘konuşma’... Anlaşılan geçmişte hayatı daha ziyade kendi kafasındaki ideolojik kategorizasyonun içinden anlamaya çalışan Arat, şimdi başörtülü insanlarımızla ‘konuşması’ neticesinde basmakalıp önyargıları bilim mertebesine çıkaran pozitivist hayalciliğin etkisinden kurtulmuş. Ancak galiba gene de yolun tamamını kat etmiş değil... Çünkü “Türban gerçek bir sorun değil mi sizce?” sorusuna verdiği yanıt, olayın algılanışında dipte bir yerlerde hâlâ bazı tortuların kaldığını göstermekte. Neşe Düzel, soruyu meseleye doğru bir mesafe alarak sormuş: Başörtüsünün bir ‘sorun’ değil, toplumsal bir ‘durum’ olduğunu; bunu ‘sorun’ haline getirenlerin ise başörtülüler olmadığını söylemek sanki en doğal yanıtmış gibi durmakta. Ne var ki Arat’ın yanıtı şöyle: “Sorun olarak gerçek; ama kutuplaşma çok suni. Çünkü... İki kutbun kadınları da aynı değerleri savunuyor ve laikliğe inanıyor. Bu yüzden türban sorunu siyasal ya da hukuksal değil. Soruna sosyolojik bakılmalı... Bu sorunu ancak türbanlı kadınların hayatını, düşüncelerini anlayarak çözebilirsiniz.”

Diğer bir deyişle karşımızda ‘gerçek bir sorun’ var ve Arat, bu sorunun başörtülü kadınların dünyasında olduğunu düşünmekte. Onlara ‘anlamak’ üzere bakmak gerçekten de çok önemli bir aşama; ancak ‘anlamaya’ çalıştığınız şey daha önceden aynı insanlara atfettiğiniz ‘sorunlu’ bir davranış ise; buradan nasıl bir anlama çıkacağı da az çok bellidir. Arat’ın bakışı, hastanın hastalığını tedavi etmek üzere ona sevecenlikle yaklaşan bir psikiyatrın müşfik yaklaşımını andırıyor... Hastasıyla ‘konuşan’, onu anlayan bir psikiyatr bu... Ama hastanın ‘hasta’ olduğu konusunda pek kuşkusu yok. Arat’ın sözünü ettiği ‘sosyoloji’ başörtülü insanların cemaatsel kültürüyle sınırlandırılmış nedense. Sanki İslami kesim kendi başına, arındırılmış bir kültürel laboratuvar ortamında yaşamakta. Bizzat laik cemaatin ‘sosyolojik durumunun’ olayı ne hale getirdiği; ‘sorunu’ yaratan şeyin en azından bu karşıtlık olduğu söylenebilirdi. Ama dahası da var ve yaşanmakta: Türkiye’de devlet, laik kesimin ‘sosyolojik kaygularının’ bile ötesinde bir baskı uygulayarak, bu ‘sorunu’ sanki bilerek ve isteyerek yaratmış durumda. Eğer bilimsel olarak daha yakışık alan ‘durum’ kelimesi değil de, ‘sorun’ kelimesi kullanılacaksa; Arat’ın en azından ‘sorunu’ doğru koyması beklenirdi.

Çünkü açıktır ki toplumsal değişim kendiliğinden bir ‘sorun’ olarak belirmez. Onu bizim karşılıklı algılarımız sorun haline getirir. Gene de memnuniyetle belirtmek gerekir ki; laik bilim cemaatimiz kaba pozitivizmi kırma yönünde ufak da olsa bazı adımlar atmakta. İnce bir pozitivizm hâlâ damarlarında akmaya devam etse de...


28.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (26.12.2003) - Kıbrıs’ta bürokratik ‘çözüm’

> (22.12.2003) - Emekli general siyaseti

> (21.12.2003) - Basmakalıp bir analiz

> (19.12.2003) - Eğlenceli bir analiz

> (15.12.2003) - Denktaş’ı daha da tanıyalım

> (14.12.2003) - Denktaş’ı tanıyalım

> (12.12.2003) - Kıbrıs’ta AB referandumu

> (08.12.2003) - Kıbrıs’ta meselenin özü

> (07.12.2003) - Kıbrıs’ı hak ediyor muyuz?

> (05.12.2003) - Kıbrıs’ta gerçekten ne istiyoruz?




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.