|
Bizim uluslararası politika anlayışımız
Gazeteciliğin en ‘lâ-dinî’ alanı uluslararası politika olarak görülür. Dış haberler sayfalarında boy gösteren dinî içerikli yazılar, gazetenin genel yayın politikası buna müsait olsa dahi, garip karşılanır biraz. Oysa biz -ben demek istemedim- hadiselerin arkaplanında Cenab-ı Allah’ın kudret elini görmek konusunda kıskancız. İnsan, tabiat kanunlarının hüküm sürdüğü sebepler uzayına başıboş bir vaziyette salıverilmiş değildir. Allah’ın ipine sarılsın veya sarılmasın herkes, Allah’ın kudret eliyle sarmalanmıştır. Ne Bush kaçabilir bundan ne de Saddam! Ne İran depremi Allah’ın irade ve idaresinin dışında gerçekleşir ne de Türkiye’nin AB süreci! Bunun böyle olması ne kadar güzelse, böylece bilinmesi ve kabul edilmesi de bir o kadar güzeldir.
Bu güzelliğin en güzel ifadesi, ‘Bizim sahibimiz var! Sizin sahibiniz yok!’ şeklinde Uhud günü dile getirilmiş aidiyet ilanıdır. Bugün Türk ve İslam dünyasını sarsan dahili, harici ve tabii afetlere karşı sığınılacak kale de, kapısında bu aidiyet ilanının asılı olduğu iman kalesidir.
Müslüman, hazır zamanı yorumlar ve anlamlandırırken ‘sebep herhalde sonuçtan önce gelir’ şeklindeki illiyet prensibiyle bağlı değildir. Müslüman’ın uluslararası politika anlayışı zamanüstüdür. Yaşanmakta olanların, yaşanmış olanların sonuçları olduğu sözü maslahaten kabul edilebilir bir sözdür. Hakikatte yaşanmakta olanlar, yaşanacak olanların neticesidir. Başkaların sonuç dediği gelecek projeksiyonları, Müslüman’ın dış politika anlayışında sebeplerin veya ara sebeplerin ta kendileridir. Herkesin bir planı var. Allah’ın da bir planı var. Müslüman, olguları ‘ne oldu da böyle oldu’ diye maslahaten sorgular. Hakikatte ise derdi, ‘ne olacak ki Allah böyle oldurdu’ sorusunun cevabını bulmaktır.
Müslüman uluslararası politikaya derûnî bir nazarla bakar. Bu nazar, görülen sebeplerin arka planını görür. Ancak bu arka plan bazılarının sandığı gibi Yahudi lobilerinin, Güney Baptistlerinin Mesihçi ideolojilerinin, ulusalcı komploların, petrol mafyasının, Euro politikasının, El-Kaide terörünün arkaplanı değildir. Bu arkaplan Allah’ın arka planıdır. Diğerleri ancak ara-planlar olabilirler. Tabii ki Allah’ın makro-planını nasıl hayata koyduğunun görülmesi açısından bu ara-planları da görmek ve anlamak gerekir. Ancak belirleyicilikleri, sadece ‘ara-plan’ isminin kaldırabileceği kadardır.
Saddam niye yakalandı? Generalleri sattılar! 25 milyon dolar alan biri gammazlamış! Ne zamana kadar kaçabilirdi ki! Adamlar uydularla Iraklıları yatak odalarına kadar izliyorlar! Geçmişe bakan bir dizi açıklama... Müslüman’ın dünyasında bu cevaplar ‘neden’ sorusunun değil, ‘nasıl’ sorusunun cevaplarıdır.
Saddam niye yakalandı? Çünkü Allah öyle irade etti. Peki niye öyle irade etti? Çünkü Allah’ın bir planı var. Dünya, bu plan çerçevesinde bir yerlere doğru yönlendiriliyor. Bu planın nihai sahnesinde zalimlere yer yok! Bu planın nihai sahnesinde halklarını ezip, haklarını gasp eden lider ve rejimlere yer yok! Orada İslam adına terör yapanlara da yer yok! Orada İslam topraklarındaki işgalcilere de yer yok! Orada Müslümanlara dayatılmış fakirliğe, geri kalmışlığa, asrından kopmuşluğa da yer yok! Saddam bunun için yakalandı. Biz AB kapısında bu sebeple dirsek çürütüyoruz. Ben bu yazıyı bu sebeple yazıyorum. Siz bu yazıyı bu sebeple okuyorsunuz. Çünkü Allah’ın bir planı var.
29.12.2003
|