İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
29.12.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ALİ BULAÇ a.bulac@zaman.com.tr
 
 

Yasağın gerekçeleri

Başörtüsü takan kadınların durumuyla ilgili verilecek bir kararda iki alanı birbirinden ayırt etmek gerektiği konusunda yaygınlaştırılmak istenen bir düşünce vardır. Yazık ki başörtüsü yasağına karşı çıkan birçok kişi ve çevre -ki içlerinde Müslüman çevrelerden insanlar da var- bu fikri kabullenmiş görünmektedir.


Buna göre bir kadın, devletle ilişkili olarak ya “hizmet veren” veya “hizmet alan” bir konumdadır. Eğer “kamusal alan” dahili sayılan durumlarda kadın hizmet alıyorsa burada başörtüsü takabilir; fakat “hizmet veren” bir konumdaysa burada devletin o alanla ilgili öngördüğü kurallara uyup başörtüsü takamaz. Takamadığı gibi takma hakkına sahip olduğunu da öne süremez. Hastaneler buna örnek gösterilir. Eğer bu ayırım kabul edilecek olursa, başörtülü kadın doktor veya sağlık görevlisi olamaz, ama hasta olarak tedavi görür. Fakat tanımda ve sınırların tayininde bir belirsizlik olduğu için başka alanlarda herkes kendine göre bir tanım yapabilir, kamusal alanlara yeni sınırlar koyabilir. Nitekim Yargıtay’da hakim tarafından başörtülü olduğu için bir sanığın mahkeme salonundan çıkartılması buna bir örnek oldu.

Hizmet veren konumda kadını başını örtme hakkından alıkoymanın gerekçesi olarak “laiklik gereği devletin tarafsızlık ve eşitlik ilkesi”ne bağlılığı gösteriliyor. Bu argümanlar bütünü yeni gündeme girdi. Daha önceleri “modernlik-karşıtı veya siyasal simge” diye başörtüsüne yasak getirilmek isteniyordu. Şimdi “kamusal alan” diye bir kavram öne çıkarıldı. Bu kavram da diğerleri gibi Batı’dan salt ithal veya bir iktibas özelliğini taşımaktadır. Nitekim hatırlanacağı üzere, başörtüsü sorunu ilk ortaya çıktığında o zaman Fransa’da Milli Eğitim Bakanlığı yapan François Bayrou, bugünkü çerçeveyi çizmişti. Şöyle diyordu Bayrou: “Hıristiyanlar haçlarını, Yahudiler kippalarını, Müslümanlar başörtülerini özel hayatlarında takabilirler, ama kamusal alana girdiklerinde bunları kullanamazlar; çünkü kamusal alan nötrdür”. Bakan Bayrou, “nötr” olarak tanımladığı “kamusal alanı cumhuriyetin değerlerine göre devletin düzenleyebileceği”ni söylüyordu. Bizde de Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, büyük bir ihtimalle Bayrou’nun bu temel yaklaşımını esas almış görünmektedir. Bugün başörtüsü tartışmasının gündemin ilk sırasını işgal ettiği Fransa’da hâlâ temel gerekçe Bayrou’nun söylediklerinden ibarettir.

Ancak hemen hatırlatmak gerekir ki, Türkiye’deki tartışma ve uygulamadan farklı olarak Fransa’da üniversite ve özel okullarda başörtüsü yasağı bulunmuyor, söz konusu yasak ilkokullar, orta ve lise ile devlete ait okullarda uygulanacaktır. Eğer Katolikler gibi (Fransa’da okula giden 13 milyon öğrenciden 2 milyonu bu okullarda okumaktadır) Müslümanların da özel okulları olsaydı herhalde bu okullara mahsus olmak üzere başörtüsü sorunu yaşanmayacaktı. Türkiye’de değil devlet okullarında, özel okullarda, dershanelerde ve özel kurslarda bile başörtüsü yasağı hükmünü sürdürmektedir.

Bir başka husus, Fransa “şimdilik” üniversitelere karışmıyor. Çünkü Fransa’da liseyi bitirip üniversiteye giden bir insan, artık “öğrenci” olmaktan çıkmış “etüdyen” konumuna yükselmiştir.

Fransa’da devlet hem cumhuriyetin misyonunu yüklenmesi dolayısıyla kendi okulunda kural koyabiliyor; hem de bir başka temel teze dayanarak, akil ve baliğ olmayan -18 yaşından küçük- çocukların vesayet ve hatta velayet haklarının ailelerden önce devlete ait olduğunu düşünüyor. Fakat üniversiteye giden bir insan artık akil-baliğ olup kendisi hakkında karar verebilecek durumdadır. Bu insanın ne devlete ne ebeveynin vesayetine ihtiyacı vardır. Türkiye’de ise, üniversiteye gidenler sürgit “öğrenci” hükmünde olup devletin koyduğu kurallara göre hayatlarını düzenlemek durumundadırlar. Hem üniversitenin devletin düzenleme alanı içine girdiğinden, hem liseyi bitirip 18 yaşını da aşmış bir insan hâlâ “öğrenci” kabul edildiğinden yasaklara tabi tutulmaktadır. Çarşambaya devam edeceğiz.


29.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (27.12.2003) - Başörtüsü nedir?

> (24.12.2003) - İslam’ı dışlamanın sebepleri

> (22.12.2003) - Avrupa’da İslam’a karşı tutumun sebepleri

> (20.12.2003) - Almanya’ya bir şeyler oluyor

> (17.12.2003) - Almanya’da 8 gün

> (15.12.2003) - Bir önsöz

> (13.12.2003) - Üç halka

> (10.12.2003) - Tipoloji

> (08.12.2003) - Cürüm

> (07.12.2003) - Dinler ve terör




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.