|
2004 Türkiye yılı olacak mı?
Artık çok emin değilim. 15 gün önceki Avrupa Birliği (AB) Brüksel Zirvesi’ne kadar çoğu kişi gibi ben de AB açısından 2004’ün Türkiye yılı olacağını düşünüyordum. Ancak Zirve, Valery Giscard D’Estaing’in deyimiyle Avrupa’nın 50 yıllık geleceğini şekillendirecek anayasa taslağı üzerinde anlaşamadı. Anayasayı hazırlayan heyetin başkanı D’Estaing’in Amerika’nın kurucularına özenip istediği “AB Anayasası’nın babası” unvanıyla tarihe önemli bir dipnot olarak demir atma ihtirası da şimdilik tehlikeye girdi.
Konumuz anayasanın reddi ile gem vurulan D’Estaing’in ihtirasları değil. Mesele, anayasa hezimetinin Türkiye tartışmalarını ciddi şekilde gölgeleyecek/etkileyecek olması. Anayasanın öngördüğü kurumsal reform tartışmalarına dalan Brüksel, Ankara’yı ya ihmal edecek ya da bazı üyeler daha olumsuz bir tavır içine girebilecekler. 1 Ocak-31 Haziran 2004 tarihleri arasında AB’nin dümenine geçecek İrlanda, ihtilafı çözmeye pek teşne görünmüyor. Anayasa tartışmalarının, Ankara’ya nihai cevap verecek olan Hollanda dönem başkanlığına, hatta ondan sonraki Lüksemburg’a kalabileceği yorumları yapılıyor.
İrlanda, marttaki ara AB Zirvesi’ne bir anayasa uzlaşı formülü sunacak. Türkiye için en iyi sonuç, bu formülün 25 üye için kabule şayan olması ve anayasanın aradan çıkması. Reddedilmesi durumunda -ki bu, daha güçlü bir ihtimal olarak beliriyor- İspanya ile birlikte Brüksel Zirvesi’nin dağılmasının asıl suçlusu olarak görülen ve kulübe üye olacak 10 ülkenin en büyüğü olan Polonya, 1 Mayıs’tan itibaren hem Komisyon hem de Konsey’deki koltuğuna yerleşecek. O zaman anayasa tartışmalarının daha da alevlenmesi mukadder.
Polonya tartışmasının Ankara’yı derinden etkileyebilecek ikinci bir sonucu da, Polonya ile başa çıkamayan Almanya-Fransa ikilisinin Türkiye’ye müzakere tarihi verme konusunda daha isteksiz hale gelmeleri ihtimalidir. Fransa’nın şimdiye kadar rengini belli etmediği gibi hemen hemen bütün siyasi partilerin Aralık 2004’te Ankara’ya tarih verilmesi konusunda son derece isteksiz olması Ankara’yı ciddi şekilde düşündürmelidir.
Ankara için en iyi senaryo, martta İspanya’da yapılacak seçimlerin ardından Madrid’in anayasaya ilişkin tavrını yumuşatması ve Polonya’yı muhalefette yalnız bırakmasıdır. Böyle bir durumda İrlanda dönem başkanlığında anayasada bir uzlaşı sağlanabilir ve Türkiye bütün cesametiyle gündeme oturur. Anayasa tartışmasının uzaması her halükarda Ankara’nın aleyhine sonuç verecektir.
Bu, işin Avrupa sahnesi. Türkiye tarafında ise uygulamalar için çok vakit kalmadığını görmek gerekiyor. Verheugen’lu Komisyon’un 1 Kasım 2004’ten itibaren görevi bırakacağını düşünürsek, nihai kararın zemini olacak ilerleme raporunun yazımı bu sene daha erkene alınarak, galip ihtimalle ekim başında yayınlanacak. Unutmamak gerekir ki, yeni rapor 20 değil, aralarında Kıbrıs Rum idaresi komiserinin de bulunacağı 30 üyeli bir komisyon tarafından yazılacak. Kıbrıs meselesinin çözülmediği bir vasatta Rum komiserin Yunanlı meslektaşı ile olumsuz bir rapor çıkması için elinden geleni yapacağını söylemek kehanet sayılmamalı.
2004’te Türkiye’nin AB gündemine oturması önemli; ancak ne olursa olsun anayasa ihtilafının gölgesinde geçmeye aday görünen 2004’ü Türkiye’nin uygulama sorunlarının halline ayırması gerekiyor.
29.12.2003
|