|
Siz yeni yılda n’pyosunuz?
Hemen her yerde aynı soru; ‘Yeni yılda n’pyosun?’ Bilmem henüz karar vermedim! ‘Yapma yaa, hâlâ mı?’ Yaa, hâlâ! ‘Amma kararsızmışsın be kardeşim’ diyenler de oluyor, ‘hadi canım bırak bu numaraları, yapmışsındır sen bir plan’ diyerek inceden inceye dalgasını geçenler de!
Evinde eş-dostla mütevazı yılbaşı kutlaması yapacak olanlar şefkat gösterip ‘istersen sen de katıl bize, eğlenirsin biraz’ diyor, aylar öncesinden yurtiçi-yurtdışı rezervasyonlarını yaptırmış olanlarsa ballandıra ballandıra a-sosyallik yaparak ne fırsatlar kaçırdığımı anlatıyor!
Bir de daha acımasız olanlar var. Ellerinde plastik çam ağacı, ceplerinde kırmızı Noel Baba şapkası ‘yoksa sen hâlâ babaannenin çoraplarını mı giyiyorsun?’ der gibi bakıyorlar, ne tutuculuğum kalıyor ne de tutunacak bir dalım!
Oysa bu muhabbetlerin hiç yapılmadığı, en fazla son gün, çocuklar mutlu olsun diye kuruyemişçiden alınmış üç-beş yüz gram çerez ya da akşam yemeğine eklenmiş birkaç ekstra börek ve zeytinyağlıyla geceyi televizyon başında geçiren aileler de var. Ki bence Türkiye çoğunluğu, ama nedense sesleri çıkmaz; çünkü onlar büyük harflerle konuşmasını bilmez! Yeni yıl fetişistleri ile eski yıl özlemcileri arasında onların esamesi okunmaz. Esamenin okunması için ya çılgın-kutlamacı olman gerekiyordur ya da anti-kutlamacı!
Ha bir de alternatif-kutlamacılar var. Hindi-rakı-dansöz ve piyango denklemine sıkışmak istemeyen, kayıtsız kalmanın neredeyse imkansız olduğu yılbaşı kutlamalarına karşı, alternatif program peşine düşenler.
Dualar, zikirler, sohbetler ya da üç semavi dinin ortak sembolü Hz. Meryem üzerine konuşulur, Miladi yeni yıl kutlamasına hicri anlamlar katılır...
Nasılsa koskoca bir yılın sonuna açılan uzun bir parantez gibi gece ve illa ki doldurulması gerek...…
Bu arada zinhar yeni yıl lafını duymak istemeyenleri de unutmamak gerek. Kimi tepkisini gece erkenden uyuyarak gösterir, kimi ise uyumayarak!
Nitekim herkes yeni yıl sabahına farklı uyanır. Kimi yılın ilk güneşiyle doğar güne, kimi batan güneşle başlar geceye; yeni umutlar, yeni vaatler, yeni sözler, yeni başlangıçlar, yeni sonlar...…
Hepsi geride kalmıştır ve o kadar çok tekrarlanmıştır ki ‘yeni’ kelimesi, mümkünse yeni yıla kadar bir daha duymasak dedirtir. Tam o sırada fonda o en yeni geçen yıldan kalma klibiyle Sertab Erener belirir: Yeni bir aşk, yeni bir iş, yeni bir eş. Kendime yeni bir ben lazım...…
Ve birden film geri sarmaya başlar. Her yılbaşında çocukluğumun ikircikli yılbaşı kutlamaları geçer gözlerimin önünden; yılbaşı kutlamalarına mesafeli durmaya çalışan; ama bizleri de yeni yıl coşkusundan mahrum bırakmak istemeyen ailem. O gece evde hindi pişsin istemeyen; ama yaşam dolu yan komşumuzla birlikte hindi ziyafeti düzenlememize engel olmayan babam. Çaktırmadan harçlıklarımızı arttıran annem. Bütün haylazlığımıza tahammül gösteren ninem. Gece namazı için abdest almaya çıkıp, bizi o saatte hâlâ tombala oynarken bulan ve sadece hayır duada bulunan dedem. Yaşam dolu yan komşumuzda başlayıp küçük bir mahalle şölenine dönen siyah beyaz yeni yıl kutlamalarımız...…
Nostalji değil, her yeni yılla birlikte depreşen bir hesaplaşma benimkisi. Lise yıllarında kaçamak yılbaşı partileri, üniversiteyle birlikte kendime dönüş ve yurtdışında kandil geceleriyle Noel arasındaki o ince çizgide durup, yılbaşı fetişizmi ile yılbaşı düşmanlığı arasında her defasında çocukluğuma geri dönüşüm. Yaşam dolu yan komşumuzla, her koşulda hayır duasını eksik etmeyen dedeme duyduğum özlem.
Anlayacağınız ben bu yıl da yeni yıla yeni hesaplaşmalarla giriyorum, eskiyen benimde kendime yeni bir ben buluyorum.
‘Yeni yılda n’pyosun?’ diye soranlara, ‘Bilmem henüz karar vermedim!’ diyorum.
Peki ya siz n’pyosunuz yeni yılda?
31.12.2003
|