|
Yarınlar bizim
Eğitim gönüllüleri bu ak hizmete rüyalarıyla kanatlanmaya başlamışlardı. Bir öğretmen diyor ki: “On sene önce Trabzon’da üniversitede okurken bir rüya görmüştüm: Ağabeyimle Erzurum’da bulunuyorduk; ama câmi girişinde kale gibi muazzam yapılar vardı. Ama burası Erzurum’da olamaz, diye konuşuyorduk.
Bu rüyadan bir yıl sonra Erzurum’a öğretmen olarak gittim. Oradan da iki sene sonra Kırgızistan’a gittim. Rüyamda gördüğüm câminin girişlerinin Kırgızistan’da olduğunu hayretle gördüm. Ama yanımda ağabeyim yoktu. Daha sonra ağabeyimin de öğretmen olarak Özbekistan’a gelmesiyle, beraberce Özbekistan’daki aynı şekilde inşa edilmiş binayı beraber gezip görmemizle rüyam aynen çıkmış oldu.”
Sezgin Yıldız öğretmen de bir Kırgızistan hatırasını şöyle anlatıyor:
“Bir gün Oş şehrinde, bir arkadaşımız pazarda gezerken, iki kişinin tasallutuna uğruyor. Arkadaşı sıkıştırıyorlar. Çok zor durumda kaldığı bir anda Kırgız bir delikanlı olaya müdâhale ediyor. Her şeyi göze alan bu genç az bir hasarla tehlikeyi bertaraf ediyor. Daha sonra arkadaşımız gence yaklaşıp, kim olduğunu soruyor. O da ‘Türk lisesinde okuyordum; ama bazı problemlerden dolayı atıldım. Ama benim hiç unutamayacağım bir hatıram var. Bir gün hasta olmuştum, okulun üçüncü katındaki yatakhanede yatıyordum. Henüz on iki yaşlarındaydım. Canım çok sıkılıyordu. Konuşacak birilerini ararken, odaya elinde bir bardak süt ile biri girdi ve sütü bana uzattı. Birden şaşırdım... Annem gözlerimin önüne geldi. Bunu bana ancak o yapabilirdi... İşte o zor günümde bana yardımcı olan sizdiniz. O yüzden sizin gibi birisine dokunmalarına izin veremezdim.’ dedi.
Okuldan atılmış olsa dahi gördüğü insanlık onda büyük bir vefa duygusu geliştirmişti...
Sizlere Stuttgart İş hayatı Dayanışma Derneği’nin 16 Kasım 2003 Pazar günü verdiği iftar yemeğinde programın şeref misafiri olan değerli işadamlarımızdan armatör İhsan Kalkavan’ın konuşmasını takdim etmek istiyorum: “Ben ortaokuldan sonra Tarsus Amerikan Koleji’ne giremediğim için annemin ağladığını hatırlarım. Şimdi dünyada bu seviyenin üstünde birçok Türk okulu var. Hepsi Türk bayrağını dalgalandırıyor. Dilimiz ve kültürümüzün tanınması ve yayılması açısından bu okullar çok mühim. Barış Manço’nun vefatından evvel, Kırgızistan’da bir programda beraberdik. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de vardı. Onlar bir gün önce gidecekler, ben bir gün sonra döneceğim. Beni bir Türk kolejine davet ettiler. Barış Manço da eşyalarını hazırlıyor, havaalanına gidecek. Biliyorum bu kolejleri çok seviyor. “Gel beraber gidelim.” dedim. “Uçağı kaçırırım.” dedi. “Yetiştiririm.” dedim. Onun geleceğinden kimsenin haberi yok. Herkes beni bekliyor. Okul idarecileri ve öğrenciler için müthiş bir sürpriz oldu. Fakat benim ve Barış Manço için daha büyük sürpriz, çocukların onu görünce hep bir ağızdan güzel bir Türkçe ile onun şarkılarını toptan söylemeleri oldu. Baktım Barış Manço ağlıyor. “Olamaz... Bu kadar güzel nasıl söyleyebiliyorlar!..” diyor. Bir coştu, bir coştu... Bu sefer ben “Uçak kaçacak.” diyorum. O ise “Kaçarsa kaçsın.” diyor. Arkadaşlar uçağı beklettiler de öyle yetiştirdik. Tabii bekleyenler arasında Cumhurbaşkanı Demirel de var... Size bir örnek daha vereyim. İşte böyle bir toplantıda meşhur ses sanatkârımız Ali Rıza Binboğa bu okullar hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “70 sente muhtaç olduğumuz günlerde bizden devletimiz adına bir heyet kalkıp Dünya Bankası’na gidiyorlar. Uzun uğraşmalardan sonra randevu alıp içeri giriyorlar. Bir de bakıyorlar kredilerin başında Dawar isminde bir Hintli var. Adamın huzuruna çıkıyorlar. Onun İngilizce sorularına cevap verirken bir ara kendi aralarında Türkçe “Şimdi bu herifin bir de Dawarlığı tutarsa, elimiz boş olarak geriye nasıl döneriz?” diye konuşuyorlar. Fakat birden İngilizceyi bir tarafa bırakan Dawar bizimkilere Türkçe diyor ki: “Hiç telaş etmeyin bu Dawar sizlere öyle bir davarlık yapmayacak. İstediğiniz krediyi size bulacağım. Çünkü ben tahsilimin mühim bir bölümünü Türkiye’de yaptım.” Demek ki, dil, kültür yakınlığı ve eğitim, çok mühim. İşte dünyanın her tarafındaki bu Türk okulları bu güzel yatırımı yapıyorlar. Ben bir zamanlar “Yarınlar Bizim” diye şarkılar söylüyordum. Ama sağolsunlar birileri de bizim yarınlarımızı hazırlıyorlarmış!”
29.12.2003
|