Beş yıl önceki cenazesine katılamamıştım Sezer Tansuğ’un. Araya giren binlerce kilometre son görevimi yapmama izin vermedi. Anısına bir program düzenlendiğini öğrenince Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’ne gittim. Soğuk bir cumartesi olmasına rağmen sanatseverler oradaydı. Birbirinden ilginç konuşmalar yapıldı Ömer Faruk Şerifoğlu’nun yönettiği programda. Canan Beykal’ın derinlikli bir çalışma ürünü olduğu her satırından belli konuşma metnine de, Kaya Özsezgin’in analiz dolu yorumlarına da bayıldım. Son konuşmacı Ömer Uluç, önceki konuşmacılara atıfta bulundu ilkin; sonra da hatıralardan süzülen bir demet sundu.
YÖK Başkanı, türban meselesinde devlet adına ‘kırmızı çizgi’yi çekti! Erdoğan Teziç, diyor ki, “Türban yasağı, hem iç hem de uluslararası yargı makamlarınca sonuçlandırılmış bir konudur. Bizim, hükümet üyelerinin, cumhurbaşkanının yargı kararlarına uymaktan başka yapacağı bir şey yok. Bunun ötesine biz de geçemeyiz, hiçbir makam da geçemez!”
Birkaç yıl önce 850. yılını kutlayan Moskova’da 1989-90 yıllarında hiçbir şey yoktu. Misket kadar elmalar ve portakallar meyve olarak satılır, boş rafların önünde hüzünlü kızlar otururdu.
İlkokulu o şehir senin bu şehir benim diyerek geze geze bitirmiş biri olarak diyebilirim ki, uyum sorunu yaşamadığım iki üç şeyden biri ‘yılbaşı gecesi’ konusu olmuştur. Öğretmenlerin bazen kompozisyon ödevi olarak verdiği, bazen de tatlı bir söyleşiye dönüştürdükleri ‘yeni yıla nasıl girdiniz’ konulu yaşam tarzı teatileri çoğumuz için ezber edilmesi gereken bir ders mahiyetindeydi.
Son yıllarda yapılan hemen tüm araştırmalar Türkiye’de halkın yaklaşık üçte ikisinin AB üyeliğini desteklediğini gösteriyordu. Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi’nin Haziran 2002’de yaptığı araştırmada AB taraftarlarının oranı % 64 olarak bulunmuştu. Merkez’in sonuçları geçen hafta açıklanan yeni araştırmasına göre ise, AB üyeliğine verilen destek aradan geçen yaklaşık bir buçuk yıl içinde dikkate değer bir artış göstererek dörtte üç oranına yükseldi.
İsrail, Kuzey Irak ve burada meydana gelen gelişmelerle şüphesiz ilgileniyor; bunun aksi olamaz; ama bu ilginin mahiyeti ve boyutu bilinmiyor. Bu ilgi gelişmeleri öğrenme, takip etme, bunlarla ilgili bilgi sahibi olma çabalarına, faaliyetlerine dönük bir genel ilgi mi, yoksa bu ilgi müdahale, etkileme boyutlarına da sahip özel ilgi mi acaba?...
Her gün yazılı basında birçok futbolcu, o takımdan bu takıma transfer oluyor. Hangisi doğru, hangisi yanlış tam bir muamma. Futbolumuzun yakın geçmişi adeta bir transfer mezarlığı. Çünkü futbola ciddi yaklaşmıyoruz ve paramızı da çok bol (!) olduğu için hovardaca harcıyoruz.
Beşiktaş Yönetimi’nin işi birazcık ciddi tutması gördüğünüz gibi baş ağrısı verebilecek bazı transfer pürüzlerinin çok kolay halledilmesi neticesini doğurdu. Elbette mukaveleler imzalanmadan kesin sözler söylemekten kaçınmalıyız; ama bir konuyu da tartışmaya açmanın tam zamanı. “Sezon sonunda serbest kalacak ya da az bir paraya kulübünden ayrılma hakkını kazanacak futbolculara yaptırım uygulamak ne kadar akılcı ne kadar ahlaki?”