|
Saddam yakalandı; ama...
Saddam yakalandı; ama, Irak’ta sular durulmuyor. Eski Irak liderinin yakalanmasından beri şiddet hareketlerinde düşüş gözlenmedi. Amerikan güçleri Saddam’ın oğullarını öldürdükleri zaman da aynısı olmuş; gerilla faaliyetlerinin hem kapsamı artmış hem de yapılan eylemler daha organize hale gelmişti.
Zaten Saddam Hüseyin’in yakalandığı koşullar dikkate alındığında, kendisinin Irak’ta cereyan eden gerilla faaliyetiyle doğrudan alakalı olabileceğini düşünmek zordu. Perişan şartlarda ve toplumun genelinden kopuk olarak yaşayan birinin bu kadar kapsamlı bir gerilla faaliyetini organize edebildiğini; emirler verdiğini ve gerillalarıyla sürekli irtibatta bulunduğunu düşünmek imkansızdı. Yakalanmasından bu yana gerilla faaliyetlerinin aynen devam etmesi de bunu gösteriyor.
Saddam’ın yakalanmasıyla gerilla faaliyetinin azalması arasında bir bağlantı olmamakla birlikte, devrik Irak liderinin yakalanmasıyla gerilla örgütlenmesinin kapsamının artması arasında zamanla bir bağlantı oluşabilir. Şöyle ki, Saddam’dan haz etmeyen; ancak Amerika’nın işgalini de tasvip etmeyen pek çok grup var. Başta Şiiler olmak üzere toplumun pek çok kesimi aşağı yukarı böyle.
Saddam’ın geri dönmesini istemeyen bu gruplar, Amerika’nın işgaline de karşılar. Ama bugüne kadar Amerika’ya karşı silaha sarılmadılar. Bunlardan Şiiler, Amerika’ya geri çekilmesi ve/veya yönetimi Iraklılara bırakması için mühletler vermiş durumda. Gerilla faaliyetine katılmamalarının en önemli sebebi ise bu organizasyonu kimin yönettiği konusundaki kuşkulardı.
Şiiler ile Sünniler arasında son yıllarda ciddi bir yakınlaşmanın oluştuğu gözleniyor. Bu yakınlaşmanın Araplık ve Müslümanlık temelleri üzerinde inşa edilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Kuveyt savaşını kaybeden Saddam yönetiminin on iki yıl boyunca bu faaliyetlere destek verdiği de biliniyor. Özellikle Muvahhidin hareketi adıyla bilinen bu tür faaliyetler sonucunda Iraklı Şiiler ile Sünnilerin belirli oranlarda bir araya gelebildikleri bir gerçek.
Bu yakınlaşmanın en belirgin ve en somut şekli ise camilerin birleştirilerek, başta cuma namazları olmak üzere ibadetin birlikte yapılması konusunda, savaş sırasında iki toplum liderlerinin aldıkları ve uyguladıkları kararlar oldu. Kısacası Şiilerin bir anda Amerika’nın yanına geçerek işgale destek olacağı ve hatta zamanla Sünnilere karşı silaha sarılabileceği yönündeki Batılı beklentiler çıkmadı. Çünkü tam tersine, başlangıçtan itibaren Şiiler üç ayrı grup olarak ısrarla Amerika’nın Irak’ı işgal etmesine ve Irak’ta kalmasına siyaseten karşı çıktılar.
Zaten Şiilerin karşı çıkacağının anlaşılması, bu ülkede Amerikan siyasetinin tutmayacağının da ifadesi oldu. Geçen yaz aylarında ve özellikle ağustos ayında BM binasının vurulmasının ardından Şii lider El-Hekim’in öldürülmesine kadar uzayan bir dizi karanlık operasyonun arkasından bile Şiiler ile Sünni toplumunun arasının açılmaması enteresandı. Sanki Şiiler, kendi liderleri El-Hekim’i Kerbela’daki Hazreti Ali Camii’nde öldüren bombayı Sünni üçgeni diye bilinen Orta Irak bölgesinde gerilla faaliyeti sürdüren grupların yaptığına inanmamıştı. Ve Sünni toplumuna karşı bırakın silah kullanmayı, siyaseten mesafe koyacak bir tavır bile almamışlardı.
Sünnilere karşı tahrik olmayan Şiilerin kafasında gene de Sünni üçgeninde cereyan eden hadiseleri Saddam Hüseyin’e bağlı grupların düzenleyip düzenlemediğine dair ciddi kuşkular olmalıydı. Eğer bu gruplar başarılı olur ve Amerikan güçleri geri çekilmeye zorlanırsa, o zaman söz konusu gerilla grupları Irak’ta Saddam rejimini geri getirmeye kalkışırlar mıydı? Veya yeni bir Saddam ortaya çıkarırlar mıydı? Saddam’ın yakalanması ve bu gerilla faaliyetiyle alakasının olmadığının anlaşılması Şii-Sünni birlikteliğinin perçinlenmesine sebep olursa, o zaman bu iş Amerika’nın içinden çıkamayacağı bir hal alabilir ve kuzeyde Kürt devleti kurmak da oldukça zorlaşır. Bekleyip göreceğiz.
29.12.2003
|