|
Yeni şeyler söylemek lazım cancağızım…
Görmemek için kör olmak lazım. ‘Stratejik ortağımız’ Amerika ile en hayati dış politika konularımızdan olan Kıbrıs ve Irak’ta genelde aynı telden çalmıyoruz. Ya da Amerikalıların yaygın tabiriyle ‘We are not on the same page’ (Aynı sayfada değiliz).
Türk-Amerikan heyetleri arasındaki okyanusötesi gelgitler, coğrafi gelgitlere benziyor. Görüşmelerle kabaran ‘stratejik ortaklık’ dalgasından sonra genelde herkes aynen gelgit suları gibi orijinal konumuna geri çekiliyor.
Kıbrıs’ta Annan Planı’ndan başka alternatif tanımayan bir ABD var karşımızda. Biz ise şimdiye kadar Annan Planı’na hep kuşkuyla yaklaştık. Amerikalılar Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’ye gireceği Mayıs 2004’e kadar çözüm müzakereleri başlamaksızın geçen her dakikayı israf sayıyorlar. Ankara’da devletin bir cenahı ise hâlâ saate bakmayınca yelkovanın duracağını sanıyor. Diplomatik zamanın ruhunu kavrayamıyor. Hükümet desen, bir şeyler yapmak istiyor; ama o da zaman tünelinde bir oraya bir buraya savrulup duruyor.
Irak konusunda ise Washington’da Ankara’nın korktuğu federasyon senaryoları ön planda. Irak’ın gevşek bir federasyon olması ve Kürtlere bu yeni devlette Amerikan çıkarlarının en büyük bekçisi olarak siyasi ve ekonomik imtiyazlar verilmesi hususunda Washington’da giderek pekişen bir anlayış var.
Kuzey Iraklı Kürtler savaş sürecinde atı aldı, Kerkük’ü geçti, Bağdat’a dayandı. Bugün Irak’ta ABD’nin en gözde müttefiki Kürtler. Yiğidi öldür, hakkını yeme; adamlar bu işi çok iyi becerdi. Plan yapıyor, gündemi belirliyor, yeri geldiğinde, Ankara şöyle dursun, Washington’u bile hizaya getirmesini biliyorlar. Son olarak Barzani ve Talabani ortak hareket ederek Bremer’in isteksizliğine rağmen kuzeyde şimdiden bir federatif bölge kurma ve Kerkük’ü de dahil etme fikrini açıkladılar. Şimdi hepimize onu tartıştırıyorlar. İki ileri, bir geri hamlelerle sürekli mevzi kazanıyorlar. Ya Ankara? Hâlâ güreşe doymayan yenik bir pehlivan gibi federasyon karşıtı beyanlar veriyor.
Dış politika bu kadar alınganlığı, tepkiselliği ve mükemmeliyetçiliği kaldırmaz. Bize biraz pragmatizm, rasyonalizm ve realizm lazım. Rahmetli Özal tipi. Bağıra bağıra geliyorum diyen Irak savaşının çıkmayacağına inanan, Amerika’nın Türkiye’siz Irak’ta bir şey yapamayacağını düşünenlerin optik zafiyetleri sürüyor. Bu yüzden Kıbrıs ve kısmen Irak politikamızda dünyada yalnızları oynuyoruz.
Eskiden olsa, Amerika en azından İncirlik’in yüzü suyu hürmetine belki nazımızı çekerdi. Ama öküz öldü, ortaklık bozuldu. Adam Irak’a incir ormanı dikiyor, ne yapsın artık senin İncirlik’ini? Türkiye’yi silip attılar demiyorum. Siyasi ve ekonomik olarak başlarına bela olmamamız, stratejik açıdan Amerikan cenahında kalmamız onlar için çok önemli. Ama askeri hizmetlerimize eskisi kadar muhtaç olmadıkları aşikar. Polonya, Bulgaristan gibi yeni hazır kıtaları var.
Bugün Türkiye’nin Irak’ta elinde neredeyse hiç inisiyatif yok. Mart tezkeresini geçirmeyerek sadece Irak politikamıza değil milli davamız Kıbrıs’a da balta vurduk. Artık sadece AB değil, ABD de Kıbrıs’ta tam gaz üzerimize gelebiliyor.
Çözüm? Ankara’nın mevcut tutumunu değiştirmesi. Hem Kıbrıs hem Irak’ta ‘takoz koyucu’ ülke görünmekten çıkıp, ‘çözüm üreten’ haline gelmesi. Tepkisel değil, pro-aktif davranması. İyi niyetli, yapıcı izlenimi uyandırması. Hayır deyip duracağına, planlar hazırlaması ve orijinal tekliflerle ortaya çıkması. Yani gündemi sadece izlemeye değil, belirlemeye çalışması.
Kıbrıs için bu tür hazırlıklar olduğunu duyuyoruz. İnşallah dağ fare doğurmaz. Amerika, AB ve Rum tarafının her arzusunu yerine getirelim demiyoruz. Fakat karşı taraf da taviz verirse, makul tavizler vermeye hazır olduğumuzu kuvvetle ihsas etmeliyiz.
Irak’a gelince, artık klişeleşmiş ‘federasyona karşıyız’ açıklamaları yersiz. Çünkü gidişat o yönde. Haddizatında Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması için en uygun formülün de bu olduğu söyleniyor. Türkiye olarak, eğer Irak halkının tercihi buysa, federasyona karşı olmadığımızı resmen ilan etmeliyiz. Gayrıresmi olarak da ortaya bazı orijinal fikirler atıp tartışılmasını sağlamalıyız. Mesela ‘Etnik federasyona sıcak bakabiliriz, ama Kerkük Kürt bölgesinde olmasın’ gibi. Belki ancak bu tür çarpıcı hamlelerle, sağdan yanaşarak, Irak’taki gelişmeleri Türkiye’nin çıkarlarını da koruyacak şekilde biraz yönlendirebiliriz.
Türkiye’nin Kıbrıs ve Irak’ta meydana yeni fikirlerle ve gerçekçi söylemlerle çıkması Ankara’yı da, Washington’u da, Brüksel’i de rahatlatır. Mevlana’nın dediği gibi, ‘Dünle beraber gitti, ne kadar söz varsa düne ait cancağızım. Bugün artık yeni şeyler söylemek lazım’.
29.12.2003
|