Sayın değerli Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac! Size şahsi olarak kendi adıma, Avrupa Müslümanlarının dini makamı olan Fetva ve Araştırma Avrupa Konseyi adına hitap etmek beni sevindirmektedir. Bu konsey, geçmişteki bütün toplantılarında Müslümanlara ‘içinde yaşadıkları toplumlarla muamelelerini güzelleştirmelerini, adapte olmalarını, dini kişiliklerini korumakla birlikte kendilerini tecrit etmemelerini, topluma ve gelişimine hizmet noktasında faydalı olumlu unsurlar olmalarını, ayrımcılık ve sevilmeyen değil, sevgi ve birlik davetçileri olmalarını’ tavsiye etmede ve buna vurgu yapmada kararlılık göstermiştir. Son yıllarda Amerikan bineğine binmeyi ve Amerikan bağlılığını yinelemeyi reddeden bağımsız ve cesur tutumu sebebiyle Fransa’ya hüsnü zan besleyen, gönül bağı kurup takdir eden dünya Müslümanlarının din bilginleri adına size hitap etmek beni mutlu ediyor.
Sayın başkan! Fransa’nın okullarda Müslüman kız öğrencilerin başörtü takmasını engelleme yönündeki eğilimini okumamız ve işitmemiz sebebiyle ben kendim ve onlar adına üzüntümü dile getiriyor, tam bir şaşkınlık içinde garipsiyor ve kabul edemiyorum. Bu eğilim Müslüman bir bayanı kendi diniyle çelişmesine ve Allah’ın kutsal kitabında belirttiği emrine karşı gelmesine mecbur bırakmaktadır. Oysa Müslüman kadının başının örtmesi gereği, Sünni’si, Şii’si ve Zeydiye’siyle bütün İslam mezheplerinin ve ekollerinin üzerinde hemfikir olduğu bir konudur.
İslami öğretilere karşı fanatizm olarak niteleyebileceğimiz bu eğilimin özellikle de özgürlükler ve açılım ülkesi, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik çağrıları yapan devrimin anası Fransa’dan gelmesi bize acı verdi ve üzdü. Zira bu eğilim birey ve din özgürlüğü gibi bütün anayasaların ve insan hakları sözleşmelerinin vurguladığı özgürlüğün iki temel esasıyla çelişmektedir. Toplumun laik yapısını koruma altına alma iddiaları ise sağlam mantıksal bir temele dayanmamaktadır. Çünkü liberal bir toplumda laikliğin manası devletin dinden bağımsız bir tutum sergilemesidir. Zira devlet dini ne kabul eder, ne reddeder, ne destekler ne de saldırır. Dindarlaşma veya dindarlaşmama özgürlüğünü Marksist laikliğin tersine bireylere bırakır. Marksist laiklik dindarlaşmaya karşı tutum almakta ve dini halkların afyonu olarak görmektedir ki bu kainat ve insan ruhuyla çelişmektedir. Başörtünün dini bir sembol olduğu iddiası ise kabul edilemez iddiadır. Başörtü hiçbir şekilde sembol değildir. Çünkü sembolün, o sembolü taşıyanın dini kimliğini ifade etmek dışında bir görevi yoktur. Örneğin Hıristiyan bir insanın boynundaki haç veya Yahudi’nin başındaki küçük kippa. Her ikisinin de kimliğini açıklamak dışında bir görevi yoktur. Başörtünün ise bilinen bir işlevi vardır. Örtünme ve tevazu. Başörtüyü takan Müslüman hiçbir bayanın aklına kendisini ve dinini açıkladığı düşüncesi gelmez. O sadece Allah’ının emrine uymaktadır. Müslüman kadınların başörtüsünün engellenmesi, özgürlük ilkesiyle çeliştiği gibi Fransız devriminin çağrısını yaptığı, semavi şeriatların, uluslararası sözleşmelerin ve insan haklarının da karar kıldığı eşitlik ilkesiyle de çelişir. Çünkü bu kararın anlamı dindar bir bayanın baskı altına alınması, eğitim, görev alma, Müslüman veya dindar olmayan bayanlara açılma haklarından mahrum bırakılmasıdır. Gerçek uygarlık hoşgörüye damgasını vuran, gönlünü dini, kültürel çeşitlilik için geniş tutan, etnik, dini ve fikri çoğulculuğa müsaade eden, bütün insanları birbirinin kopyası yapmaya çalışmayan medeniyettir. İnsanları, birbirlerine karşı geniş olmaları, Kuran’ın da ‘sizin dininiz size benim dinim bana’ ayetiyle bize bildirdiği gibi dini açıdan farklılık arz etseler de birbirlerini kabul etmeleri noktasında eğitmemiz gerekmektedir.
Sayın başkan başörtüyü başkalarına karşı saldırı olarak değerlendirmeniz bizleri fazlasıyla üzdü. Kıyafetiyle dininin öğretilerini yerine getiren genç kızdan nasıl bir saldırganlık gelebilir ki!?. Saldırı erkek olsun kadın olsun Allah’ını bilen ve ondan sakınan insandan gelemez. Sayın başkan! Demokratik toplumlarda uygun gördüğü kanunları çıkarmak, çoğunluğun hakkıdır ancak adil demokrasi, dini ve etnik azınlıkların haklarını gözetendir. Azınlıklara zulmedilemez aksi takdirde azınlıkları, demokrasi ve çoğulculuğun kararı adına yok oluşa mahkum etmiş oluruz. Sayın başkan size, bütün evlatlarına eşit davranan, birini diğerine karşı ezmeyen bir Fransız ailesinin reisi ve sorumlu olduğu bir ailenin babası özelliğinizle hitap ediyorum. Rahmetli baba evlatlarının sürekli bir endişe ve sıkıntı içinde yaşamasından razı olmaz.
Yabancılara yönelik etnik akımlara karşı duruşunuza olduğu gibi herkesin dini sembolleri pratike etme özgürlüğüne, Müslümanların dini törenlerini gönül rahatlığı içinde yerine getirmeleri için ibadetin fonksiyonunun sağlanması gereğine ilişkin hatırlatmalarınıza da teşekkür ederiz. Kabul etmek gerekir ki ortada yapılması gereken birçok iş var. Birisi de aydın ve modern önderlerin bir araya getirilmesine olanak sağlanmasıdır. Sağ görüşlülük ile çağdaşlığın arasını buluşturan, zorlayıcı değil de kolaylaştırıcı, nefret ettirici değil de müjdeleyici esasıyla hareket eden, ötekiyle diyaloga ve muhalefete hoşgörüye dayanan, herkesin iyiliği için çalışacak tek bir insanlığa inanan ılımlı İslami akım bunu gerçekleştirebilir. Bu saydıklarımızı Avrupa Fetva Konseyi adeta somutlaştırıyor. Değerli başkan! umudumuz kararınızdan geri dönmenizdir. Bunda da herkes için hayır ve yarar vardır. Saygılarımızla... (El-Vatan gazetesi, 25 Aralık 2003)
KATAR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
30.12.2003
|