|
Fransa’dan demokrasi dersi
Medyamız ders verdirmeye bayılır. Hemen her fırsatta örneğin Kuzey Irak Kürtlerine veya AB yetkililerine ‘ders veren’ bir yetkilimiz gazete sayfalarını süsler. Ama medyamızın en fazla hoşlandığı ders verme durumları, askerlerin ve genelde bürokratların sivil siyasetçilere hadlerini bildirdikleri beyanatlarla ortaya çıkar.
Bizde medya organları, bürokratların sivillere sivillik öğretme çabalarını vurgulamaktan nedense çok hoşlanır. Dolayısıyla da siyasetçilerin yıllar boyu en fazla aldıkları dersin konusu hep ‘demokrasi’ olmuştur.
Oysa aslında bu durum temel bir çarpıklığın göstergesi. Türkiye’de demokrasi birtakım fikirlerin, duruşların, hatta o fikir ve duruşları sembolize eden işaretlerin taşınması olarak algılanıyor. Tam da bu nedenle örneğin başı açık kadınlarımız kendilerini başörtülülere oranla demokrasiye daha uygun sanmaktalar. Çünkü onların kılık kıyafet ‘durumları’, kendi kafalarında demokrasinin ima ettiği imaja daha uygun. Fikirlerin ve sembollerin demokrasiyi ifade etmesinin ardında ise, hemen her konuda tek bir doğrunun olduğuna dair zımni inanç yatmakta. Çünkü doğrunun tek olduğu durumlarda, iş söz konusu doğrunun ‘taşınmasına’ indirgenir. Diğer taraftan artık önemli olan o doğruyu kimin bildiğidir ve söz konusu aktör konuşunca diğerlerine de ‘ders’ almak düşer. Bürokrasi ise memleketimizde geleneksel olarak, ‘işini iyi bilen, tarafsız’ bir otorite olarak sunulurken; siyasetçiler ‘kaypak ve güvenilmez’ olmaktan muzdaripler... Böylece ortaya demokrasi konusunda bile bürokratların ‘hoca’, sivillerin ‘talebe’ olduğu bir yapı çıkmakta.
Fikirlerin demokrasi niyetine kullanılması, yabancıların işimize gelen kanaatlerine de sık sık ‘ders’ mahiyeti kazandırıyor... Fransa’da Stasi komisyonunun dini sembollerin okullarda taşınmasına ilişkin raporu da bize bir ‘laiklik dersi’ olarak yansıdı. Çünkü laiklik konusunda da bizimkiler tek bir doğru olduğunu sanmaktalar... Oysa bugün Avrupa ülkelerinin kendi içinde bile nerdeyse uzlaşmaz anlayış ve uygulama farklılıkları mevcut. Doğal olan da bu... Toplumsal çeşitlilik kamusal alan düzenlemesinde standart bir norm oluşturmaya izin vermez. Modernizm bile birçok alanda standart oluştururken, dayandığı tanımların tabanını genişletmek ve farklılıkları böylece kuşatmak zorunda kaldı. Dolayısıyla her ülkenin, hele dayandığı İslami kültürel temel üzerinden modernleşen Türkiye gibi ülkelerin kendi ‘doğru’larını toplumsal olarak üretmeleri gerekmekte. Bu ise toplumsal tartışma yoluyla ortak bir ‘birlikte yaşama iradesi’ oluşturmaya çalışmak demek...
Buna Batı dünyasında demokrasi deniyor: Çünkü demokrasi önceden saptanmış birtakım fikir ve sembollerin taşınması değil, bir toplumsal karar mekanizması yöntemi. Fransa başörtüsünün okullarda giyilip giyilmemesinden hareketle, saygınlığı olan bir komisyon kurdu, bu komisyon aylarca çalışıp bir rapor üretti, bu rapor kamuoyunda derinliğine tartışıldı ve sonuçta bir referans olarak kullanıldı. Ama böylece Fransa bu konudaki evrensel doğruyu bulmuş olmadı... Gelecekte konunun defalarca yeniden ele alınacağı, değişen algılamalar ışığında yeniden belirleneceği açık. Fransa bile laikliği mutlak bir kavram olarak kullanamayıp, komisyon kuruyor... Çünkü laiklik konusunda Fransa bile demokrasiden sapacak güce sahip değil. Stasi komisyonunun ürettiği fikirler bize doğru veya yanlış gelebilir; ama Fransa’nın bu konuyu ele alma biçiminde bize nazaran belirgin bir farklılık var: Onlar bir demokrasi, biz ise değiliz... Biz hâlâ yanlış dersleri alıp vermekle uğraşıyoruz.
29.12.2003
|