Irak’ın Kerkük kentinde Arap ve Kürt öğrenciler arasında geçtiğimiz salı günü yaşanan şiddetli çatışma, Amerikan askeri varlığının Irak’ta sona ermesi ardından yaşanacakların küçük bir portresini sunmakta bizlere. Kürt azınlık otoritelerinin şimdiden işgal güçleriyle olan halihazırdaki işbirliklerinden istifade etmekte kararlı oldukları ve Irak’ın geleceğini etnik bir azınlık olarak kendi tasavvurlarında oluşturmak için zamanla yarıştıkları görülüyor. Fakat etnik bağımsızlık çılgınlığına sürüklenmiş bu Kürt otoriteleri, şu iki temel gerçeği unutmuş bir tablo çiziyorlar:
1- Geleceğe dair Kürt tasavvuru, yabancı Amerikan himayesinin Kürt oluşumuna yönelik kabulü üzerine kuruludur.
2- Kendi topraklarında bağımsızlık eğilimi taşıyan Kürt azınlıklarla savaşan Türkiye, Irak Kürtlerini onlar yarı bağımsız güçlü bir Kürt oluşum kurarken asla izlemekle yetinmez.
Arap ve Kürt öğrenciler arasındaki şiddetli çatışmanın birçok göstergeleri bulunmaktadır. Bu göstergelerin en belirgini olay yerinin Kerkük olmasıdır. Zira Kerkük, Irak petrolleri üretiminin göz bebeğidir. Sekiz ay önce Amerikalılar Bağdat’ı basana kadar Kerkük, petrol sanayiiyle merkezi hükümete bağlıydı. Amerikan işgal güçleriyle ortam sakinleşir sakinleşmez Kürt siyasi otoriteler bu zengin kente ‘kurtarılmış’ bölge olarak baktılar. Sadece Bağdat’taki merkezi yönetimden ‘kurtarılmış’ değildi, aynı zamanda Irak’ın Arap çoğunluğundan da ‘kurtarılmıştı’. Kürt ve Arap gençler arasındaki son öğrenci çatışması, provokasyonlar ve misillemeler zincirinin bir halkasından başka bir şey değil. Çatışma, öğrenci kutlamaları sırasında teknik enstitüdeki Kürt öğrencilerin kutlama alanındaki Irak ulusal bayrağının kaldırılıp yerine Kürt bayrağını, -yani Kürt bölgesi resmi bayrağını- koymak istemesi ve kışkırtıcı bir adım atmasıyla yaşandı.
Kürt yönetiminin idaresinde bulunan bölge üç vilayetten oluşuyor: Erbil, Süleymaniye ve Dahuk. Şimdi ise Kürt yönetimi dördüncü bir vilayet olarak geçmişte ‘Araplaştırılan’ ve Irak Araplarından ‘kurtarılma’ zamanı gelmiş(!) Kürt toprağı olduğunu dikkate alarak Kerkük’ü katmayı istemekte.
Kürt liderlerin ‘Irak Geçici Hükümet Konseyi’ne’ resmi olarak sundukları tasarıyla aynı döneme denk gelmesi, öğrenci çatışmasının önemini daha da artırıyor. Kürt azınlık bu tasarı gereği bağımsızlığa yakın özerk yönetime kavuşmuş olacak. Ayrıca tasarıya göre Kerkük ve başka ‘kurtarılmış’ bölgeler Kürdistan’a katılıyor. Tasarının bu vakitte sunulması oldukça anlamlı. Zira Kürt liderler bir yandan Irak anayasasının konulması savaşında yarışmak, diğer yandan Amerikan askeri varlığından istifade etmek istemekteler.
Kürt azınlık, Geçici Hükümet Konseyi aracılığıyla kendi projesini kotarmada özellikle de işgal yönetiminin onayını almasıyla veya anlaşma yapmasıyla başarı sağlayabilir ve proje beklenen Irak anayasası bünyesinde ABD destekli bir konu olarak yer alabilir. Fakat uzun vadede Kürt yönetiminin zaman geçtikçe dar görüşlü olduğu su yüzüne çıkacaktır. Kürtlere yönelik Amerikan himayesi ilelebet varlığını sürdürmeyecektir. ABD’nin çekilmesi durumunda Kürt azınlık kendisini içeride öfkeli bir Arap çoğunluk ve öfkesi azımsanmayacak güçlü bir komşu devlet Türkiye ile karşı karşıya bulacaktır. İşte o zaman Kürtlerin ödeyeceği bedel çok ağır olacaktır. Ya içeriden kan gölüne dönecek ya da bir dış saldırıya maruz kalacak veya her ikisine birden.
Bu bağlamda Kürt liderlerin yapması gereken, Türk liderlerin hiçbir şekilde Kerkük’ün Kürdistan’a katılmasını kabul etmeyecekleri yönünde defalarca yaptığı açıklamaları dikkate almaktır. Ayrıca ABD’nin, Irak Kürtleriyle işbirliği ile Türkiye devleti arasında seçim yapmasını zorunlu kılacak keskin bir yol ayırımında hayati bir noktada gördüğü zaman Kürtleri satmakta hiç tereddüt etmeyeceğini akıllarından çıkarmamalılar. (Birleşik Arap Emirlikleri, El-Beyan gazetesi, 26.12.03)
EL-BEYAN GAZETESİ BAŞYAZARI
29.12.2003
|