İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
28.12.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Meclis’in kayıtlı İslâm şairi; Mehmed Âkif

D.MEHMET DOĞAN



Hayattayken, “sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir” diyen Mehmed Âkif, 20. yüzyılda olduğu kadar, 21. yüzyılın başında da en fazla konuşulan millî şahsiyetlerimizden birisi. Zaten, Mehmed Âkif gibi büyük şahsiyetler kolay kolay unutulmazlar. Tam unutuldukları sanılan bir zamanda bir vesile ile tekrar varlıklarını hatırlatırlar. Ma’şeri şuur geçmiş büyüklerini lehte veya aleyhte tutum alışlar karşısında sınar adeta. Mehmed Âkif bu sınamadan pek çok defa geçirilmiştir. Bununla birlikte, bilhassa aleyhte kampanyalar onun toplum nezdinde prestijini tazelemekle sonuçlanmıştır.

Toplumlar değerleriyle ayakta kalır. Değersiz toplum olmaz. Türkiye’nin son zamanlarda içine düştüğü sıkıntı sosyal değerlerinin çeşitli sebeplerle sarsıntı geçirmesidir. Toplumun kabulleri, iyi–kötü, doğru–yanlış, ahlâklı–ahlâksız, güzel–çirkin vb. birçok hususta hareketlerimizi yönlendirir. İyi “iyi” olmaktan çıktığında, kötüyü iyi görenler için yapabileceğiniz bir şey yoktur. Türkiye’de değerler böyle bir tanımlama tahrifatına (deformasyonuna) tâbi tutulmaktadır âdeta. Bu tahrifçi yönlendirme bütün kurumlarımızın, fertlerimizin faaliyet ve hareketlerini bozulmaya uğratmaktadır.

Halkın sevgilisiydi

Peki neden “değer” alanımızla bu kadar oynanmaktadır? Türkiye’de değer alanının bin yıldır rakipsiz belirleyicisi “din” olmuştur. Bütün dünyada da dinler sosyal değerlerin arka planında etkili bir biçimde durmaktadır. Bugün AB anayasasın a Birliğin Hıristiyan değerlerine dayandığı ilkesinin konulmasını isteyenler, bizim dinlerini tamamen boşladıklarını sandığımız Avrupa ülkeleridir. Dinin varlığı, toplumdaki yeri ve tesir alanı konusunda 19. yüzyılın pozitivist anlayışı ile hareket eden bazı kesimler çok açık şekilde menfi yaklaşımlara sahiptir.

“Hayır yapmak” bir değer olmaktan çıkarıldığında Kızılay hayır kurumu olarak boşlukta kalır. Bu durum hem ona yardımda bulunanlar için söz konusudur, hem de onun yöneticileri ve çalışanları için. Bazıları “din, maneviyat olmasın fakat hayır olsun” diyebilmektedir. Bunu demek kolaydır, din dışı bir alanda hayır yapmayı değer haline getirmenin kolay olmadığı ortadadır.

Mehmed Âkif, toplum kimliğimiz açısından, şahsiyet olarak üzerinde tartışılamayacak bir isimdir. İnandığı, düşündüğü gibi yaşamış, doğru bildiklerini sonuna kadar savunmuş, kendi öncelikleri yerine milletinin önceliklerini birinci plana almış örnek bir şahsiyettir. Onu bazıları nezdinde tartışılır kılan arka planındaki değerler dünyasıdır. Mehmed Âkif, 1920’de kurulan TBMM’nin kayıt defterinde meslek hanesine “İslâm şairi” olarak yazılmış bir kişiliktir. Sırf bu adlandırma bile bazılarını rahatsız edebilir. Bu unvanı Mehmed Âkif kendisi mi icat etmiştir? Bu adlandırma dönemin halk–aydın ortak adlandırmasıdır. Resmî kayıtlara da böylece geçmiştir.

Mehmed Âkif sırf dindar bir kişiliği olduğu için değil, aynı zamanda büyük bir şahsiyet olduğu için, yani bizzat kendisi kişilik olarak toplumun çok önemli bir değeri olduğu için zaman zaman hedef seçilmiştir. Toplumlar yönlerini yetiştirdikleri büyük şahsiyetlere bakarak da tayin ederler. Mehmed Âkif hem edebiyatçı kişiliği ile, hem de insanî kimliği ile büyük ve örnek bir şahsiyettir. Mehmed Âkif’i toplum nezdinde küçük düşürmek, değerler alanına yön değiştirmenin bir aracı olarak da görülmektedir bu yüzden.

İşin ilgi çekici tarafı, Mehmed Âkif’in asıl bu kişiliğinden ötürü Millî Mücadele’ye katılmak üzere davet edilmesidir. Onun varlığı, Milli Mücadele için gerekli bulunmuştur. Bu yüzden, bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından dâvet edildiği bilinmektedir. Ali Şükrü Bey’le beraber Ankara’ya vardıklarında TBMM önünde M. Kemal Paşa ile karşılaşırlar. M. Kemal Paşa, Mehmed Âkif’in gelmesinden duyduğu memnuniyeti ifade eder. “Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz” der.

Mehmed Âkif’in Millî Mücadele sırasında yaptıkları daha sonra vuku bulan görüşmede kendisinden ne istendiğini ortaya koymaktadır. Mehmed Âkif bu sırada bir taraftan camilerde vaaz vererek halkı mücadeleye katılmaya çağırır, diğer taraftan aynı çerçevede Sebilürreşad dergisini yayınlar. Sebilürreşad, yarı resmî organ mahiyetindeki Hâkimiyet–i Milliye dışında TBMM’nin devamlı malî destek verdiği tek süreli yayındır.

Mehmed Âkif aynı zamanda TBMM’de Burdur meb’usudur. Burdur’dan seçilmesi için bizzat M. Kemal Paşa’nın 120. Kolordu Kumandanı ve Konya Vali Vekili (o sıralar Burdur Konya’ya bağlı bir sancaktır) Fahreddin (Altay)’a telgraf çektiği de bilinmektedir.

Âkif, Meclis’in en sessiz üyelerinden biridir. Hemen hemen hiç konuşmamıştır. Zaten kişilik olarak konuşmayı değil, yapmayı öne almaktadır. Onun Meclis’teki tutumuna bakarak, Ankara’ya gelişini anlamsız bulabiliriz. Mehmed Âkif, Meclis’te konuşmadı. Fakat, onun şiiri o Meclis’te yüksek sesle defalarca okundu, ayakta dinlendi ve alkışlandı. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Mehmed Âkif, Ankara’ya sadece ve sadece İstiklâl Marşı’nı yazmak için gelmişti!

İstiklâl Marşı, düşmanın top seslerinin işitildiği sırada Ankara’da yazılır. Bu şiir her bakımdan bir meydan okumadır. Bir kere Mehmed Âkif’in şiirdeki kudretini ilan eden bir meydan okumadır. Yüzlerce kişinin katıldığı bir yarışmaya kendi kuralları çerçevesinde katılmış ve hiçbirisi ile kıyaslanmayacak bir eser ortaya koymuştur. O yüzden, diğer şiirler neredeyse hiç kaale alınmaksızın Meclis’e sunulur ve defalarca ayakta okunarak, alkışlanarak kabul edilir.

Milli Mücade’leyi ateşleyen isimdi

İkincisi, emperyalizme karşı milletin değerlerine dayanarak bir meydan okumadır. ‘Bu şafaklarda yüzen al sancak’, ‘şanlı hilâl’ asla sönmeyecektir. Ne kadar zulüm, teknolojik güç, hayasızca akın olursa olsun netice değişmeyecektir. Çünkü istiklâl Hakk’a tapan milletin hakkıdır...

Mehmed Âkif’in Milli Mücadele’den sonraki hayatı, Mısır’a gitmesi, orada yaptıkları, Kur’an tercümesi ile ilgili tutumu çok ciddi ve dikkatli olarak üzerinde durulması gereken konulardır. Mehmed Âkif, TBMM’nin Kur’an–ı Kerim’in tercüme edilmesi yönündeki kararını kabul etmiştir. Hatta üzerinde çalışmış ve muhtemelen hayli de yol almıştır. Fakat, eninde sonunda konu onun şahsî konusudur, şahsiyeti ile ilgili bir konudur. Şu veya bu sebeple tercümeyi yayınlatmamıştır. Bu onun kendi tercihidir. Bir eseri yayınlamak veya yayınlamamak müellifin, hazırlayanın tercihidir. Mehmed Âkif böyle bir yol tutmuştur. Kendi düşüncesi açısından da tutarlıdır.

Kaldı ki mesele Mehmed Âkif’in tercümesi meselesi değildir. Türkçe ibadet taraftarlığının Mehmed Akif’e muhtaç olması da şaşırtıcıdır. Türkçe ibadet Türkiye’de zaman zaman gündeme gelmektedir. Böyle düşünenler de olabilir. Onlar gereği neyse onu yaparlar. Kur’an’ı da Türkçeleştirebilirler. Türkçeyle de ibadet ederler, bu onları bağlar. Fakat bunu bütün topluma zorla kabul ettirmeye kalkışamazlar.

Türkçe ibadetçiler, ibadet dilimizin Türkçe olması için çok gayret sarf ediyorlar. Aynı gayreti neden günlük dildeki yabancı kelimelere karşı göstermiyorlar? Neden tıp fakültelerinde bütün terimler Latince olarak okutuluyor? Neden İngilizce tıp fakülteleri var? Halbuki Osmanlılar son dönemde Şam’a dahi Türkçe tedrisat yapan tıp fakültesi kurmuşlardı! Âkif’i toplumun hafızasından silmek isteyen bütün karalama kampanyaları hüsrana uğramıştır. Birkaç yıl önce, muhtemelen son defa denenen, millî şairimizi milletimizin gözünden düşürme amaçlı hareketin de aynı akıbete uğramaktan kurtulamadığını hepimiz gördük. Milletimizin var olma iradesi ortadan kaldırılmadıkça Mehmed Âkif gibi değerlerimiz unutulmaz, unutturulamaz.

RTÜK ÜYESİ, TYB ONURSAL BAŞKANI

28.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Bill Clinton teröre Ahiliği çare gösteriyor GALİP DEMİR (28.12.2003)

> Türkiye’ye AB kapılarını ‘Almanya’ açabilir PROF. DR. HÜSEYİN BAĞCI (28.12.2003)

> Diyalog kültürü AHMET KURUCAN (27.12.2003)

> İslam bir kültür değil, Türklerin öz dinidir PROF. DR. MEHMET BAYRAKDAR (27.12.2003)

> AK Parti’nin 2003 performansı umut veriyor Yard. DOÇ. DR. BİROL AKGÜN (27.12.2003)

> “Memleketimden insan manzaraları...” ALEV ALATLI (26.12.2003)

> Nikâh, başlık parası ve Kıbrıs YARD. DOÇ. DR. HİKMET KIRIK (26.12.2003)

> Avrupa’da toplum kimliğini ‘din’ şekillendiriyor DOÇ. DR. TALİP KÜÇÜKCAN (26.12.2003)

> Osmanlı oryantalizmi PROF. DR. M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU (25.12.2003)

> Kıbrıs’ta çözümün somut şartları mevcut PROF. DR. M. NACİ BOSTAN (25.12.2003)

> Türkiye Irak’ta korku politikasını bırakmalı DOÇ. DR. BÜLENT ARAS (25.12.2003)

> Devlet kayıyor ama nereye? ESER KARAKAŞ (24.12.2003)

> Hükümet asgari ücrette işverenin baskısına direnmeli SALİM USLU (24.12.2003)

> Korku politikası (24.12.2003)

> İşveren için asıl sorun vergi yükü REFİK BAYDUR (24.12.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.