|
Ayinesi haberdir gazetenin, lafa bakılmaz
Adamın biri, herkesin göreceği bir meydana slogan yazmak istemiş. Aklına Nietzsche’nin o malum ve meşhur sözü gelmiş, belki inancına da uygun düşmüş ve “Tanrı öldü” diye sloganı basmış. İmzayı da unutmamış, sloganın altına kocaman ‘Nietzsche’ yazmış. O meydana yolu düşen herkes, kendine göre bir anlam çıkarmış yazıdan; kimi haklı bulmuş ‘duvar yazarı’nı kimi haksız...
Ertesi sabah ilginç bir manzarayla karşılaşmış ahali. Meğer, oradan geçen muzip birisi, yeni bir sloganla cevap vermek istemiş. O yazı şöyleymiş: Nietzsche öldü! Bu iri puntolu yazının altına “Tanrı” yazmış adam. Böylece ilk yazıdaki temenninin yerini, gerçeğin ta kendisi almış... Zaten fiili durum önemlidir, kişilerin kendi kendine kurguladığı şeyler değil...
Türkiye’de gazetecilik de biraz böyle: Bir kendi kurguladıklarımız var bir de hakikatlerin çıplak yüzü. Umutlar, beklentiler, istekler bir yanda, gerçekler öbür yanda. Halbuki gerçekle yüz yüze gelmek önemlidir; hayallerle avunmak değil. Hayata meydan okumak, kendimizle hesaplaşmak demektir; yani kendimizi yenilemek ve hamle yapmak. En önemlisi, bunu yaparken vefalı ve dürüst olmak...
İlginç bir meslektir gazetecilik. Eskilerin ifadesiyle kîlü kâlü çoktur. Üstelik iddiası ve gösterişi boldur. Sorumluluğunu düşündüğünüzde ise karşınıza çetin mi çetin bir sınav çıkar. O yüzden kimin ne konuştuğuna, ne yazdığına bakmayın; nasıl olsa ürün ortada, onu değerlendirin, yeter! Elbette kimse “yoğurdum ekşi” demez; zaten o yoğurdun ekşi olduğuna inansa onun için gayret etmez. Bu sebeple söylüyorum, gazetecilerin kendi haklarında ahkam kesmesine bakmayın, ortaya konan ürüne bakın. Yanlışıyla doğrusuyla tarihe mal olan odur çünkü.
Ortada ürünler, hatta onların gölgesinde devam eden yönelişler varken kimlikler tartışılmaz gazetecilikte. Sadece bir istisnası vardır bunun: Yayıncı kimliği iflah olmaz bir ideoloji haline geliyor ve meslek sınırlarını yıkıp geçiyorsa o zaman yerden yere vurulabilir yayınlar. Yayıncının ‘sağcı’, ‘solcu’, ‘muhafazakar’, ‘liberal’ vs. olma hakkı vardır; yeter ki bu kimliklerden doğabilecek önyargılar, gazetecilik mesleğinin gerektirdiği dürüstlüğün önüne geçmesin. Yalan, iftira, asparagas, çarpıtma gibi seciyesi düşük davranışların inançla, ideolojiyle, ilkeyle vs. izahı yoktur çünkü. Zaten bu yüzden bazı gazeteler kitlelerden kopar, marjinalleşir. Dolayısıyla da her yazdığı satır, gerçekten uzak bir duruş sergiler. Marjinal yayınları fazlaca tehlikeli bulmam; çünkü inandırıcılıktan uzaktırlar hep. Belki de bunalan kitlelerin bir şekilde rahatlamasına da vesile olabilir bu tür gazeteler. Herhangi bir ideolojiye mensup görünmeden yanlı yayın yapmak, gazeteciliğin çıkmaz sokaklarından biridir. Objektif görünümlü önyargıyı sezmek kolay değildir çünkü. Her ne kadar erbabı daha ilk satırdan yanlışı anlasa da kitleler sezemeyebilir haksızlığı.
Aslında hadiseleri dallandırıp budaklandırmaya gerek yok! Bir yayını eleştirmek mi istiyorsun, alırsın eline gazeteyi, mecmuayı vs., somut veriler üzerine konuşursun. Somut veriler diyorum; çünkü Türkiye’de medya tartışmaları hep minder dışında yapılıyor. O nedenle “dinci basın”, “liboş medya”, “cemaat medyası”, “laikçi basın” gibi yakıştırmalar yakışıksızdır, çirkindir... Üstelik meslektaşlar arasında gözetilmesi zaruret olan nezaket kurallarına da uygun değildir.
Bu tür konular açıldığında üniversitelere de içerliyorum hep. Ancak onlar tarafsız değerlendirme yapabilir; şayet üniversitelerde ilmi çalışmalar hâlâ yapılabiliyorsa. Gazeteler, bilimsel araştırmalarla masaya yatırılmadıkça halüsinasyonlar devam edecek bu ülkede. Üniversiteler, araya hakem olarak girse, içerik analizleri yapsa, karşılaştırmalı metin incelemeleri yapsa, haber ve yorumları bilimsel kriterler ile tartsa hem kendileri itibar kazanacak hem gazetecilik; fakat kimin umurunda...
Yaptığı gazetenin arkasında yiğitçe duran her yayın kadrosu gür bir sesle şöyle diyebilmeli: Hodri meydan, gazetemiz ortada, alın inceleyin, araştırın, bilimsel kriterler ile doğru ve yanlışlarımızı ortaya koyun. Öbür türlü herkes kendi rüyasıyla baş başa kalıyor...
Hiçbir meslek, gazetecilik kadar nezaket gerektirmez; çünkü bu mesleğin özü insan onuruna, toplum huzuruna dayanır. Hatanın düzeltilme yolu da bellidir. Lakin Türkiye’de bu yollar kapalı.
Türkiye’de medya, kalite düzeyini artırmak zorunda. Seviye artırma, boğuşarak, didişerek, birbirine çamur atarak, yaftalayarak yapılmaz; belki dostça uyararak, yanlışları insaflıca ortaya koyarak, düzeyli tartışmalar yaparak yapılabilir. Toplumun bilgi düzeyi arttığına göre bundan kaçış yok. Toplam kalite artışının yolu, gazetelerin kendilerine dönmelerinden geçiyor. Su üzerine yazdıklarımız önemli değil; ma’şeri vicdan nasıl olsa tarihin muhkem sayfalarına bir not düşecek. O nottan utanmamak gerekiyor...
Söz veriyoruz: ZAMAN bir okul olacak
Hemen her gazetenin iddiasıdır okul olmak, ekol olmak. Keşke herkes ciddiyetle bu maksat için çırpınsa! Zaman, genç bir kadroya sahip. Her geçen gün daha da yetiştiriyor kendini. Üst üste başarılar elde ediyor. Geçenlerde 2003’e bir göz attım; arkadaşlarımız o kadar çok başarıya imza atmış, ödüller kazanmış ki! Üstelik önyargı ve yok sayma politikalarına rağmen...
Geçen haftaki başarı, 2003’ün mutlu bir kapanışıydı. 53 genç muhabirin katıldığı Basın Enstitüsü gazetecilik sertifika programı geçen hafta sona erdi. Programı düzenleyen Basın Enstitüsü’nü de, ona destek veren Hürriyet’i de tebrik etmek gerekiyor. Büyük bir ciddiyetle yürütüldü program, çok sayıda usta gazeteci katıldı, ders verdi.
Programı Zaman ailesinden Adem Yavuz Arslan birinci, Rahime Sezgin ikincilikle bitirdi. Genç kardeşlerimi kutluyorum... Okurlarımıza da duyuruyorum buradan, daha çok başarılara imza atacak Zaman’ın genç, dinamik kadroları...
Size bir başka sürpriz haber daha vereyim. Önümüzdeki günlerde Zaman’da kurum içi habercilik sınavı yapılacak. Geçen yaz dört günlük meslek içi eğitim semineri verilmişti. Her haberciye Haber Kılavuzu dağıtılmıştı iki yıl önce. Örnek haber metinleri üzerinde eleştirel konuşmalar yapılmıştı. Zaten her ay en başarılı haberlere ödüller veriliyor, haberciliği dört dörtlük yapan arkadaşlarımız teşvik ediliyor. Şimdi bu habercilerin teorik gazetecilik bilgilerini test etme zamanı geldi. Muayyen periyotlarla yapılması düşünülen sınavlarda habercilik ilkelerinden dil ve üslup inceliklerine kadar her bilgi gözden geçirilecek.
Tek bir hedef var: Zaman’ın bir okul haline gelmesi. Bunun sonuçlarını yakında daha net göreceksiniz...
|
Haftalık ortalama gazete satışları (15 Aralık–21 Aralık 2003) |
| Gazete |
Fiyat |
H. ortalama net satış |
Önceki net satış |
| Posta |
200.000 |
523.575 |
513.277 |
| Hürriyet |
350.000 |
480.901 |
473.766 |
| Zaman |
300.000 |
393.323 |
389.197 |
| Sabah |
300.000 |
383.605 |
380.517 |
| Milliyet |
250.000 |
256.043 |
252.744 |
| Takvim |
200.000 |
244.817 |
239.718 |
| Fanatik |
200.000 |
223.117 |
219.543 |
| Akşam |
200.000 |
217.008 |
215.072 |
| Vatan |
250.000 |
199.202 |
196.592 |
| Star |
250.000 |
177.359 |
178.340 |
| Pas Fotomaç |
200.000 |
164.911 |
176.086 |
| Güneş |
150.000 |
145.045 |
141.832 |
| Gözcü |
150.000 |
127.915 |
127.063 |
| Yeni Şafak |
300.000 |
116.030 |
117.133 |
| Şok |
150.000 |
112.688 |
112.433 |
| D.B. Tercüman |
150.000 |
111.555 |
116.230 |
| Türkiye |
300.000 |
103.842 |
102.547 |
| H.O. Tercüman |
100.000 |
69.318 |
68.029 |
| A. Vakit |
300.000 |
61.177 |
59.682 |
| Cumhuriyet |
500.000 |
48.046 |
48.051 |
| Radikal |
350.000 |
46.430 |
45.521 |
| Bulvar |
150.000 |
46.120 |
46.312 |
| Dünya |
500.000 |
42.487 |
42.446 |
| Yeniçağ |
300.000 |
29.778 |
29.381 |
| Milli Gazete |
300.000 |
15.420 |
15.402 |
| Finansal Forum |
500.000 |
8.468 |
8.224 |
| Y. Ö. Gündem |
350.000 |
7.617 |
7.596 |
| Yeni Asya |
350.000 |
7.004 |
7.121 |
| Günlük Evrensel |
250.000 |
6.051 |
5.962 |
| Ortadoğu |
250.000 |
5.995 |
6.311 |
| Önce Vatan |
150.000 |
5.438 |
5.650 |
| Yeni Mesaj |
300.000 |
2.791 |
2.781 |
| T. Daily News |
1.000.000 |
1.682 |
1.632 |
| Hürses |
50.000 |
1.583 |
1.576 |
| Genel Toplam |
|
4.386.320 |
4.353.788 |
29.12.2003
|