| |
Tiyatro, sezona ve mekâna sığmadı
Geçmişin muhasebesini hayatın satırbaşları olan yıldönümlerinde yapmak, sağlıklı bir geleceğin inşasında kuşkusuz önemlidir. Bu açıdan baktığımızda, günlük koşuşturma içerisinde, sizinle buluşturduğumuz etkinliklere toplam bir bakış getirmek bir ihtiyaç olarak duruyor. Yeni bir yıla girmeden, tiyatronun geçmiş bir yılına yapacağımız kısa gezintiden bir vizyon çıkarmayı umuyorum.
Tiyatrosevmezler ve tiyatroseverler, çekimserler!..
Bir insan, tiyatroyu neden sever? Ve neden sevmez? Kuşkusuz, 2003 hatırlandığında, tiyatroseverleri kızdıran bir tiyatrosevmezin yazısı ilk elden hatırlanacaktır. Perihan Mağden, uzun yıllardır gitmediğinden dem vurup, Yıldız Kenter özelinde tiyatroyu iğreti bulduğunu, sinemayı daha çok sevdiğini beyan etmişti. Bu cesur ifşaatın ardından, yıllardır boğazında düğümlendiği halde bir türlü içinden geçenleri açıklayamayanların birer ikişer çözülmüştü dilleri. Tiyatroseverler cenahı kısa süreli bir şokun ardından, bu yazıyla ilgili tepkilerini cılız da olsa üçer beşer göstermekte gecikmediler. Ancak bu monolog, bir kör döğüşünden öteye gidemedi. Yeni saflara ayrıldık; tiyatroseverler, tiyatrosevmezler ve çekimserler, diye.
“Ne olacak bu tiyatronun hali?” yollu bir nidanın, batırmakta sorumluluğumuz olduğu ve kurtarmaya çabaladığımız pek çok şeyle ilgili ünlediğimiz bir soru olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, bu soruyu manidar buluyorum. Çünkü, bugün gerek seyirci, gerek oyuncu gerekse tiyatro üzerine düşüne(meye)nler ve gerekse tiyatronun tamamlayıcı argümanları aynı soruda birleşiyor: “Ne olacak bu tiyatronun hali?” Aslında soru sormaktaki maharetimiz, cevabı aramakta, bulmakta ve içselleştirip uygun eyleme yönelmekte gecikiyor, nedense!..
Yaz tatili tatile uğradı
Bir yandan bu tartışmalar yürürken, öte yandın iki köklü ödenekli kurumdan İstanbul Şehir Tiyatrosu, yaz boyu bir aylık bir tatille yetinip etkinlik ve sahne çalışmalarına devam ederken; Devlet Tiyatroları, Anadolu’ya oyun götürmenin tatlı telaşındaydı. İstanbul Şehir Tiyatrosu, 19. Gençlik Günleri ve Tarihi Galata Köprüsü’nde gerçekleştirdiği İstanbul Mekan Tiyatro Festivali’yle yaklaşık 70 bin İstanbulluya ulaştı. Devlet Tiyatroları’nın Anadolu çıkarması ise yaz aylarında gerçekleşen önemli bir adımdı. Özel tiyatrolardan Tiyatro Kedi, yaz boyu perde kapamayıp Efraim Kishon’un “Tarla Kuşuydu Jüliette” adlı oyununu yaz boyu Profilo Kültür Merkezi’ndeki salonlarında seyirci ile buluşturdu.
Devlet, Tiyatroları’nı ne yapacak?
Devlet Tiyatroları, yeni yıla yeni bir tartışmanın odağında girmenin tedirginliğini yaşıyor kuşkusuz. Yerel yönetimlere devri dahil birçok spekülasyonun üretildiği Devlet Tiyatroları’nın geleceği, çıkacak yeni yasa tasarısına bağlanmış durumda. Öteden beri “özerklik” ve “özelleştirme” gibi iki kavramın ekseninde tartışılagelen Devlet Tiyatroları, biraz da bu tartışmaların gölgesinde giriyor yeni bir yıla. Bu olumsuz duruma rağmen, Diyarbakır’da yeni bir tiyatro açmanın mutluluğunu yaşayan Devlet Tiyatroları, yeni oyunlarını seyirci ile buluşturmanın heyecanını yaşıyor. Devlet Tiyatroları, Büyük Anadolu Projesi’nin yanı sıra Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler Tiyatro Buluşması ile de bölgede önemli bir kültürel etkinliğe imza attı.
Şehir Tiyatrosu, 90. yılını kutluyor
Bilindiği gibi, 2003’ün Ekim ayı ile birlikte tiyatrolar yeni bir sezonu açıyor. Bu sezon, İstanbul Şehir Tiyatrosu repertuarına aldığı çok sayıda oyun ile seyircisine bir tiyatro şöleni yaşatıyor. 1914 yılında kurulan İstanbul Şehir Tiyatrosu (Darülbedayi), 90 yılını geride bırakan köklü bir sanat kurumu olmanın gururunu yaşıyor. Muhsin Ertuğrul’un bir düşünü gerçekleştirip tiyatro sezonunda her sahnesini bir Shakespeare oyunu ile açan Şehir Tiyatroları, 90. yılda 90 oyunla repertuarını zenginleştirmek hedefine adım adım ilerliyor. Özen Yula’nın yazdığı, Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği “Gayri Resmi Hurrem”; Mısırlı yazar Tevfik El Hakim’in yazdığı, Bora Seçkin’in yönettiği “Trendeki Derviş”; Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı, Nedret Denizhan’ın yönettiği “Yaprak Dökümü”; William Shakespeare’in yazdığı, Kemal Kocatürk’ün yönettiği “Hırçın Kız” ve Cahit Atay’ın yazdığı Mustafa Arslan’ın yönettiği “Sultan Gelin” tiyatroseverlerin yoğun ilgisini çeken oyunlar.
90. yılında, her on yıla denk düşen bir oyunu da “90. Yıl Oyunları” konsepti çerçevesinde seyircisi ile buluşturan İstanbul Şehir Tiyatrosu, Gılgameş ve Ben Anadolu ve Midas’ın Kulakları gibi Anadolu’nun geçmişinden süzülüp bugün varlığını duyuran öyküleri sahneye taşırken diğer yandan geleneksel kodlarla yoğrulan Çengi gibi oyunları da seyircisi ile buluşturuyor. Yerli oyun yazarlarının oyunlarına ağırlık veren Şehir Tiyatroları, geçtiğimiz sezon tiyatroseverler ile buluşturduğu Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı, Mahmut Gökgöz’ün yönettiği ve tartışmalara neden olan Bir Adam Yaratmak adlı oyunu bu sezon da seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor.
Trajik bir ölüm
2003 yılını tiyatro açısından trajik bir anı olarak belleklerimize kazıyacak bir olay, İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Kerem Yılmazer’in bombalı saldırılar sırasında vefatı idi.
Ayaktakımı’nı sevdik; ödüllendirdik!..
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Mustafa Avkıran’ın rejisiyle sahnelediği Maksim Gorki’nin Ayaktakımı Arasında adlı oyun, hem Afife Jale jürisinden hem de Tiyatro Tiyatro Dergisi’nin tiyatro eleştirmenleri jürisinden tam not aldı. Payidar Tüfekçioğlu’nun ödül kategorisine itiraz edip, “Benim rolüm, başroldür” gerekçesiyle çekilmesi haricinde, az tartışmalı bir Afife ödül törenini geride bıraktık. Mustafa Avkıran’ın reji mayası bu kez adresini bulmuş, oyun Türkiye gerçekleri de hesaba katılarak, başarılı bir dekor ve yetkin bir oyuncu kadrosuyla seyirciye ulaşmıştı. En iyi yönetmen ödülü de bunun bir kanıtı olarak belleklerimizde yer etti.
|