|
Kimin CHP’si?
Deniz Baykal, CHP’nin 9 Eylül 1992’de yeniden açıldığı kurultayda “İmam Hatipliyi de diskotektekini de hep birlikte kucaklayacağız!” diyerek kuşatıcı bir başlangıç yapmıştı. Baykal’ın bu söylemi uzun ömürlü olmamış, partinin radikal unsurları CHP yönetimine kısa sürede geri adım attırmışlardı...
Baykal, 28 Şubat döneminde, “TSK, bir sivil toplum örgütüdür” diyerek klasik CHP refleksinin zirvesine çıktı.
Partisi barajın altında kaldıktan sonra Baykal’ın yaptığı sorgulama, CHP’nin yeni bir kulvara doğru hareketlendiğini gösteriyordu. Ne var ki, bu açılım da fazla uzun ömürlü olmadı; CHP şimdilerde, Baykal’ın Anadolu Solu günlerinde partiden tasfiye ettiği ‘katı laikçi’ isimlerin çizgisini bile sollayarak ‘fevkalade tutucu’ bir yörüngeye oturdu. Eh, bu “İnönücü CHP”ye dönüşün faturasını da, yerel seçimlerde ellerine tutuşturacak, seçmen!
CHP bir türlü sivilleşemiyor. Siyaseti, halkı değil Kurulu Düzen’i eksen alarak yapıyor. Devlet kurumlarının siyasetteki sözcüsü konumuna sıkı sıkıya sarılmış durumdalar. Böyle bir CHP, siyasetin alanını genişletmeye değil, daraltmaya yarıyor...
CHP düzelmeden Türkiye’nin temel sorunlarını çözmesi mümkün değil. CHP zihniyet değişimine uğramadığı müddetçe, Türkiye’nin ‘çağdaş demokrasiler’ arasında yer alabilme ihtimali hayli zayıf. Çünkü, CHP bu yoldaki en büyük siyasi engeli oluşturuyor!
CHP, devlet kurumları ile birlikte ‘tandem savunma’ yapıyor. Gerilime oynayarak kazanacağını sanıyor. Oysa bu tercih sadece CHP’ye değil, siyaset kurumuna da, Türkiye’ye de kaybettiriyor. Kemal Derviş, partisinin temel yanlışlarını gayet iyi analiz ediyor. Derviş, bütçe konuşmasında “Vatandaş gerginlik değil, uzlaşma ve çözüm bekliyor. Gerilim yaratan her olay neticede dar gelirli vatandaşlarımızın ekonomik hayatını etkiliyor.” derken bir bakıma CHP’nin ne yapmakta olduğunu da ortaya koydu. Diğer yandan, Derviş’in karşı çıktığı, Baykal’ın ise yeniden sımsıkı sarıldığı türban yasağı, CHP’nin değişime inatla direnişinin de simgesi konumunda...
Türban konusunda parti yönetiminden baskıyı görünce anında ağız değiştiren Zülfü Livaneli’nin birkaç gün önce yazdıkları, CHP’nin ‘sivilleşmeme’ tercihinin tutanağı gibi! “Kıbrıs, eğitim, din ve laiklik gibi rejimi ilgilendiren konular hükümetlerin yetki alanının dışına taşıyor!” diyordu, ‘demokrat’ Livaneli!
CHP’ye dönüp dönmeyeceği tartışılan Celal Doğan ise “Sol, sivilleşemedi. Resmi ideolojinin arkasına sığınarak demokrat görünmeye çalıştık.” diye konuşarak, taşı gediğine koyuyor. Doğan, “Demokratlığımızdan ciddi kuşkularım var. Halk siyasetçinin gözünün içine bakarak samimi mi değil mi, hemen anlıyor.” şeklindeki sözleri ile hem Livaneli’ye, hem de egemen CHP zihniyetine selam söylüyor.
Bir de Ali Topuz var! CHP’ye her defasında “Tam Yol İnönü” yaptırtıyor. Topuz’un ‘tarihte tahrifat’ta tek rakibi Baykal! Hikmetyar’ı ‘Başbakan Erdoğan’la buluşturan Baykal’a karşılık; Ali Topuz, Erdoğan’ı İBDA-C’nin yöneticisi yaparak ‘serbest atışlar’daki kabiliyetini ispatlamıştı...
Topuz’un son ‘laikçi’ gösterisi ise CHP’nin bilinçaltını ortaya koyar nitelikte idi: “İslamiyet bizim öz kültürümüz değildir.” deyiverdi, sonunda! CHP’nin halkına ve onun değerlerine ne kadar yabancı bir parti haline geldiğini hiç kimse Topuz’dan daha iyi anlatamaz. Ali Topuz, CHP’yi deşifre etmeye devam etmeli, bence!
“Ekonomide işler yolunda” diye konuştuğu için Derviş’e fena içerleyen Hasan Pulur, sitayişle bahsettiği Ali Topuz için “Hiç Derviş’in CHP’sine yakışıyor mu?” diye soruyor! Doğru, Derviş, Topuz’un ve İsmet İnönü’nün CHP’sine yakışmıyor!
CHP, anakronik ve dogmatik bir parti. Dolayısıyla da, Atatürkçü değil, İnönü’cü! Hadisenin püf noktası, burası!
31.12.2003
|