Misafir odalarının kapılarını çocuklara açın; özgüvenleri artsın
Gün geçtikçe şehirleşmenin artması, hayatımızda birçok alanda değişikliği beraberinde getirdi. Bunlardan birisi de apartman kültürü. Apartman kültürünün getirdiği yaşam tarzının güzellikleri olduğu gibi olumsuzlukları da var. Apartman kültüründen olumsuz etkilenenlerin başında çocuklarımız gelir. Şehirleşmenin getirisi olarak; yeni ortamlar, yeni komşular, yeni hayatlar... Tabii yenilikler, beraberinde temkinli davranmayı da getiriyor. Yeni taşındığımız apartmanda çocuklarımızı dışarı çıkartmamamız gibi. Belki haklı gerekçelerle de olsa (çevreyi tanımamamız, olumsuz davranışlara sahip arkadaşlar edinmemesi vb.) çocuklarımızı dışarıya göndermiyoruz.
Çocukların yetişmesinde ideal olan, yaşıtlarıyla arkadaşlık kurmasıdır. Arkadaşlık ilişkilerinden çocukların öğreneceği çok bilgi ve beceriler vardır. Ama maalesef on yıldır oturduğumuz apartmanda karşı komşuyu tanımadığımız gibi, çocuklarımızın da komşunun çocuklarıyla tanışmasına izin vermeyiz. Bu, üzerinde durulması gereken çok ciddi bir sosyolojik olaydır. Her geçen gün insanlar bireyselleşmekte, toplumdan kopmaktadır. Hayat, bizim dışımızda insanlar olduğu sürece yaşanacak bir değerdir. Yoksa anlamsızdır hayat, tek başına. Tabii bu duruma da kimse bilinçli olarak gelmemiştir. Ekonomik şartlar belki de buna zorlamıştır. Evden işe, işten eve.
İstenilen tabii ki insanların birbiriyle kaynaşması, komşularıyla paylaşacak ortak noktaların olmasıdır. Ama bunun olması zaman alacak gibi. İşte böyle bir durumda çocuklarımız için neler yapabiliriz?
Düşünün, çocuklarımıza ayırdığımız mekanların ne kadar küçük ve elverişsiz olduğunu. Evet evet çocuk odalarından bahsediyorum. Evin en küçük, en karanlık odaları çocuklarındır. Ama haftada ya da ayda bir gelecek olan misafirlere evin en büyük odası tahsis edilir. Misafir odalarını çocuk odası yapın demiyoruz; ama misafir odalarına çocuklar girebilmelidir.
Çocuklar ne zaman ki küçücük odalardan dışarıya çıkarsa, özgüveni de o oranda artar. Çocuklar neden misafir odalarına sokulmaz? Çünkü oralar müze gibi yerlerdir. Çocuklar kırmızı çizgiyi ihlal ederler ve kurdeleleri geçerler, o gümüşlüğünüzdeki güzelim kristalleri kırabilir, gözünüzden bile sakındığınız süs eşyalarınıza zarar verebilirler. İşte bundan dolayı çocuklar misafir odalarına alınmazlar.
“Dur, yapma, dokunma, geri çekil” türü ifadeler hep misafir odalarında söylenir. Hayatı yeni yeni tanımaya çalışan çocuklarımıza, çekingenliği, içine kapanıklığı, girişimci olmamayı farkında olmadan bizler öğretiriz. Çocuklara yasaklar koymak onların özgüvenlerinin gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Çocuklara yasaklar koymak yerine alternatifler sunabilsek keşke. Misafir odalarını müzeleştirmek, eşyaya boğmak yerine çocukların rahat girebilecekleri mekanlara dönüştürebilsek. Böyle olunca “dur, yapma, dokunma” türündeki ifadeler ortadan kalkacak ve yerini “koş, oyna, dokun, al” ifadeleri alacaktır. Böylelikle de çocuklardaki o eşsiz olan yapabilme, başarabilme duyguları sönmeyecektir.
Çocuklar kasten zarar vermezler
Salonların sadeleştirilmesinde annelerimize biraz iş düşecektir. Ama bu, iş olduğu gibi çoğu işten de annelerimizi kurtarmak olacaktır. Gümüşlükleri, vitrinleri, süs eşyalarını her gün silmekten kurtulacaklardır. Eve gelen misafirleriyle iyi ilgilenme fırsatı bulacaklardır. Anneler, eve gelen misafirlerin çocuklarının, hangi eşyayı kıracaklarını gözlemlemekten vazgeçeceklerdir.
Çoğu çocuk, etrafa zarar verme niyetinde değildir. Çevreyi tanımak, koşup oynamak isterler ve istemeden de etrafa zarar verebilirler. Çocuklar misafir odalarına girmedikleri için, misafirliğe gittiklerinde veya eve misafir geldiğinde etrafa zarar vererek diğer günlerin intikamını da alıyor olabilirler.
Anne–babalar, misafir odalarının dizaynını bir daha gözden geçirin ve çocuklarınızla olumsuzluklar yaşatan mekanlar olmasına izin vermeyin. Çocuklarınızı kısıtlamak yerine; koşup oynaması, enerjisini atması için onu cesaretlendirin ve özgüvenini artırın.
Ziya Köse / Psikolojik Danışman, Manisa Soma Özel Birlik Lisesi ve İlköğretim Okulu
|