İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
30.12.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

Kadın-Aile...(Bütün Haberler)

kadinaile@zaman.com.tr

 

Misafir odalarının kapılarını çocuklara açın; özgüvenleri artsın

Gün geçtikçe şehirleşmenin artması, hayatımızda birçok alanda değişikliği beraberinde getirdi. Bunlardan birisi de apartman kültürü. Apartman kültürünün getirdiği yaşam tarzının güzellikleri olduğu gibi olumsuzlukları da var. Apartman kültüründen olumsuz etkilenenlerin başında çocuklarımız gelir. Şehirleşmenin getirisi olarak; yeni ortamlar, yeni komşular, yeni hayatlar... Tabii yenilikler, beraberinde temkinli davranmayı da getiriyor. Yeni taşındığımız apartmanda çocuklarımızı dışarı çıkartmamamız gibi. Belki haklı gerekçelerle de olsa (çevreyi tanımamamız, olumsuz davranışlara sahip arkadaşlar edinmemesi vb.) çocuklarımızı dışarıya göndermiyoruz.

Çocukların yetişmesinde ideal olan, yaşıtlarıyla arkadaşlık kurmasıdır. Arkadaşlık ilişkilerinden çocukların öğreneceği çok bilgi ve beceriler vardır. Ama maalesef on yıldır oturduğumuz apartmanda karşı komşuyu tanımadığımız gibi, çocuklarımızın da komşunun çocuklarıyla tanışmasına izin vermeyiz. Bu, üzerinde durulması gereken çok ciddi bir sosyolojik olaydır. Her geçen gün insanlar bireyselleşmekte, toplumdan kopmaktadır. Hayat, bizim dışımızda insanlar olduğu sürece yaşanacak bir değerdir. Yoksa anlamsızdır hayat, tek başına. Tabii bu duruma da kimse bilinçli olarak gelmemiştir. Ekonomik şartlar belki de buna zorlamıştır. Evden işe, işten eve.

İstenilen tabii ki insanların birbiriyle kaynaşması, komşularıyla paylaşacak ortak noktaların olmasıdır. Ama bunun olması zaman alacak gibi. İşte böyle bir durumda çocuklarımız için neler yapabiliriz?

Düşünün, çocuklarımıza ayırdığımız mekanların ne kadar küçük ve elverişsiz olduğunu. Evet evet çocuk odalarından bahsediyorum. Evin en küçük, en karanlık odaları çocuklarındır. Ama haftada ya da ayda bir gelecek olan misafirlere evin en büyük odası tahsis edilir. Misafir odalarını çocuk odası yapın demiyoruz; ama misafir odalarına çocuklar girebilmelidir.

Çocuklar ne zaman ki küçücük odalardan dışarıya çıkarsa, özgüveni de o oranda artar. Çocuklar neden misafir odalarına sokulmaz? Çünkü oralar müze gibi yerlerdir. Çocuklar kırmızı çizgiyi ihlal ederler ve kurdeleleri geçerler, o gümüşlüğünüzdeki güzelim kristalleri kırabilir, gözünüzden bile sakındığınız süs eşyalarınıza zarar verebilirler. İşte bundan dolayı çocuklar misafir odalarına alınmazlar.

“Dur, yapma, dokunma, geri çekil” türü ifadeler hep misafir odalarında söylenir. Hayatı yeni yeni tanımaya çalışan çocuklarımıza, çekingenliği, içine kapanıklığı, girişimci olmamayı farkında olmadan bizler öğretiriz. Çocuklara yasaklar koymak onların özgüvenlerinin gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Çocuklara yasaklar koymak yerine alternatifler sunabilsek keşke. Misafir odalarını müzeleştirmek, eşyaya boğmak yerine çocukların rahat girebilecekleri mekanlara dönüştürebilsek. Böyle olunca “dur, yapma, dokunma” türündeki ifadeler ortadan kalkacak ve yerini “koş, oyna, dokun, al” ifadeleri alacaktır. Böylelikle de çocuklardaki o eşsiz olan yapabilme, başarabilme duyguları sönmeyecektir.

Çocuklar kasten zarar vermezler

Salonların sadeleştirilmesinde annelerimize biraz iş düşecektir. Ama bu, iş olduğu gibi çoğu işten de annelerimizi kurtarmak olacaktır. Gümüşlükleri, vitrinleri, süs eşyalarını her gün silmekten kurtulacaklardır. Eve gelen misafirleriyle iyi ilgilenme fırsatı bulacaklardır. Anneler, eve gelen misafirlerin çocuklarının, hangi eşyayı kıracaklarını gözlemlemekten vazgeçeceklerdir.

Çoğu çocuk, etrafa zarar verme niyetinde değildir. Çevreyi tanımak, koşup oynamak isterler ve istemeden de etrafa zarar verebilirler. Çocuklar misafir odalarına girmedikleri için, misafirliğe gittiklerinde veya eve misafir geldiğinde etrafa zarar vererek diğer günlerin intikamını da alıyor olabilirler.

Anne–babalar, misafir odalarının dizaynını bir daha gözden geçirin ve çocuklarınızla olumsuzluklar yaşatan mekanlar olmasına izin vermeyin. Çocuklarınızı kısıtlamak yerine; koşup oynaması, enerjisini atması için onu cesaretlendirin ve özgüvenini artırın.

Ziya Köse / Psikolojik Danışman, Manisa Soma Özel Birlik Lisesi ve İlköğretim Okulu

30.12.2003


 

Bebeklere ilk altı ay neden sadece anne sütü verilmeli?

İstanbul Sağlık Müdür Yardımcısı Berna Eren, 0–6 aylık bebeklere su dahil hiçbir ek gıda verilmemesi gerektiğini belirterek, “Bu sürede anne sütü bebekler için yeterli bir besindir. Biz bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne sütüyle beslenmesini teşvik ediyoruz.” dedi.

Anne sütünün bebek için bir hak olduğunu kaydeden Eren, bebeklerin bu haktan mahrum bırakılmamasını istedi. Sağlık Bakanlığı, anne sütü ve emzirmeyi teşvik amacıyla UNICEF desteğinde “bebek dostu hastaneler” projesini yürütüyor. Anne sütünün hem bebekler hem de anneler için tartışılmaz faydaları olduğunu anlatan Eren, “Anne sütü bebeklerin hastalanmasını engelliyor, anne sütüyle geçen koruyu maddeler yani antikorlar, bebeğin ilk aylardaki korunma sistemini oluşturuyor. Anneden geçen koruma faktörleriyle bebek korunuyor. Emzirmenin anneler için yararları ise meme ve yumurtalık kanser riskini azaltıyor, doğum sonrası kadın rahminin toplanmasını sağlıyor. Anne ve bebek arasında duygusal bağ kurulmasını sağlıyor.” diye konuştu. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘bebek dostu hastaneler’ projesi de anne sütünü ve emzirmeyi teşvik etmek için sağlık personeli ve anneleri bilgilendiriyor. Bebek dostu hastanelerde öncelikli olarak doğum servisindeki sağlık personeli emzirme ve anne sütünün önemi konusunda bilgilendiriliyor. Doğum yapan annelere, emzirmenin önemi anlatılarak ilk altı ayda bebeklerine hiçbir ek gıda vermemeleri anlatılıyor. Bebek dostu hastaneler projesiyle ilgili bilgi veren Berna Eren, şimdiye kadar Türkiye’deki 8 ildeki bütün hastanelerin bebek dostu unvanını aldığını belirterek, bebek dostu il olduğunu kaydetti. İstanbul’da ise şimdiye kadar 21 hastanenin bu unvanı aldığını söyleyen Eren, özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık ocakları ile ana çocuk sağlığı merkezleri’ni teşvik ettiklerini kaydetti. Uzmanlara göre, Türk halkı anne sütü ve emzirme konusunda yeterli bilince sahip değil. Aileler çok erken dönemde ek gıdaya başlıyor. Anneler, ek gıda vermek istemese bile aile bireyleri anne üzerinde “bebek doymuyor” diyerek baskı kuruyor. Bu baskı karşısında anneler ek gıda vermek zorunda kalıyor. Mama firmaları da hastanelerin doğum servislerinde verdikleri promosyonlarla aileleri teşvik ediyor. Türkiye’de ilk üç ayda sadece anne sütü alan bebek oranı yüzde 9,4, anne sütü ve su alan bebeklerin oranı yüzde 30,8, ek gıda alan bebek oranı ise yüzde 52,5.

Abdullah Dirican / İstanbul

30.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.