İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
31.12.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

Haberler...(Bütün Haberler)

haberler@zaman.com.tr

 

Aydınlar Ocağı’nda ulusalcılık tartışması

Merkez sağın fikir kulübü olarak bilinen Aydınlar Ocağı, parçalanma noktasında. 1970’te kurulan, 33 ilde örgütlü ocağın İstanbul kanadının ulusalcı sol gruplarla işbirliğine giderek hükümete yüklenmesi ipleri gerdi. Alaattin Büyükkaya, üyesi olduğu ocak tarafından, geçen hafta düzenlenen toplantıda yuhalandı. Konuşması engellenen Büyükkaya, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’i ima ederek, “Aydınlar Ocağı, Aydınlık Ocağı haline geldi.” yorumunu yaptı.

Aydınlar Ocağı İstanbul İl Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal ise eleştirilere, “AKP’li bazı milletvekili arkadaşlarımız geleceklerini garantiye almak için yağdanlık yapıyor.” suçlamasıyla cevap verdi. Erkal, rektörler yürüyüşünde ‘Ordu göreve’ pankartını açan Türksolu dergisinde yazmasını ise şöyle savundu: “Amaç milli ve üniter devletse belirli yere kadar onlarla beraber olmaktan şeref duyarız.” Erkal’ın yaptığı faaliyet ve açıklamalardan huzursuz olan Ocağın 32 il başkanı, Ankara Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Şaban Karataş öncülüğünde yeniden yapılanmaya çalışıyor.

Anadolu’da 33 ilde Aydınlar Ocağı bulunuyor. Kamuoyunda İstanbul genel merkez olarak bilinse de ve başkanı da genel başkan olarak tanınsa da bütün ocaklar birbirinden bağımsız olarak faaliyette bulunuyor. Ayrıca AK Parti’den 25’e yakın milletvekili bu kuruma üye gözüküyor. Üye milletvekilleri, İstanbul Aydınlar Ocağı’nın etkinliklerinde sert eleştirilere maruz kalıyor.

İstanbul Aydınlar Ocağı’nın yol açtığı gerginlik geçen hafta düzenlenen bir etkinlikte had safhaya ulaştı. Ancak, daha önceden AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun katıldığı Aydınlar Ocağı’nın Ramazan Bayramı tebrikleşme programında yaşananlar, gerginliğin habercisi oldu. Programda Prof. Dr. Kuzu ile diğer üyeler arasında atışma yaşandığı öğrenildi. AK Parti’nin Avrupa Birliği (AB) politikalarına sert eleştiri getirilmesi üzerine Prof. Dr. Kuzu’nun “Açık söyleyin, AB’ye karşı mısınız?” diye sorduğu, üyelerden bazılarının “Evet karşıyız.” diye cevap verdiği belirtildi. Bunun üzerine Kuzu’nun, “Öyleyse mesele yok. Yollarımız ayrılır. Ben AB’ye taraftarım.” dediği kaydediliyor.

Konunun basın önünde tartışılmasını doğru bulmayan Prof. Dr. Burhan Kuzu, söz konusu kuruluşun partiler üstü bir kuruluş olması gerektiğine dikkat çekiyor.

İkinci gerginlik ise geçen cumartesi günü Aydınlar Ocağı tarafından düzenlenen bir toplantıda yaşandı. Toplantıda konuşan Prof. Dr. Mustafa Erkal, hükümetinin dış politikasına ağır eleştiriler yöneltti. AK Parti içinde kendilerine üye milletvekili arkadaşlarının olduğuna dikkat çeken Erkal, bunun, hükümetin hatalarını dile getirmeyecekleri anlamına gelmediğini açıkladı. Toplantı sonunda Büyükkaya söz aldı. Türkiye’de güzel gelişmeler de olduğunu anlatmaya başlayan Büyükküya’ya bir süre sonra salondan tepkiler yükselmeye başladı. Zaman zaman ‘yuh’ seslerinin duyulduğu salonda Büyükkaya’ya yönelik bazı kişiler “Hikayeyi bırak.” ve “Bütün Türkiye’yi satıyorsunuz.” şeklinde sataşmada bulundu. Dinleyicilerden birinin, “Ben çıkıyorum sizi dinlemeyeceğim.” diye bağırması üzerine bazı dinleyiciler salonu terk etti. Tepkilerin sürmesi üzerine Büyükkaya, “Peki teşekkür ederim.” diyerek konuşmasını yarım bıraktı.

Büyükkaya, daha sonra yaptığı açıklamada, Aydınlar Ocağı’nın gücünü, partiler üstü bir kurum olmasından aldığına dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Eskiden çok güçlü olan, hükümet kurup hükümet indiren bir kuruluşun bu hale gelmesi üzücü. Eskiden öğrenci bile üye kaydedilmezdi. Sadece üniversite hocaları ve işadamları üye olabilirdi. Sağda hangi partiden olursa olsun bu kuruma üye olabilir, çalışmalara katılabilirdiniz. Polise ve askere kurşun sıkan anlayışlarla birlikte hareket edileceğini eskiden hayal bile edemezdik.”

1998’den beri İstanbul Aydınlar Ocağı başkanı olan Prof. Dr. Erkal geçtiğimiz aylarda ‘Ordu göreve’ pankartları ile Ankara’da yürüyüş düzenleyen, kamuoyunda ‘Türksolu’ ismi ile bilinen grubun aynı isimli dergisinde yazılar kaleme almaya başladı. Erkal, Türksolu dergisi için kaleme aldığı bir yazısında çeşitli sol gruplarla olan birlikteliğin felsefesini şöyle anlatıyor: “Türkiye’ye yönelik ihanette bir ittifak söz konusu. Buna karşı Cumhuriyet’ten, üniter ve milli devletten yana olanlar da bazı farkları bir tarafa koyarak birlikte hareket etmelidirler. Sağ–sol ayrımı anlamını yitirmiştir. Stratejik duruş farkları doğmuştur. Sağ olup da bölücü, liberal, radikal dinci veya ikinci cumhuriyetçi olanlarla Türk milliyetçileri aynı safta yer alamaz.”

Konu ile ilgili soruları cevaplandıran Prof. Dr. Mustafa Erkal, AK Partili bazı milletvekillerinin geleceklerini garantiye almak için yağdanlık yaptığını öne sürdü. Erkal, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun uygulamalarını desteklediği ve Türksolu dergisinde yazılar yazdığına yönelik eleştirilere ise şu karşılığı verdi: “Alemdaroğlu ile birlikte hiç hareket etmedim. Kendisinin başörtüsü konusundaki tavırlarına cephe aldım. Önemli olan, burada kiminle hangi noktada beraber hareket edeyeceğinizi kestirebilmektir. Amaç milli ve üniter devlet ise belirli yere kadar onlarla beraber olmaktan şeref duyarız. Bugün İslamcı Kürtçüler de sağcı. Ama onlarla beraber olamayız.”

İstanbul kanadının bağımsız çıkışları, Anadolu’daki ocakları yeniden yapılanmaya itti. 33 ocak arasında koordinasyon sağlamak amacıyla geçen ekim ayında ve bu ay içerisinde iki toplantı yapıldı. Toplantılara Prof. Dr. Mustafa Erkal katılmadı. Toplantılarda 32 kurumun temsilcileri kendi aralarında yedi bölge temsilcisi seçti. Oluşturulan koordinasyon kurulunun başkanlığına Ankara Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Şaban Karataş getirildi. Karataş, yürüttükleri çalışmaların her ne kadar ‘yeni bir yapılanma’ olmadığını söylese de İstanbul Aydınlar Ocağı’nın bağımsız tavırlarını doğru bulmuyor. Milliyetçi–muhafazakar bir görüşe sahip Aydınlar Ocağı’nın aşırı sol ile birlikte hareket edebileceğini savunmanın ütopik kaçacağını kaydeden Karataş, koordinasyon amaçlı çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi: “Bir ilin yaptığı çalışmalardan diğerlerinin de haberi olsun diye düşündük. Bunun için bir koordinasyon kurulu oluşturuldu. Gelecek ay yine bir araya geleceğiz.”

Solda zaman zaman Türk sağının locası olarak nitelenen Aydınlar Ocağı’nda AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, 1988–98 yılları arasında on yıl olmak üzere en uzun süre başkanlık yaptı. Prof. Dr. Yalçıntaş, hâlâ Aydınlar Ocağı’nın İlim–İstişare Kurulu’nda görevli. 1970 yılında kurulan Aydınlar Ocağı, yelpazedeki bütün oluşumları kuçaklaması dolayısıyla sağ camiada güçlü bir yere sahip.

Erkan Acar / İstanbul

31.12.2003


 

Cumhurbaşkanı Sezer’in affettiği mahkumlar eylem yaptı

Cezaevlerinde iki yıl önce gerçekleştirilen ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ sonrasında ölüm orucu sebebiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilen mahkumlar dün İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun önünde protesto eylemi yaptı.

Kendilerini ‘Ezilenlerin Sosyalist Platformu’ olarak adlandıran yaklaşık 20 kişi, Adli Tıp’ın affedilen bazı mahkumlar hakkında verdiği ‘iyileşti’ raporunu protesto etti. Grup adına basın açıklaması yapan Hülya Gerçek, Adli Tıp tarafından sağlam raporu verilen mahkumların tek başına yaşayamayacaklarını öne sürerek, “Ancak birilerinin yardımıyla zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilen Tülin Dağ, Melahat Akay, Tekin Yıldız ve Ramazan Sadıkoğulları, Adli Tıp’ın sağlam raporundan sonra tekrar cezaevine konuldu. Bazıları ise Adli Tıp’tan erteleme raporu alamadı. Bu insanların tekrar cezaevine konulması insani değildir.” dedi. İstanbul, Cihan

31.12.2003


 

Atatürk, Karabekir ile helalleşmek istemiş

Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisine düzenlenen bir suikasta adı karıştığı gerekçesiyle arasının açıldığı silah arkadaşı Kazım Karabekir ile ölmeden önce helalleşmek istediği ortaya çıktı. Ancak ölüm döşeğindeki Atatürk’ün bu dileği Karabekir’e iletilmedi.

Aksiyon Dergisi’nin son sayısında yer alan habere göre 1926’da İzmir’de Atatürk’e karşı düzenlenen suikast girişimine Kazım Karabekir’in de adı karıştı. Kazım Karabekir’in en küçük kızı Timsal Karabekir Yıldıran, bunu, babasının Samanpazarı’ndan geçerken suikasta karışanlardan birinin amcası veya dayısına ‘merhaba’ demesine bağlıyor. Timsal Karabekir Yıldıran, olayın büyütülmesini “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Atatürk’ün etrafında yer alan yeni kadro, eski kadrodaki insanları elinin tersiyle silmek ve yok etmek istedi.” şeklinde değerlendiriyor.

Suikasta adı karışan Kazım Karabekir ve diğer paşalar ‘suikast mahkemesi’ne sevk edildi. Timsal Karabekir, sonraki gelişmeleri şöyle aktarıyor: “Suikast mahkemesi çok enteresandır. Bütün askerler silahlarını masaya koyup bekliyorlar. O sırada, askeri, bir manevra ile Çeşme’ye çekmek istiyorlar. Hiçbiri gitmiyor. Ve hatta diyorlar ki: ‘Paşaların, bilhassa Kazım Karabekir’in aleyhine bir karar alınırsa burayı yok ederiz.’ Durumu Mustafa Kemal Paşa’ya iletiyorlar. ‘Beraat ettirin paşaları’ kararı alınıyor. Yani paşalar çok kolay beraat etmiyorlar ya da çok kolay beraat etmeleri istenmiyor.”

Timsal Karabekir’in aktardıklarına göre, Atatürk 1936’da Dolmabahçe Sarayı’nda tertiplenen uluslararası bir Tarih ve Dil Kongresi’ne Kazım Karabekir’i de çağırdı davete icabet eden Karabekir, eşine verdiği söz yüzünden kongreden erken ayrılınca Atatürk ile görüşebilme imkanı bulamadı. Dolayısıyla ikisi arasındaki dargınlık çözülemedi. Timsal Karabekir, Atatürk Dolmabahçe’de hasta yatarken ‘Çağırın Kazım’ı, helalleşmek istiyorum.’ dediğini, fakat onun bu isteğinin babasına bildirilmediğini söylüyor. Timsal Karabekir, ablasının “Gider miydin babacığım?” sorusuna Kazım Karabekir’in “Tabii giderdim. O Mustafa Kemal’di.” şeklinde cevap verdiğini aktarıyor. İlkokulda okuduğu sıralarda annesinin ev ödevlerine ‘Atatürk ve arkadaşları’ ibaresini eklemeye çalıştığını ifade eden Timsal Karabekir Yıldıran, şunları anlatıyor: “1946–47 senelerinde ilkokuldaydım. Zavallı annem ödevlerime ‘Atatürk ve arkadaşları’ ibaresini eklemeye uğraşırdı, bu vatanı kurtaran insanlar diye. Çünkü bize hiçbir zaman ‘ve arkadaşları’ ibaresi ekletilmedi. Bunlar okutulmadı. Atatürk her şeyi yapan çok yüce bir insan; ama o kadro, o halk hareketi, o Kuva–yi Milliye ruhu olmasaydı ne yapılabilirdi?”

Ali Tiril / İstanbul

31.12.2003


 

Yargıtay’daki başkanlık seçimi krizi 2004’e sarktı

Yargıtay’da yaklaşık 10 aydır sonuç alınamadığı için krize dönüşen seçim 2004 yılına sarktı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ne başkan seçmek için mart ayından bu yana yapılan seçimin 219. turunda da adaylardan hiçbiri gerekli çoğunluğu sağlayamadı.

Tıkanan seçimin önünü açmak için yapılan kanun değişikliği de işe yaramayınca başkanlık için yarışan adaylar arasında yeni seçim taktikleri uygulanmaya başlandı. Adaylardan 8. Ceza Dairesi üyeleri Serpil Çetinkol ve Zeki Aslan’ın aralarında anlaşarak 2. Ceza Dairesi Üyesi Yusuf Kenan Doğan’a karşı birbirlerini destekleme kararı aldıkları öğrenildi. Aslan ve Çetinkol’un oylarını artırmak için 5’er tur halinde yapılan seçimlere sırayla katılmaya başladıkları, buna rağmen çoğunluk sağlayamadıkları belirtildi. Son oylamada Çetinkol 97, Doğan ise 103 üyenin oyunu alırken, yaklaşık 30 üye sandık başına gitmedi, 20 de boş ve geçersiz oy çıktı. Yargıtay tarihinde seçimin ilk defa bu kadar uzaması üzerine yapılan kanun değişikliğiyle yeni adayların katılması sağlandı. Ancak 5’er tur halinde seçimlerin yenilenmesi de sonuç getirmedi. Yargıtay üyeleri Yusuf Kenan Doğan, Zeki Aslan ve Serpil Çetinkol’un başa baş çekişmesine sahne olan seçimin bu şekilde uzayıp gitmemesi için üyeler tarafından gündeme getirilen çözüm önerileri tartışılıyor.

Yargıtay üyeleri arasında tartışılan görüşe göre, 1970’li yıllarda Yargıtay Başkanlık Divanı’nın 1. Ceza Dairesi ile 3. Ceza Dairesi başkanlarını atama yoluyla değiştirmesinin örnek alınması öneriliyor. Buna göre, başkan seçilemeyen 8. Ceza Dairesi’ne başka bir ceza dairesinin başkanının atanmasıyla sorun çözülmeli. Boşalan daireye ise yeni adayların katılımıyla seçim yapılacak. Bu öneriyi gündeme getiren üyeler, diğer daire başkanlıkları için yapılan seçimlerin kısa sürede sonuçlandığına dikkat çekiyor. Yaklaşık 20 yıl kadar önce üyelerle başkan arasında çıkan uyum problemi sebebiyle 1. Ceza Dairesi Başkanı Ömer Köni ile 3. Ceza Dairesi Başkanı Rıfat Beyazıt’ın yerlerinin Yargıtay Başkanlık Divanı tarafından atama yoluyla değiştirilmesinin bir teamül kuralı olarak emsal alınabileceği ifade ediliyor. 8. Ceza Dairesi’nin eski Başkanı Naci Ünver’in emekli olmasının ardından 24 Mart’ta başlayan seçimde başkanlık için yarışan adaylardan hiçbiri gerekli olan 126 oyu alamamıştı. Adayların karşılıklı olarak çekilmesiyle başka bir ismin seçilmesi yönündeki girişimler de sonuçsuz kalmıştı. Daha önce adayları protesto eden bazı üyeler, oy pusulalarına ‘Keto’yu size tercih ederim’, ‘Başkan Fatih Ürek olsun’, ‘Bıktık artık, çekilin’, ‘Oyum Ajda Pekkan’a’ gibi yazılar yazarak dalga geçmeye başlamıştı. Bunun üzerine Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, üyelere yazılı bir uyarı yaparak Yargıtay’ı yıpratacak davranışlardan kaçınılmasını istemişti.

Murat Aydın / Ankara

31.12.2003


 

İstanbul Üniversitesi’ne alınmayan öğrenciler suç duyurusunda bulundu

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nu protesto ettiği için haklarında soruşturma açılan ve okula alınmayan öğrenciler, yürütmenin durdurulması için mahkemeye başvurdu.

Yaklaşık 50 öğrenci, 11 Aralık 2003 günü okul önünde açıklama yaparak Alemdaroğlu’nu ‘bilimsel hırsızlık’ yaptığı için protesto etmişti. ‘Alemdaroğlu istifa’ yazılı döviz taşıyan öğrenciler, rektörün Türk Tabipler Birliği tarafından 2 ay görevden men cezası aldığı halde görevine devam etmesine tepki göstermişti. Protestolar sebebiyle 18 Aralık’tan itibaren fakülteler arası öğrencilerin geçişi engellenirken, 19 Aralık’ta 46 öğrencinin okula girmeleri yasaklandı.

Üniversite yönetiminin içeri almadığı öğrencilere dün arkadaşları destek için eylem yaptı. Beyazıt Kampusu yan giriş kapısındaki eylemde, okula giren öğrenciler yasaklı arkadaşlarına tabldotla yemek getirdi. Kısa bir basın açıklamasının ardından öğrenciler yemekleri oturarak yedi. İÜ’nün ‘kışla’ olarak nitelendirildiği açıklamada, soruşturmalara son verilmesini ve ‘bilimsel hırsızlık’ (intihal) yaptığı için Tabipler Birliği tarafından cezalandırılan Alemdaroğlu’nun istifası istendi. Gösterinin ardından öğrenciler İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne geldi. Mahkemenin önünde ‘Soruşturmalar kalksın, arkadaşıma dokunma’ yazılı pankart açan öğrenciler, burada da açıklama yaptı. Öğrencilerin avukatı Züleyha Gülüm ve birkaç öğrenci dava dilekçelerini mahkemeye verdi. Abdulhamit Yıldız, İstanbul

31.12.2003


 

6 bin yıllık testiyi satmak isteyen 3 kişi yakalandı

Aydın’da gerçekleştirilen operasyonda 6 bin yıllık tarihi eserleri 25 bin dolara güvenlik güçlerine satmak isteyen biri Romanya uyruklu 3 kişi yakalandı. Jandarma, tarihi eserleri Aydın Müze Müdürlüğü’ne teslim etti.

Bir ihbarı değerlendiren jandarma, elinde tarihi eser olduğunu ve satmak istediğini belirten Metin Çakal, Süheyla Reyhan ve Romanya uyruklu Costel Macovi ile buluştu. Şahıslarla 25 bin dolar karşılığında anlaşan jandarma, suçüstü yaparak tarihi eserlerle birlikte zanlıları gözaltına aldı. Tarihi eserler Aydın Müze Müdürlüğü’ne teslim edilirken soruşturma sürüyor. Gaga ağızlı toprak testinin, MÖ 4000 yıllarında ölenlerin mezarlarına konulduğu öğrenildi. Testinin yanında ele geçirilen Meryem Ana figürlü topraktan yapılma bardağın hangi döneme ait olduğu araştırılıyor. Osman Akçay, Aydın

31.12.2003


 

Müzik yapımcısı Köse silahlı saldırıya uğradı

Ünlü müzik yapımcısı Erol Köse, dün akşam saat 18.15 sıralarında Mecidiyeköy Kore Şehitleri Caddesi üzerinde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısına uğradı.

Sol bacağından yaralanan Köse, arkadaşları tarafından Florance Nightingale Hastanesi’ne kaldırılırken, saldırganlar kaçtı. Florance Nightingale Hastanesi Ortopedi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu, Köse’nin sol kalçasının altında ve diz altında iki kurşun yarası bulunduğunu kaydetti. Prof. Dr. Hamzaoğlu, kalça altına giren kurşunun kemikte kırılmaya neden olduğunu belirterek, Köse’nin ameliyata alınacağını bildirdi. Prof. Hamzaoğlu, Köse’nin genel sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi. Bu arada Köse’nin 1999’da da Üsküdar’daki Zeynep Kamil Hastanesi Kan Merkezi yakınında silahlı saldırıya uğradığı ve ayağından yaralandığı öğrenildi. İstanbul, Cihan

31.12.2003


 

Avrupa Birliği’nin yolu muhtarlardan geçiyor

Köy ve mahalle muhtarları, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile Türk Demokrasi Vakfı (TDV)’nın ortaklaşa düzenlediği seminerde “demokrasi” eğitiminden geçirildi. 2 gün boyunca Ankara’da ağırlanan muhtarlara, “Avrupa Birliği (AB) uyum yasalarını, köylerde siz uygulayacaksınız” mesajı verildi. Semineri değerlendiren Türk Demokrasi Vakfı (TDV) Başkanı Emre Kocaoğlu, “demokrasinin temel taşı” olarak nitelendirdiği muhtarların “insan haklarındaki rolünün ilk kez tescillendiğini söyledi.

Seminere, pilot bölge kabul edilen Kayseri ve Nevşehir’den 80 muhtar katıldı. Derslerde, ‘temel insan hakları’, ‘uluslararası insan hakları sistemleri ve Türkiye’, ‘Jandarma ve insan hakları’, ‘parlamenter denetim mekanizmaları ve diğer kamu kurumları’, ‘sivil toplum örgütlerinin denetim mekanizmasındaki yeri’ ve ‘Başbakanlık insan hakları mekanizmaları’ başlıkları işlendi. Başbakanlık, Jandarma ve İnsan Hakları Komisyonu temsilcileri, bilgilendirme konuşmaları yaptı. İl ve ilçelerdeki insan hakları kurullarının doğal üyesi konumundaki muhtarlara, karşılaştıkları olaylar sırasında nasıl davranacakları anlatıldı.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, seminerin ardından Meclis’i gezen muhtarlara görevlerini hatırlattı. İnsan hakları konusunda atılan adımlara rağmen eksikliklerin bulunduğunu belirten Elkatmış, AB’ye uyum yasalarının uygulanmasında yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Elkatmış, “Uygulama önemli. 2004, uygulama yılı olacak. Bu yasaları, köylerde ve mahallelerde siz uygulayacaksınız. (Muhtar) deyip geçmeyin, önemlisiniz. İnsan haklarını artık birlikte sırtlayacaksınız.” dedi.

Programa katılan Nevşehir Muhtarlar Derneği Başkanı Hüseyin Altınışık, ‘tedavi’ ve ‘doktor seçme hakkı’ konusunda verilen derslerde büyük şaşkınlığa uğradığını dile getirdi. “Doktoru seçme hakkımız var. Doktor asık suratlı, sevecen değil ise bu durumda ‘bana bakmasın’ diyebiliyorum. Diş doktorları, ‘üzerime kan sıçrattın’ diye beni azarlamayacak.” diye konuşan Altınışık, bu yönde haklara sahip olduğunu herkesin bilmesi gerektiğini kaydetti.

Zekai Özçınar,Emine Dolmacı / Ankara

31.12.2003


 

Okuyabilmek için her gün tekerlekli sandalyede 5 kilometre yol katediyor

Bolu’da 30 yaşındaki bedensel engelli Kudret Boran, okuma yazma kursuna gitmek için her gün tekerlekli sandalyesiyle 5 kilometre yol kat ediyor.

Boran, Ulusal Eğitime Destek Kampanyası kapsamında açılan okuma yazma kursuna katılmak için her gün Sandallar köyüne 5 kilometre uzaklıkta olan Bolu Halk Eğitim Merkezi’ne geliyor. 2 yaşında yanlış yapılan bir iğne yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olan Boran, “Kar yağdığında tekerlekli sandalye ile ulaşım güç oluyor. Ama okuma isteğim yüzünden hepsine katlanıyorum. Tek isteğim okuma yazmayı öğrenince iş bulmak.’’ diyor. Okuma yazma kursuna yaşları 16 ila 57 arasında değişen kursiyerler katılıyor. Bolu aa

31.12.2003


 

Noel’in benimsenmesi dinî ve kültürel yozlaşma anlamı taşıyor

Diyanet İşleri Başkanlığı yılbaşı tartışmalarıyla ilgili bir açıklama yaptı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, 25 Aralık’ta başlayan Noel kutlamalarının Hıristiyanlara mahsus dinsel bir bayram olmasına karşın, 1 Ocak’taki yılbaşı kutlamalarının anneler günü gibi evrensel kültürün bir parçası olarak üretildiğine dikkat çekti. Bardakoğlu, Noel kutlamalarının Müslümanlarca benimsenmesinin dini ve kültürel yozlaşma anlamı taşıdığını da belirtti.

Başkan Bardakoğlu yaptığı yazılı açıklamada 25 Aralık’la başlayan ve yaklaşık bir hafta süren Noel’in, başta Avrupa ve Amerika’da olmak üzere dünyanın birçok yöresindeki Hıristiyan topluluklarca kutlandığını kaydetti. 1 Ocak’taki yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de de özellikle son dönemlerde gittikçe artan bir ilgiyle karşılandığına işaret eden Başkan Ali Bardakoğlu, Batı’da farklı anlamlar ifade eden Noel ile yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de genellikle birbirine karıştırıldığını, bu sebeple de kamuoyunda spekülasyon ve tartışmalara yol açtığını ifade etti.

Bardakoğlu, bugün için ticari yönünün ön plana çıkmış olmasına rağmen, bütün adet ve törenleriyle Noel kutlamalarının kökeni itibarıyla tamamıyla “dinsel bir bayram” anlamına geldiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Bu bayramın ve bayramla ilgili olarak yapılan âdet ve törenlerin Müslümanlarca benimsenip uygulanması ise dinsel ve kültürel bir yozlaşma olarak görülmeli; böylesi bir tutumun, kendi değerlerimizden uzaklaşma ve başkalaşma sürecini hızlandırdığı, halkımıza ve ülkemize yönelik Hıristiyan misyonerliği için de oldukça elverişli bir durum oluşturacağı gözden uzak tutulmamalıdır.”

Diyanet İşleri Başkanı Bakdakoğlu, yeni yıl kutlamalarının Anneler Günü, Babalar Günü, İşçi Bayramı ve doğum günü gibi evrensel kutlamalardan birisi olduğunu vurguladı. Kutlamalarda dinî ve kültürel değerlerin dışına çıkılmaması uyarısı yapan Bardakoğlu, “Ancak bu kutlamaları dinî ve kültürel değerlerimize aykırı birtakım âdet ve geleneklerle birlikte düzenlemek, kutlamalar esnasında kamuoyunu rahatsız edici ya da dinimizin emir ve yasaklarına, genel ahlaka ve toplumsal kurallara aykırı davranışlarda bulunmak kesinlikle doğru değildir.” dedi.

Vatandaşların yeni yılını da kutlayan Ali Bardakoğlu, açıklamasını şöyle tamamladı: “Yeni bir yıla girerken, geçmiş yılın ve yılların muhasebesini yaparak önümüzde kalan sınırlı zaman dilimini daha iyi kullanma bilinci kazanmamızı, 2004 yılının milletimize ve bütün insanlara hayırlar getirmesini; yoksulluğun, açlığın, doğal felaketlerin yaşanmadığı, savaş ve terör gibi üzücü olayların son bulduğu bir dönem olmasını, yeni yılın bütün insanlığa huzur ve barış getirmesini diliyorum.” Ankara, Zaman

31.12.2003


 

[2003 yılının gülümseten haberleri]

‘Hanım dırdırından uzak durun, uzun yaşayın’

Kayseri’de torunlarıyla birlikte yaşayan 110 yaşındaki Mahmut Karakuş, uzun yaşamanın sırrını açıkladı; ‘hanım dırdırı’na muhatap olmamak. Gürcistan’ın Ahıska şehrinde 1893 yılında doğan ve 1936 yılında Türkiye’ye yerleşen Mahmut Karakuş, sağlıklı ve uzun ömürlü olmanın sırlarını açıkladı. Hayatta hiç ‘kadın dırdırı’ dinlemediğini belirten Karakuş, ilk karısından memnun olmayınca hemen boşandığını söyledi. Karakuş, “17 yıl yalnız yaşadım. Sonra çocuklarımın annesi son eşimle evlendim. 8 çocuğum oldu. Eşim Gülzade, 104 yaşında vefat etti. Ama hiç dırdırı olmadı. Uzun ömürlü olmanın ilk şartı ‘hanım dırdırı’na muhatap olmamak. Allah’a şükür dimdik ayaktayım ve güçlüyüm. Bunu da eşim ve çocuklarıma borçluyum.” dedi. İki dünya savaşına ve Ermeni katliamlarına şahitlik ettiğini söyleyen Karakuş, sayıları 100’ü geçen torunlarına dünya malına değer vermemelerini tavsiye ediyor. Kayseri, Cihan

Gün boyu öten horoza zabıta ekibi müdahale etti

Batman’da ‘haddinden fazla’ öten bir horoza, mahalle sakinlerinin şikayeti üzerine zabıta ekipleri müdahale etti. Fatih Mahallesi 3401’inci sokakta ikamet eden Ayşe Bakır’a ait horozun sabah saatlerinde ötmeye başlaması ve ötüşünü gün boyu devam ettirmesi mahalle sakinlerini çileden çıkardı. Horoz sahibine söz geçiremeyen mahalleli, zabıta ekiplerini çağırdı. Zabıta Müdürü Hasan Şanlı, evine gittiği Ayşe Bakır’dan horozun sesini kesmesini istedi. Bakır, horozunun normal öttüğünü ve sesini kesemeyeceğini belirterek “Mahalle sakinlerinin şu güzel güzel öten horozdan ne istediğini anlamış değilim!” diye sitemde bulundu. Zabıta Müdürü Hasan Şanlı ise bir daha şikayet gelmesi durumunda horoza el koyacaklarını söyledi. Son 2 haftada horozla ilgili birçok şikayet telefonu geldiğini belirten Şanlı, “Bizim meskun mahalde vatandaşı rahatsız eden eylemlere karşı müdahale etme yetkimiz var. Horoz sahibini uyardık. Eğer horozu susturmazsa ve şikayet gelmeye devam ederse, horoza el koymaktan başka çaremiz kalmayacak.” diye konuştu. Bu arada birçok çocuğu gagalayan horoza mahalle sakinleri ‘tehlikeli madde’ ismini taktı. Batman, Cihan

Damat hapse atılınca gelin düğünde tek başına kaldı

Hatay’da bir damat adayı düğünden 2 saat önce tutuklanarak cezaevine götürülünce gelin tek başına ortada kaldı. 5 yıl önce karıştığı bir kavgadan dolayı 84 günlük mahkumiyeti bulunan Halil Ünsal, düğününden 2 saat önce tutuklanarak cezaevine gönderildi. Nikah işlemlerini tamamlayan Ünsal, Antakya’daki Samanyolu Düğün Salonu’na giderken polisler tarafından yakalanarak hapse atıldı. Düğünde damadı bekleyen davetliler, damadın tutuklandığını öğrenince şok geçirdi. Gelin Gülseren Babacan şaşkınlığını uzun süre üzerinden atamazken, gözyaşlarına hakim olamadı. Damadın düğüne katılması için emniyet müdürlüğü ve savcılığa müracaat eden baba Hayrettin Ünsal, “En mutlu günümüzde yaşadığımız bu olay bizi çok üzdü. Yetkililerden 2 saatliğine de olsa oğlumun düğününe katılması için izin istedik. Ama izin vermediler.” dedi. Anne Mevlüde Ünsal da, Halil’in tek oğlu olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Oğlumun en mutlu günü tam bir kâbusa dönüştü. Yetkililer polis nezaretinde de olsa oğluma 2 saat izin verip düğünden sonra tekrar cezaevine götürselerdi.” Hatay, Cihan

Nurtaç Hanım, ‘Kaymakam bey’ sözüne kızmıyor

Bayburt’un Aydıntepe ilçesinin bayan kaymakamı Nurtaç Arslan, kendisine ‘Kaymakam Bey’ diye hitap edilmesine kızmıyor. Kaymakam Nurtaç Arslan, Türkiye’nin bayan kaymakam ve valilere henüz alışık olmadığını belirterek, kendisine alışkanlıktan dolayı ‘Kaymakam Bey’ diye hitap edildiğini söyledi. Bayan olmasının çevrede şaşkınlıkla karşılandığını; ancak bu yüzden hiçbir sıkıntı çekmediğini ifade eden Arslan, “İlk geldiğimde bütün vatandaşlar ‘Kaymakam Bey’ diye hitap ediyordu. Fakat ben bundan rahatsız olmadım. Zamanla ‘Kaymakam Hanım’ demeye alıştılar.” dedi. Kendisinden sonra erkek bir kaymakam gelmesi halinde onun da ‘Kaymakam Hanım’ hitabına muhatap olabileceğini kaydeden Arslan, “Benim yerime gelecek kaymakam büyük ihtimalle erkek olacak; fakat o ‘Kaymakam Hanım’ sözünü nasıl karşılar bilemem.” diyerek espri yaptı. Bayburt, Cihan

Hırsız zannettiği savcıya hakaret edince, hapsi boyladı

Bursa’da, bir marketten alışveriş yapan bayan savcıyı hırsız zannedip, bütün müşterilerin içinde hakaret eden güvenlik görevlisi 6 ay 20 gün hapis ve 290 milyon lira para cezasına çarptırıldı.Bursa 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde savcıya hakaret etmekten hakim karşısına çıkan GİMA’nın güvenlik görevlisi Mesut Hazar, hakkındaki iddiaları yalanlayarak, suçsuz olduğunu söyledi. Davacı Savcı Neşe Yurdatapan duruşmaya katılmazken, avukatı Mehmet Mustafa Güneş, sanığın cezalandırılması talebinde bulundu. Sanık avukatı Osman Mesten ise müvekkilinin beraatine karar verilmesini istedi. Mahkeme, sanık Mesut Hazar’a 6 ay 20 gün hapis ve 290 milyon lira para cezası verdi. Bursa, Cihan

Hırsıza karşı yastık altına koyduğu silahını çaldırdı

Diyarbakır’ın Bağlar beldesinde yaşayan Şefik Demir (48), damda yatarken, hırsızlara karşı kullanmak amacıyla yastığının altında sakladığı silahı çaldırdı. Diyarbakırlı vatandaşlar bunaltıcı sıcaklar sebebiyle damda uyumayı tercih ederken, bunu fırsat bilen hırsızlar evlere dadandı. Damdan dama atlayarak evleri soyan hırsızlardan biri damda yatan Şefik Demir’in yastık altında sakladığı silahı çaldı. Demir, başına gelen ilginç olayla ilgili şunları söyledi: “Evde klima olmadığından yaz boyu damlarda yatıyoruz. Ben de hırsızlara karşı silahımı ve cep telefonumu yastığımın altına koyuyordum. Dün sabah kalktığımda ikisinin de çalındığını gördüm. Şoke oldum. Evler birbirine yakın olduğu için bazen seri hırsızlık olayları gerçekleşebiliyor. Artık ne yapacağımızı şaşırdık.” Diyarbakır, Cihan

31.12.2003


 

Akif’i anma polemiğine Meclis Başkanı Bülent Arınç el koydu

İstiklâl şairi Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıldönümlerinde, iki farklı kuruluşun aynı yerde; ancak ayrı ayrı tören düzenlemesi tepkilere sebep oldu. TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, tepkilerini bu yılki anmalara katılmayarak gösterdi. İki kuruluş arasındaki ‘çekişme’ye Akif’in ailesi de tepkili.

Türkiye Yazarlar Birliği ile Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı tarafından ayrı ayrı yapılan etkinlikler, şairin İstiklal Marşı’nı kaleme aldığı Tacettin Dergâhı’nda gerçekleştiriliyor. Ancak, iki sivil toplum örgütünün yan yana gelmek istememesi yüzünden ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. 27 Aralık sabahı, Tacettin Dergâhı’na hangi kuruluş önce gelirse onun programı önce başlıyor. Sonra gelen ise programa başlayabilmek için önceki anma etkinliğinin bitmesini bekliyor. Ortaya çıkan bu tablodan, başta siyasiler olmak üzere davetliler de son derece rahatsız oluyor.

Rahatsızlığını geçen yılki törenlerde dile getirerek iki kuruluşa da ‘programı birlikte yapın’ teklifinde bulunan TBMM Başkanı Bülent Arınç, bu yıl her iki kuruluştan da davetiye almasına rağmen Taceddin Dergâhı’nda yapılan programlara katılmadı. Akif’in 67. ölüm yıldönümü olan 27 Aralık’ta sadece bir mesaj yayımlayan Arınç’ın, önümüzdeki günlerde iki kuruluşun yöneticilerini buluşturarak ‘arayı bulmaya’ çalışacağı öğrenildi. İki kuruluşun Akif’i ayrı ayrı anmasından Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de rahatsız. O da geçen yılki törenlerde rahatsızlığını dile getirmişti. Çelik’in bu yüzden geçen haftaki programa katılmadığı öğrenildi. Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Argon da dedesinin ayrı ayrı anılmasından üzüntü duyuyor. Dedesinin hayatı boyunca Türk milletinin birlik, beraberlik, istiklâl ve istikbâli için çalıştığını söyleyen Argon, Akif’i anma törenlerinin dedesinin düşüncesine uygun olmasını istedi.

‘TYB kendini ön plana çıkarıyor’

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Ersoy’un ölüm yıldönümünde düzenlenen etkinliklerin ayrı ayrı yapılmasının bir sakıncası olmadığını söylüyor. Ersoy’u ve Tacettin Dergâhı’nı tanıtamamaktan yakınan Çiftçigüzeli, “Biz Ersoy’u tanıtmak için kurulmuş bir vakıfız. Onunla ilgili program direkt bizi ilgilendiriyor. Biz isteriz ki Akif, bir hafta boyunca anılsın. Herkes ayrı bir etkinlik düzenlesin. Bu bizi mutlu eder. Ancak Mehmet Akif’in doğrularının arkasına saklanarak kendilerini öne çıkarmak isteyenler de olabilir. Geçmişte TYB ile birlikte program yaptık; ama onlar bizi yok sayıp kendilerini ön plana çıkarmayı yeğledi.” dedi. Çiftçigüzeli, siyasilerin törenlere katılmama sebebininse kendilerine sorulması gerektiğini söyledi.

Kendilerinin 25 yıldır Tacettin Dergâhı’nda Akif’i andıklarını belirten TYB Başkanı Nazif Öztürk, geçen yıl iki kuruluş arasında bir ayrılık olduğunu; ancak bu yıl bunun ortadan kalktığını söyledi. Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’ndaki bazı yöneticilerle anlaşma zemini bulunamadığı için bu tür polemiklerin yaşandığını ifade eden Öztürk, “Aynı yerde aynı formatta, aynı saatte etkinlik düzenlemenin bir anlamı yok. 25 yıldır yapılanlar belli, aynısı yapmak yerine farklı programlarla Akif anılmalı.” dedi. TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in ayrı ayrı yapılan kutlamalar yüzünden törenlere katılmayışlarına üzüldüğünü belirten Öztürk, önümüzdeki yıl bu sorunun ortadan kalkacağını düşünüyor.

Abdullah Kılıç / İstanbul

31.12.2003


 

Şeyh Zayed Vakfı’nın kurucuları yönetimi geri almak istiyor

Şeyh Zayed Vakfı’nın ilk kurucuları, vakfın amacı dışında kullanıldığının ortaya çıkması üzerine yönetim hakkını geri almak için harekete geçti. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Zayed bin Sultan Al-Nahayan’ın bağışıyla kurulan vakıf, mal varlığı üzerindeki anlaşmazlık yüzünden yönetim hakkını aynı isim altında kurulan ikinci bir vakfa kaptırmıştı.

Adını Gerçek Eğitim ve Kültür Vakfı olarak değiştiren ilk vakfın yöneticileri, Zaman’da çıkan ‘Arap liderin kimsesizlere bağışını büyükler yedi’ başlıklı haber üzerine intifa hakkını tekrar elde etmek için kolları sıvadı. Konuyu hukukçulara inceleten Gerçek Vakfı Başkanı Prof. Şefik Dursun, “Gerekirse yargı yolunu tekrar açarız.” dedi.

Gerçek Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şefik Dursun, 12 yılda gelinen noktayı, “Siyasi oyunlarla kurulan bir düzenin getirdiği üzücü sonuç.” diye niteledi. “Şimdi bu çocuklar adına bizim sırtımızda bir yük var.” diyen Prof. Dursun, konuyu hukuki açıdan incelediklerini belirterek, adli süreç başlatabileceklerini söyledi. Dursun, “intifa hakkı bize geçsin” diye ısrarlarının olmadığını ifade etti. Dursun, başta vakıflardan sorumlu Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin olmak üzere tüm yetkililerin konuya hassasiyet göstermelerini istedi. İntifa hakkını ikinci vakfın almasından sonra hastane binası Fulya Sağlık Tesisleri’ne 10 yıllığına kiralanmıştı. 1995 yılında tesisleri Türk Kardiyoloji Vakfı satın aldı ve bina Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi olarak hizmete başladı. Bina şu anda Kardiyoloji Vakfı’na tahsisli durumda. Aylık kirası ise 36 milyar lira. Sosyal Hizmetler Genel Müdürü Cemal Tatlıbal, binanın vakfa peşkeş çekildiğini belirterek rayiç bedelinin 232 milyar lira olduğunu, ödenen kiranın sadece yedide biri olduğunu dile getirmişti. Bu arada incelemelerde, vakıfla yuvanın birbirinden ayrıldığı, vakfın 2 trilyon lirasının kayıp olduğu, eski Vakıf Başkanı Zuhal Arnaz için 71 milyar liralık alacak davası açıldığı, son Başkan Sabahat Çine aleyhine de vakfın paralarını şahsına harcadığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı belirtildi. Ahmet Dönmez, İstanbul

31.12.2003


 

Hacı adayları, ‘Bizden de selam götürün’ dilekleriyle uğurlandı

Türkiye’den bu yıl hacca gidecek 100 bin hacı adayından ilk kafilelerin kutsal yolculuğu başladı. Hava limanlarında hacca gidenler ve uğurlayanlar arasında duygulu anlar yaşanıyor. Özellikle ilk defa hacca gidenlerin, yapacakları kutsal görevin heyecanını yaşamaya henüz hava limanında başladığı gözleniyor.

İstanbul’dan 600 kişilik ilk hacı kafilesi Atatürk Hava Limanı’ndan Suudi Havayolları’na ait iki uçak ile Medine’ye hareket etti. Hava limanında hareketten önce heyecanlı koşuşturmalar yaşandı. Hacı adaylarının sabır sınavı hava alanına girer girmez başladı. Dış hatlar terminaline giren hacı adayları ve yakınları sıkı bir aramadan geçiriliyor. Hacı adayları kontrollerde, pasaport ve bagaj işlemlerini tamamlayabilmek için girdikleri uzun kuyruklarda birbirlerine ‘Sabır’ tavsiyesinde bulunuyor. Yakınlarını kutsal topraklara uğurlayanlar ise, hacı adaylarına “Resulullah’a bizden de selam götürün” dileklerini iletiyor.

Hacca ikinci kez gitmenin heyecanını yaşayan 64 yaşındaki Nuri Üstünel, “İlk ziyaretimde kasap olarak gitmiştim. O zaman haccın zevkini tam olarak yaşayamadım.” diyerek bu defa doya doya ibadet edeceğini söylüyor. Eşi Adiye Üstünel’in kendine göre daha heyecanlı olduğunu ifade eden Nuri Üstünel, “Kendi imkanlarımla gittiğim için hiç tedirgin değilim. Hacda bir aydan fazla zaman geçireceğiz. İnşallah hakkı ile değerlendirebiliriz.” temennisinde bulunuyor. Oğlu Kemal Turgut ile hacca giden 60 yaşındaki Necla Turgut ise, üç yıldır hacca gidebilmenin özlemini çektiğini belirterek, “Tansiyon rahatsızlığım sebebiyle bir türlü gerçekleştiremediğim hac görevimi inşallah bu yıl gerçekleştireceğim.” açıklamasında bulundu. 2 yaşındaki çocuğunu annesine bırakarak yolculuğa çıkan Hülya Çolak (23), “Çocuğumdan ayrılmak zor olsa da, buna katlanacağım.” diyor.

Bir aydan fazla bir süre için yolculuğa çıkan hacı adayları, kendilerine lazım olacak gıda maddelerini de yanlarında götürmeyi ihmal etmiyor. İlk defa hacca giden Mehmet Ali Yavuz, daha önce gidenlerden aldıkları bilgiler doğrultusunda maddi ve manevi yönde kendilerini kutsal yolculuğa hazırladıklarını bildiriyor. Hacı adaylarının bir kısmı, kahvaltılık malzemelerden başlamak üzere, uzun süre dayanacak olan her türlü yiyecek maddelerini yanlarında götürüyor. Bu arada bu yıl Türk Hava Yolları’na ait uçakların hac yolculuğu için Sabiha Gökçen Havaalanı’nı kullanmaları sebebiyle Atatürk Hava Limanı’ndaki yoğunluğun önceki yıllara nazaran azaldığı belirtildi.

Mükremin Albayrak / İstanbul

31.12.2003


 

Depremde hasar gören binasının sağlamlığını ispat etmek için AİHM’e gidecek

Binlerce insanın hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 tarihindeki Gölcük merkezli depremin üzerinden 4,5 yıl geçmesine rağmen acıları hâlâ hafızalarda. Depremde, resmi kayıtlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi sakat kaldı, yüzlercesi kayboldu. Çok sayıda yıkılan binalarla birlikte aileler de parçalandı. Daha önce aynı binada yaşayan aileler, bugün her biri ayrı yerde hayatlarını devam ettiriyor. Depremin geride bıraktığı bir başka hususu da ‘sağlam mı - yıkılmalı mı’ tartışmasına neden olan binalar oluşturuyor.

Bağ-Kur emeklisi İsmail Hakkı Aktürkoğlu, bıkmadan usanmadan verdiği hukuk mücadelesi ile yıllardır yaşadığı binasının sağlam olduğunu savunuyor. Aktürkoğlu (51), ablaları ve amca çocuklarıyla birlikte babalarından miras kalan Kocaeli’nin İzmit ilçesine bağlı Bahçecik beldesi Körfez mahallesindeki arazilerini 1986 yılında daire karşılığı kooperatife vermiş. Kooperatif, 5 katlı 20 daireli bir bloğu arazi karşılığında 1994 yılında aileye teslim eder. İnşaat bittiğinde aile dairelerin bir kısmını kiraya verir, bir kısmını satar, diğerlerinde de kendileri oturmaya başlar. Kardeşler ve amca çocukları yıllarca aynı blokta oturmanın mutluluğunu yaşar. Ta ki 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depreme kadar.

Depremde, çoğu bina yerle bir olurken, Aktürkoğlu ailesinin binası yıkılmaz, ancak oturulamaz hale gelir. Aile, bir süre binalarının yanına çadır kurarak hayatlarını devam ettirir. Doğup büyüdükleri toprakları terk etmek istemedikleri için prefabrik evlere ve çadır kentlere gitmeyi düşünmezler. Binalarının sağlam olduğuna inanan İsmail Hakkı Aktürkoğlu, tüm ailenin yeniden aynı binada oturması için hukuk mücadelesine başlar. Depremden kısa süre sonra binaları inceleyen Bayındırlık ve İskan Bakanlığı mühendisleri binaların “hasarlı-oturulur” olduğunu belirtir. Daha sonra 16.09.1999 tarihinde gelen yine aynı bakanlığın inşaat mühendisleri ise binanın “yıkık ve ağır” hasarlı olduğu raporunu verir. Aktürkoğlu ve kardeşlerinin itirazları üzerine 15.10.1999 tarihinde Afet İşleri’nden mühendisler gelerek binayı inceler. Ancak Afet İşleri mühendisleri de bir önceki kararda olduğu gibi hasar sonucunu yine “ağır” olarak ifade eder. İşin peşini bırakmaya niyetli olmayan Aktürkoğlu, verilen kararlara Sakarya İkinci Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz eder. Bölge İdare Mahkemesi Başkanı İsmet Türker başkanlığında bir ekip ile inşaat mühendisleri ve jeofizik mühendisinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti binayı inceler. 11.02.2002 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulmasına ve binanın “orta” hasarlı olduğuna dair bir “ara” karar verir. Mahkemenin verdiği karara göre daire sahipleri, orta hasarlı binalar için onarım yardımı almaya hak kazanır. Apartman yönetimi oluşturulur, zemin etüdü yaptırılır. Projeler çizdirilip belediyeden ruhsat alınıp, onarımı yapacak firmayla sözleşme imzalanır. Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü yapı izni verir. Binanın güçlendirilmesi için inşaata başlanır. Hatta bakanlıktan ilk kredi bile alınır. İkinci ve üçüncü krediyi almak için inşaata devam edilirken, Bölge İdare Mahkemesi binanın “orta” hasarlı olduğuna dair verdiği ara karardan tam 7 ay sonra nihai kararını “ağır hasarlı” olarak verir. İnşaat durdurulur, davanın temyizi için Danıştay 11. Dairesi’ne müracaat edilir. Danıştay, Bölge İdare Mahkemesi’nin kararını usul ve yasaya uygun bulunca, binaların yıkılmasına karar verilir.

Binalarının sağlam olduğuna yürekten inanan Aktürkoğlu, hakkını aramak için şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yollarını araştırıyor. Sayısız kere Adapazarı ve Ankara’ya giden Aktürkoğlu, gerekirse Avrupa’ya da gideceğini dile getiriyor. Çoluk - çocuk tüm akrabalarıyla yeniden bir araya gelecekleri günlerin hayalini kuran Aktürkoğlu, önüne çıkacak tüm engellere rağmen yılmadan mücadelesine devam ediyor.

Remzi Kaçmaz / İzmit

31.12.2003


 

Erzurum’da 500 kişi HIV virüsü testi yaptırdı

Erzurum’da bir otelde yakalandıktan sonra yapılan sağlık kontrolünde ‘HIV’ taşıyıcısı olduğu tespit edilen Ukrayna uyruklu Oksana Topor ile ilişkiye girenlerin hastane ve sağlık ocaklarına akın ettikleri öğrenildi.

Son iki günde en az 500 kişinin Eliza testi yaptırdığı belirtildi. Fuhuşla Mücadele Komisyon Başkanlığı, İlaç ve Eczacılık ile Yataklı Tedavi Hizmetleri’nden sorumlu Erzurum Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Serdar Yarar, geçen hafta sonu ortaya çıkan hayat kadını olayı ile ilgili 600 civarındaki Eliza testinden pozitif bir sonuç çıkmadığını bildirdi. Dr. Yarar, başta Erzurum Numune Hastanesi olmak üzere, Sağlık Bakanlığı’na bağlı diğer hastaneler ile Atatürk Üniversitesi bünyesindeki Araştırma Hastaneleri’ne müracaat eden hasta sayısında son iki günde belli bir artış kaydedildiğini açıkladı.

AIDS hastalığı için birinci aşamada Eliza testi yapıldığını belirten Dr. Yarar, ancak bu testin bazı normal ameliyatlar öncesinde de istendiğine işaret etti. Bu nedenle AIDS’li yabancı uyruklu hayat kadınıyla ilişkiye girdiğini ifade ederek, hastanelerde Eliza testi yaptıranları ayırt etmenin güç olduğunu kaydeden Dr. Yarar, şunları söyledi: “Vatandaş çekindiği için hastane yerine özel sağlık kuruluşlarını tercih ediyor. Bu konuda resmi olmamakla birlikte aldığımız duyumlara göre son iki günde 500 kişi özel muayenehane veya laboratuvarlara gidip Eliza testi yaptırmış, tabii bu resmi bir rakam değil. Ayrıca yapılan testlerden bugüne kadar bize hiçbir kuruluştan pozitif Eliza testi gelmedi.” Mahir İnanç, Erzurum

31.12.2003


 

AIDS konferansı büyük ilgi gördü

Uluslararası Tıp Öğrencileri Birliği tarafından Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi’nde yapılan ‘Asrın vebası: AIDS’ konulu konferans büyük ilgi gördü.

Konferansa AÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Serhat Vançelik ve İntaniye Ana Bilim Dalı Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Serpil Erol konuşmacı olarak katıldı. Yrd. Doç. Dr. Serhat Vançelik, dünyada her bir dakikada 11 kişinin AIDS hastalığına yakalandığını belirterek, 2003 yılında yaklaşık 3 milyon kişinin AIDS’ten öldüğünü dile getirdi. Yrd. Doç. Dr. Erol ise AIDS’li bir hastanın teşhir edilmesinin suç olduğunu, ancak toplum sağlığı anlamında bunun mümkün olabileceğini kaydetti. Erzurum, Cihan

31.12.2003


 

Ankara’da 126 bin extasy hapı yakalandı

Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından Hollanda’dan Türkiye’ye özel bir araç içerisinde 126 bin 205 adet extasy hapı getiren üç kişi yakalandı.

Yakalanan kişilerin hapları yılbaşı öncesinde İstanbul’da pazarlamaya hazırlandıkları belirtildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, aldıkları bir istihbarat üzerine, İstanbul yolu otoban gişelerinde, Bulgaristan üzerinden extasy getiren zanlıların yolunu kesti. Ancak zanlılar polisin ‘dur’ ihtarına uymayarak BMW marka araçla gişelerden geçmeyi başardı. Bunun üzerine polis, yolu bir TIR ile kesti. Otomobille TIR’a çarptıktan sonra yaya olarak kaçmaya çalışan Mehmet Y., Kenan G. ve Fırat D. yakalandı. Araçta yapılan aramalarda 126 bin 205 adet hap ele geçirildi. 3 kişi “teşekkül halinde uyuşturucu kaçakçılığı” suçundan savcılığa sevk edildi. Musa Taşpınar, Sedat Güneç, Ankara

31.12.2003


 

‘Bombalı ev’deki yangın karı-koca kavgasından

Aydın’da önceki gün patlayıcı ele geçirilen evde çıkan yangını, eşinden şiddet gördüğü için evde kiracı olarak kalan Bedriye Vandemir’in (18) çıkardığı tespit edildi.

Aydın Emniyet Müdürlüğü’nden edinilen bilgiye göre, Ata Mahallesi’ndeki evin bodrum katında oturan Mehmet ile Bedriye Vandemir’in evinde yangın çıktı. Yapılan araştırmada yangını, eşi kendisine kötü davrandığı için Bedriye Vandemir’in çıkardığı belirlendi. Tüpü ateşleyerek eşi uyurken koltuğun üzerine koyduğu ve eşini yakmak istediği iddia edilen Vandemir’in suçunu itiraf ettiği öğrenildi. Adliyeye çıkarılan Vandemir tutuklandı. Aydın’da yapılan operasyonda söz konusu evin merdiven boşluğunda çok sayıda patlayıcı ve mermiyle askerî malzemeler bulunmuştu. Patlayıcı ve diğer malzemelerin, disiplinsiz davranışlarından dolayı ordudan atılan Ümit Kızal’a ait olduğu belirlenmişti. Osman Akçay, Aydın

31.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.