İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
31.12.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


A. TURAN ALKAN t.alkan@zaman.com.tr
 
 

Muhalefetin ‘randıman’ı niçin düşük?

Şahin Alpay’ın dünkü yazısı CHP’nin çıkmazı konusunda ilginç bir hükümle sona eriyordu: “Bu partinin tavanı ile tabanı arasındaki zıtlık artık son bulmalı”. Bir araştırmaya göre CHP’li seçmenler arasında AB taraftarlarının miktarı % 86’ya kadar çıkarken birlikten şüphe duyanların oranı % 21’de kalıyormuş. Doç. Dr. Hakan Yılmaz’a göre bu durum CHP seçmeninin liberal eğilimler taşımasına mukabil parti yönetiminin gittikçe devletçi çizgiye yönelmesi şeklinde yorumlanıyor.


Dürüst bir empati yapabilir miyim bilmiyorum ama bu devirde CHP’li olmak galiba yöneticilerin sandığı kadar kolay olmasa gerek. CHP, Türk siyasi hayatının en bariz markalarından biri. Marka değeri yüksek ama bu derece etkili bir marka olmak, CHP’nin siyasi tarihini de bir küll olarak üstlenmek zaruretini de gerektiriyor. CHP, ilk kongresini 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas İdadisi’nde yaptığı iddiasında. Böyle bir başlangıç tarifi, “devleti kuran parti olmak şerefi” kadar, tek parti ve Milli Şef dönemlerinin, hatta 27 Mayıs Darbesi’nin menfi çağrışımlarını da üstlenmek anlamına geliyor.

CHP’nin şimdiki görevi muhalefet ama demokrasi tarihimizin en kıdemli muhalefet partisi, nasıl muhalefet yapması gerektiği konusunda hâlâ bir karara varabilmiş değil. Belki de bu yüzdendir ki bazen eski defterleri karıştırıp “sahi biz vaktiyle nasıl muhalefet yapardık” sıkıntısına çare olsun diye, o devri yaşayanların çok iyi hatırladığı İnönü-Menderes gerilimini taklitten vazgeçemiyorlar. İnönü’nün muhalefet stratejisi, ana hatları itibariyle DP’nin karizmatik lideri Adnan Menderes’in hassas ve içli ruh yapısını göz önüne alarak onu sinirlendirip hataya sevk etmek esası üzerine kurulmuştu. Ne var ki şimdiki CHP yönetiminin aynı yola başvurması, eskisi gibi “randıman” vermiyor. CHP’li seçmenler, AK Parti politikalarını sahiplenen bir parti istiyorlar ama CHP yöneticileri, bu durumda partinin “alâmet-i farika”sız kalacağını biliyorlar. Sükût çare olmadığına göre yapabildikleri tek şey, ağır ideolojik vurgu taşıyan tenkidlerden ibaret kalıyor.

CHP Yönetimi’ni, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in istifasını istemeye varacak ölçüde asabileştiren saik, esasta bundan ibaret galiba. Deniz Baykal, zaman zaman hırçın görüntü vermeye itina göstermesine rağmen sağduyu sahibi bir devlet adamıdır ve hükümeti zora sokmak için genç bir profesörün 1995’te ilmi bir toplantıda verdiği tebliğin satır aralarını didiklemenin en azından insafsızlık olduğunu elbette bilir. Müsteşar Ömer Dinçer, sekiz sene önceki tebliğini, “kes-yapıştır” usulüyle ve cımbızlanarak yorumlandığını ileri sürerek sahipleniyor. Pekâlâ tersini yapıp fikir değiştirdiğini de ileri sürebilirdi. Akademik gelenekler arasında vaktiyle söylenmiş ve yazılmış her şeyin ardında direnmek yoktur; fikirler değişir, üslûp değişir, insan değişir ve bunlar son derece tabii şeylerdir. Sayın Dinçer tebliğini sahiplendiğine göre ortada en azından tartışma götürür bir içtihat var demektir ve bu durumda içtihat farkından ötürü bir bilim adamını, yürütmekte olduğunu idari görevi terke zorlamak en azından, iddia sahibinin çaresizliği şeklinde yorumlanmak gerekir.

Sekiz yıl! Bu kadar evvele giderek her politikacının, gazetecinin, aydının neler söylediği merak edilse ve kötü niyetle yoruma tabi tutulsa kim bilir neler çıkar? Öteden beri “aydınların partisi” diye ünlenen CHP’nin, en azından bilim adamlarının içtihatlarına karşı bu derece komplocu bir yaklaşımla eğildiğini görmek, CHP namına insana hüzün veriyor.

Ama çeşm-i insafı elden komamak gerek; tabanı zihnen çoktan AB’ye girmiş bir partinin çatısında oturanların işi gerçekten zor.


31.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (29.12.2003) - Kendi suratıyla ölmek

> (27.12.2003) - Gayrı Fransa iflah olur mu?

> (24.12.2003) - Bu resimdeki amca kim anne?

> (22.12.2003) - Hamle üstünlüğü namus gibidir

> (20.12.2003) - N’oolacak bu memur sendikalarının hali?

> (17.12.2003) - Bazı gazetelerin beden dili!

> (15.12.2003) - İki mesele!

> (13.12.2003) - Fıstık gibi makale!

> (10.12.2003) - Bir fâsıla var cân ile cânân arasında

> (08.12.2003) - Aslında çok şey istiyoruz


Diğer Bölümlerdeki Yazıları

> Turkuaz'daki son yazısı
(2003/12/21) - Kültür, boş zaman işidir!




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.