|
Hizmet alan, hizmet veren ayırımı
Başörtüsü takan kadınların durumuyla ilgili verilecek bir kararda “iki alanı birbirinden ayırt etmek gerektiği” konusunda yaygınlaştırılmak istenen bir düşünceden bahsetmiştik. Fikrin özeti şu: “Bir kadın, devletle ilişkili olarak ya ‘hizmet veren’ veya ‘hizmet alan’ bir konumdadır. Eğer ‘kamusal alan’ sayılan durumlarda kadın hizmet alıyorsa burada başörtüsü takabilir; fakat ‘hizmet veren’ bir konumdaysa burada devletin o alanla ilgili öngördüğü kurallara uyup başörtüsü takamaz. Takamadığı gibi takma hakkına sahip olduğunu da öne süremez.”
Bu temel çerçevenin siyaset ve demokrasi teorisi açısından ne kadar doğru ve geçerli olduğunu dikkatli bir şekilde ele almakta fayda var. Önce felsefi olarak şu denebilir ki, varlıkta herhangi nötr bir alan olmadığı gibi hayatın bütün veçhelerinde ve insani etkinliğin söz konusu olduğu bütün sosyal/beşeri durumlarda tümüyle nötr, değerden bağımsız ve tarafsız bir alan yoktur. “Devlet” dediğimiz şey, gayrı şahsi bir kavramdır; maddi, ontolojik bir cevheri yoktur. Devlet, en geniş anlamda toplumun kendini yönetmek üzere örgütlenmesi ve bu amaçla bir organizasyon teşekkül ettirmesidir. Bu teşekkülde “yetki sahibi” kılınmış görevliler olur. Yani “devlet” adına karar veren ve yetki kullananlar insanlardır. Devlet görevlisi durumunda olan insanlar değer bağımlıdır. Ancak bu insanların hangi yol ve yöntemlerle bu görevlere getirildikleri, hangi hukuki meşruiyet çerçevesine sahip kılındıkları ve görevlerini yerine getirirken hangi kriterlere bağlı kalacakları temel bir husustur.
Bu bağlamda kamusal alanın tespitinde devlet (görevlileri) iki özelliğinden dolayı söz ve yetki sahibi kılınmaktadır. Biri, devletin hizmetleri “finanse etmesi”; diğeri “hukuki düzenleme” hakkına sahip bulunması. Her iki yetkinin demokrasi ve hukuk açısından nasıl mümkün olduğuna bakalım:
Eğer devlet, verdiği “hizmetlerin finansmanı”nı sağlaması dolayısıyla hak ve yetki sahibiyse, gayrı şahsi bir aygıt olan devletin kendine ait hiçbir finans kaynağının olmadığını hatırlayalım. Devlet, yurttaşlardan topladığı vergilerle hizmet verir. Başörtülü kadınlar ve aileleri de bu finansmana katılırlar ve bu, bizzat kendilerinin finanse ettiği hizmet onların temel hak ve özgürlüklerinin bir kısmını veya dini vecibelerinin iptalini mümkün kılamaz. Eğer istiyorlarsa finanse ettikleri alanlarda hizmet verebilirler.
Yok eğer devlet, toplumsal hayatla ilgili “hukuki düzenlemeler” yapma hak ve yetkisine sahip olması dolayısıyla kamusal alanda söz sahibiyse; demokrasilerde, bütün ve nihai hukuki düzenlemelerin tek yetkili mercii meclistir. Halk temsilciler seçer, meclise gönderir ve bu temsilciler yasa yapıp hukuki düzenlemelere bir şekil ve yön verirler. Meclisin üstünde hiçbir güç, zümre ve şahıs yetki sahibi olamaz. Yargı ve yürütmeye bağlı görev alanların tümü sadece ve sadece birer memur hükmündedirler. Memurlar, yasama meclisinin üstüne çıkamazlar, atamayla iş başına getirilirler. Bu durumda da başörtülü kadınların ve ailelerin temsilcisi durumunda olan milletvekilleri, temsil ettikleri insanların temel hak ve özgürlüklerini iptal edici ya da dini vecibelerini engelleyici yasa yapamazlar. Hiç kimse bir başkasını, haklarını kısıtlayıcı düzenleme yapmak üzere milletvekili seçmez ve vekili olarak meclise göndermez. Tabii ki, bu tek taraflı değildir, yani dini vecibelerini yerine getirmek istemeyenlere de bir mecburiyetin getirilmesini önleyen temel bir ilkedir. O zaman yapılması gereken, çoğulcu bir çerçevede isteyenin başını örtmesi, istemeyenin başını açması ve devletin bu konularla ilgili herhangi bir tutum içinde bulunmamasıdır.
Bir yandan devleti finanse edeceksin veya devlet işlerinin yürütülmesi için temsilci seçeceksin, öte yandan senin finanse ettiğin ve seçtiğin vekillerin çizdiği çerçevede görev yapan memurlar senin kamusal alanda hizmet vermene engel olacaklar. Bu teorinin çöküşünden ve demokrasi adına ikiyüzlü davranmaktan başka bir anlama gelmez.
31.12.2003
|