İsrail’in kendi planını Filistinliler üzerinde zorla kabul ettirme çabası sadece öfkeyi artıracak. İşgal edilmiş bölgelerdeki pahalıya mal olan ve iki yıl süren askeri operasyonlardan ve Filistin halkının iradesini zayıflatma çabalarının başarısızlığından sonra, İsrail Başbakanı Ariel Şaron şimdi tek taraflı bir anlaşmayı zorla kabul ettirme tehdidinde bulunuyor. Şaron, Filistinlilere kendi iradeleriyle bağımsız bir devlet kurmaları imkanı verilmedikçe ve bundan uzaklaştıkça hiçbir formülün işe yaramayacağını fark etmek zorunda.
Şaron, her zaman Filistinlilere mümkün olduğunca az toprak vermeyi ve İsrail’in bölgesel üstünlüğünü garanti altına almasına rağmen, onun Filistin ve İsraillilerin birbirinden ayrılması ve bazı “Yahudi ileri karakol mevkii” yerleşim yerlerini sökmek de dahil, muhtemel tek taraflı bir çözüm hakkındaki son açıklaması ciddiye alınmalıdır.
Şaron’un Filistin direnişini kırmak ve Filistin intihar bombalamalarını engellemesi için ABD tarafından teröre karşı yürütülen savaşın meşruluğuna dayanması sonuç olarak enerjisini yitirmeye mahkum.
İsrail’in, Hamas, İslami Cihad Örgütü ve El Aksa Tugayları liderlerini hedef alan suikastlarına rağmen, bu örgütler İsraillilere saldırma kabiliyetlerini sürdürüyorlar ve pek çok Filistinlinin de bunu yapmasını destekliyorlar. Sonuç olarak, çatışma her iki taraf için de pahalıya mal olduğunu kanıtladı, her üç Filistinliye karşın bir İsrailli öldü ya da yaralandı. İsrail güçleri bazı işgal edilmiş Filistin topraklarını bombalarken, Filistinliler de aynı zamanda İsrail’in ekonomik ve sosyal refahının altını oydu. Bunun da ötesinde, İsrail’in uluslararası kötü ünü daha da kötüleşti ve Avrupalıların yüzde 59’u yapılan son bir ankette Yahudi devletini dünya barışına bir numaralı tehdit olarak tanımladı.
Eğer ABD’nin tereddütsüz İsrail desteği olmasaydı, özellikle Başkan George Bush’un inisiyatifi altındaki desteği, Şaron hükümeti, dünya politikalarında izole edilmiş bir güç olurdu.
Şaron 1967 öncesi sınırlara çekilmeli
Dahası, Şaron resmi olmayan barış planına karşı ciddi anlamda öfkelendi ya da öfkesinin kaynağı (Cenova Anlaşması) hükümetten olmayan İsrailli ve Filistinli aktörlerin böylesi bir inisiyatif alarak bir çözüm aramalarıydı. Şaron’un son çıkışı onun görüntüsünü yaygaracı ve engelleyici biri olarak lanse etti.
Şaron şimdi Filistinliler üzerinde bir “anlaşma” kabul ettirmek için tek taraflı eylemler bayrağına sarılmış durumda. İlk bakışta, eğer uygulanırsa bu durumun İsrail’in Lübnan Hizbullahı’nın etkili direnişiyle karşı karşıya kalması sonucunda pahalıya mal olan 20 yıllık işgali bitirmek için 2000 yılında tek taraflı olarak Güney Lübnan’dan çekilişiyle benzerlik kurulabilir. Bu geri çekilme, Şaron’un İşçi Partili selefi Ehud Barak tarafından icra edildi, işe yaradı ve büyük ölçüde sınırlar bugünkü İsrail–Lübnan hattına çekildi.
Fakat Filistin topraklarından tek taraflı çekilmesi Ehud Barak döneminde gerçekleştiği şekliyle bir kâr sağlamayacak. Şaron, Filistinli militan grupları dizginlemek için yürüttüğü askeri operasyonlar nedeniyle büyük ölçüde idare kabiliyetini felce uğrattığı Filistin Otoritesi’ni, ABD destekli yol haritasını birkaç ay içinde uygulaması konusunda tehdit etti ve şimdi kendi çözümünü uygulama tehdidinde bulunuyor.
Elbette, Şaron’un çözümü sınırların 1967 öncesine çekilmesi, Batı Şeria ve Gazze’deki tüm İsrail yerleşim yerlerinin sökülmesi ve başkent olarak Doğu Kudüs’ün seçildiği yaşayabilir bir bağımsız Filistin devleti ile sonuçlanacaksa, o zaman bu seçenek Filistinliler ve uluslararası toplum tarafından değerlendirmeye değer. Fakat bu Şaron’un aklında olan şey değil. Onun itirazı, İsrail güçlerinin Gazze ve çok sayıdaki Batı Şeria şehirlerinden çekilmesi ve daha fazla Filistin toprağını zorla gasp etme amacıyla yapımına çoktan başlanmış İsrail’i kordonla çeviren “apartayd duvarının” yıkılmasınadır.
Bu bazı önemsiz yerleşim yerlerinin kaldırılmasını da içerebilir, fakat izole edilmiş mülkiyetler üzerinde, tüm toprak ve kaynaklardan mahrum bırakılmış Filistinlilerin kendi başlarına yaşayabilir bir devlet kurmalarına olanak vermeyecek. Bu durum son sınırlar, kaynakların paylaşılması (özellikle su) ve Filistinli mültecilerin geleceği ve Filistinlilerin, Doğu Kudüs’ün statüsünü müzakere etme taleplerini tali bir konu haline getirecek.
Hiç şüphe yok ki Filistinliler, Arap dünyası ve uluslararası toplum çoktan Şaron’un son tehdidini kınadı, ABD bile serinkanlı bir biçimde bu olaya tepki gösterdi. Sydney Morning Herald, 24.12.2003
AVUSTRALYA ULUSAL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
29.12.2003
|