|
Zamanı farklı kılan misyonu
Geçtiğimiz hafta kaleme aldığım ‘Niçin Zaman’a akredite verilmiyor?’ başlıklı yazımdan dolayı hafta içerisinde onlarca teşekkür faksı ve telefonu aldım. Gelen mesajları başka bir yazımda sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
Bugün Zaman’ın misyonu ve geleceğe ait düşünceleri üzerinde durmak istiyorum. Batı ülkelerinde gazete “jurnal” kelimesiyle ifade edilmektedir. Bunun Türkçe karşılığı, ihbar, gammazlamak, çekiştirmek, dedikodu üretmektir. Türkiye’de yayın yapan gazetelerin büyük ekseriyeti bu anlayışta. Bize göre gammazlık, laf hammallığı yapma, milleti birbirine düşürme, gıybet yapma, sui zanda bulunma, Allah’ın yasakladığı çirkin amellerdir. Biz bunları yapamayacağımıza göre kendi düşünce dünyamız çizgisinde evrensel bir gazetecilik anlayışı gerekiyordu. İnsan faktörünü ön planda tutan “çamur at izi kalsın” mantığından uzak, insanları yargısız infaz etmeyen, kimsenin ırzı, şerefi, namusu ile oynamayan bir gazete kaçınılmazdı. Zaman, bu misyonu eda etmek için çıktı.
Böylece toplum bugüne kadar pek alışık olmadığı “yeni bir gazetecilik anlayışı” ile karşı karşıyaydı. İlk zamanlar böyle gazetecilik mi olur deyip Zaman’ı hadiseler karşısında “pasif kalmakla” suçlayanlara “her doğru her yerde söylenmez” ilkesini hatırlatıp sabır diledik. Çünkü Zaman, hadiseler karşısında kinin, nefretin şimdiye kadar çözdüğü hiç bir meselenin olmadığını “medenilere karşı galebenin ancak ikna ile olabileceğine” vurgu yaparak, “sevgiyi sevme, nefretten nefret etme” düşüncesini sayfalarına hep taşıdı.
Bunu yaparken bile bir kutlunun dediği gibi “insana saygıyı ön planda tuttuk. Hiç kimse, varlığımıza takılıp tereddüt yaşamasın diye de, hep hüma kuşu gibi sadece gölgemizle var olma yolunu seçtik. Gönüllerini hoş tutmaya çalıştığımız, düşüncelerini saygıyla karşıladığımız ve her fırsatta yüzlerine tebessümler yağdırdığımız kimselerden de, insanca davranmalarını ümit etmenin ötesinde herhangi bir beklentiye girmedik.”
Tek isteğimiz “herkesi kendi konumunda kabul etme” ve “kavgasız bir dünya”da kendimiz olma yolunu seçebilmektir. Ama ne acıdır ki, tabiatları anarşiye, düşmanlığa ve iftiraya kilitlenmiş marjinal bir kesim, bundan hep rahatsız oldu.
Nasıl olmasınlar ki, Zaman çıktığı günden beri yalancı ağızlara fermuar vurdurmasını bilmiş. Bu ülkenin geleceği üzerine olumsuz planlar kuran şom ağızların, hain nazarların bekledikleri oyunların onda biri bile olmamıştır. Gerçekleri kamuoyundan gizlemek için kaç kere ülkemizi ve milletimizi içten parçalamaya yönelik çirkin senaryolar oynandı. Türk, Kürt, Alevi, Sünni denilerek insanımız kamplara bölünmeye çalışıldı. Bir kısım medyanın da kışkırtmasıyla devletin güvenlik güçlerini karşı karşıya getirip, ardından kızılca kıyametler koparıp ülkeyi bölüp parçalamak istediler.
Zaman, böyle günlerde ilkeli yayınlarıyla, Anadolu insanının hissiyatına tercüman olmuş. Toplumsal karışıklıkların yaşanmaması için adeta dalga kıran görevi yapmıştır. Şahıslardan kaynaklanan hatalardan dolayı devletin kurumları yıpransın istemedik. Şayet bazı gazeteler gibi “jurnal” gazeteciliği yaparak, elimizdeki belge ve bilgileri yayınlasaydık pek çok insanın şu anki koltuğunda olmaması gerekirdi. Gürül gürül yazıp konuşacağımız günlerde bile sadece yutkunmakla iktifa ettik.
Bu Zaman’ın gerçekleri görmediği anlamına gelmez. Bugün resmi olsun, sivil olsun tüm kurumlara karşı minnet borcu olmayan tek gazetenin Zaman olduğunu unutmayalım. Buna rağmen hâlâ birileri Zaman’ı görmemezlikten gelebiliyorsa orada bir sıkıntı var demektir. Bunun başka izahı olduğunu sanmıyorum.
29.12.2003
|