İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
31.12.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

CHP ‘rejim tartışması’ açmakla neyi amaçlıyor?

DR. MURAT YILMAZ



CHP bir süredir kendi üzerinde yoğunlaşan tartışmalar ve kamuoyu yoklamalarında oy oranında ortaya çıkan düşme eğilimi karşısında yeni bir politika izliyor: İktidar muhalefet tartışmalarını bir rejim meselesine dönüştürmek. Bu kampanyanın en son örneği Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer üzerinden yürütülüyor. Haluk Koç, Kemal Anadol ve Ali Topuz bu sertleşmenin silahşorları olarak sivriliyorlar. İşin ilginç tarafı Deniz Baykal’ın da ılımlı imaj çizmeyi bir yana bırakarak bu politikayı bizzat yürütmeye başlaması. Bu durum CHP’nin yeni politikasının kesin bir kararlılıkla ve sonuna kadar uygulanacağını gösteriyor. Şu halde bundan sonra da uygulanacağı anlaşılan politikanın sebeplerine bakmak lazım.

CHP lehine zoraki kutuplaştırma

CHP lideri Baykal ve kurmayları, giderek artacağı anlaşılan iç tartışma ve müstakbel iç iktidar mücadelesine karşı şimdiden tedbir almaktadırlar. Siyasi ortamı CHP çevrelerinin hassas oldukları bir hatta gererek, parti içindeki ve dışındaki muhalifleri çaresiz bir şekilde kendi şemsiyeleri ve komutaları altında birleştirmek amaçlanıyor. CHP liderliği bu ihtimali mümkün kılabilecek her seçeneği deniyor, deneyecek. Mesela, Ali Topuz’un Başbakan’a terörist ithamı gibi kamuoyunu şaşırtan örnekleri, şahsi hataların değil bilinçli bir politikanın ürünüdür.

CHP’nin sertlik politikası, parti içi tartışmaların ötesinde hedeflere de sahiptir. Bunlardan kısa vadeli olanı yaklaşan 28 Mart 2004 mahalli idareler seçimlerinde AKP’nin karşısındaki kutbu teşkil ederek, aslında, CHP’ye oy vermeyecek seçmenleri kendilerine oy vermeye mahkum etmektir. CHP bu şekilde bir yandan kamuoyu yoklamalarında düşen oy oranını arttırırken bir yandan da muhalefetteki diğer partileri bir seçenek olmaktan çıkarmak hesabını gütmektedir. Eğer hesap tutarsa CHP’ye oy vermek zorunda kalacak seçmenlerle birlikte, AKP’ye muhalefet etmesi beklenen, hatta arzulanan asker-sivil bürokrasinin alternatifsiz tek ortağının da CHP olması temin edilmiş olacaktır. Daha sonraki adımda ise, parçalanacak veya kapatılacak AKP içinden çıkacak bir oluşumla tabii ki Baykal’ın başbakanlığında bir CHP hükümeti kurulması da bu hesabı yapanların aklındadır. İşin bu kısmı Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü ve 2004 Aralık’ında Avrupa Birliği için müzakere tarihi alınamaması şartıyla tamamlanabilecektir. CHP’nin Kıbrıs’ta çözüme uzak duruşu ve AB’ye mesafesi bu bakımdan anlamlıdır.

Bu cüretkar projeyi akıllarından bile geçirmediklerini söyleyebilecek CHP’liler varsa, bu politikanın neticelerini bir daha düşünmeliler. CHP içinde sınırlılıkları da olsa Kemal Derviş etrafında toplanan yenilikçilerin son zamanlarda yaşamaya başladıkları problemler bu açıdan dikkat çekiciydi: Zülfü Livaneli’nin yenilikçi ve demokrat açıklamalarını geri almaya zorlanması, türbanın serbest bırakılması yönündeki açıklamaların münferit ilan edilmesi, AB içindeki sosyal demokratlarla işbirliği projelerinin bizzat Baykal tarafından engellenmesi gibi... Derviş’in bütçe görüşmelerinde AKP sıralarından alkış alan konuşmasıda CHP’ nin sertlik politikasına teslim olmadığını göstermesi bakımından manidardı.

CHP’nin bu pozisyonu alması tesadüfle veya Baykal ve kurmaylarının antidemokratik tercihleriyle izah edilemez. CHP kuruluşundan beri bürokrasinin partisidir. Daha altı ok ilan edilmeden CHP programı yerine ilan edilen dokuz umdenin birisi devlet memurlarının korunması ve kollanması üzerinedir. Muhalifler ise bürokratların bu dokunulmazlığına karşıdırlar. Bürokrasi topluma ve değişmeye karşı tutucu bir şekilde bakmaktadır. Bir yandan toplumun değiştirilmesi, hatta ‘’devrimcilik’’ bir siyasi ilke yapılarak istenmekte öte yandan da bu değişimin bürokrasinin toplum üzerindeki kontrolünü artırması arzulanmaktadır. Bu yüzden değişim görüntüde ve sathi kalmaktadır. Bürokrat CHP, taşrada eşrafla işbirliği yapmayı tercih etmekte ve toplumsal hiyerarşide esaslı değişikliklerden uzak durmaktadır. O yüzden de değişiklikler seçkin dar bir çevreyle sınırlı kalmakta, seçkinler de değişmeyen halka şüpheyle bakmakta ve onların vesayete muhtaç olduğunu düşünmektedir.

Muhafazakar atılım rahatsızlığı

CHP’nin bürokrat tutuculuğu karşısında dışlanan geniş muhafazakar kitle ve siyasi temsilcileri, kendi aleyhlerinde kurulmuş toplumsal, siyasi ve iktisadi hiyerarşiyi değiştirecek bir reformculuk içindedirler. Mecburi kültür değişmesi yerine serbest kültür değişmesini esas alan muhafazakar reformculuk, iktisadi hayatta da devlet yerine özel teşebbüse ağırlık vermektedir. Dışa kapalılık yerine dışa daha açık, sanayileşmeci ve kapitalist iktisadi politikaların tercihiyle bürokrasinin iktisadi ve siyasi hiyerarşisi değişmekte, dışlanan muhafazakar geniş kalk kitlelerinin de önü açılmaktadır. Bu şekilde gerçekleşen modernleşme çok daha başarılı olmakta ve geniş halk kitlelerinde taban bulmaktadır. Böyle bir toplum ise bürokrasinin kontrolü altındaki köylü, içe kapalı ve itaatkar niteliklerinden sıyrılarak modern insanlar veya vatandaşlar olarak hak ve hürriyet talep etmektedir. Muhafazakar reformculuk halkın taleplerini karşılamayı esas alırken bürokrasi ve onun siyasi temsilcisi bürokratik tutucular bu değişikliklere direnmektedirler. Bu tarihi tecrübe, en son AB’ye uyum sürecinde çok net bir şekilde gözlemlendi.

CHP’nin sertleşme politikasına karşı CHP’nin içinde yer alan muhalifler, CHP dışında bir sol parti inşa etmeye çalışan ittifakçılar, CHP dışındaki muhalif partiler, iktidar partisi AKP ve sivil toplum kuruluşları neler yapabilirler? Türkiye’nin de demokrasinin de kaderi artık yerini tayin etmiş CHP karşısında diğerlerinin izleyecekleri politikalara bağlı. Bunu ayrıca değerlendirmek lazım. Demokrasi konusunda hassasiyetleri olanların da CHP’yi takibe devam etmeleri gerekiyor.

CHP’nin politikası deşifre edildiğine göre, bu hususta en büyük rol AKP’ye düşmektedir. AKP gerginlikten uzak durmak dışında, iç ve dış politikada demokratikleşme ve AB’ye girme konusunda kararlılığını sürdürmelidir: Dış politikada ve Kıbrıs’ta sorun çıkarmaya çalışanların bu sürece karşı olduğunu, başarılı olmaları halinde de sıranın kendilerine geleceğini bilerek, CHP dışındaki siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarıyla demokrasi ve AB konularında ciddi ve samimi işbirliği yolları aranmalıdır. Bu yapılmazsa tek başına oy oranlarının artması bu oyunu bozmaya yeterli olmayacaktır.

Diğer partiler...

CHP dışındaki siyasi partiler ise, kutuplaşma politikasının kendilerine vereceği zararı görerek siyaseti, rejim meselesi yatağına akıtarak yok etmek yerine kendi yatağında akıtma kararlılığını göstermelidirler. Bu durumda muhalif partiler kolaycılığa düşmeden yenilenme ve yeniden yapılanmanın arayışıyla yeni muhalefet anlayışını beraber inşa edebilirler. Bu konuda kararlı olan partilerin, CHP’nin ve AKP’nin bıraktıkları boş alanı doldurarak kendilerine kulvarlar açmaları mümkündür.

CHP içinde Derviş’in etrafındaki yenilikçi hareketten pek fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini daha önce yazmış olmakla beraber, Yenilikçiler Baykal’ın kendilerini de boğacak sertleşme politikasına teslim olmazlarsa Baykal’dan sonra CHP içinde veya dışında ortaya çıkacak Yenilikçi oluşumun ana unsurlarından biri olabilirler. CHP dışında kalan solda ise ne DSP’den ne de YTP’den bir şey beklenemeyeceği açıktır. Bunun dışında kalan sol parti ve akımların bir ittifak çerçevesinde yeni bir sol parti oluşturmaları ihtimali ise, ancak CHP kurgusunun dışında kalmalarıyla başarılı olabilir.

Sivil toplum kuruluşları, medya ve aydınlar ise, ajitasyon ve provokasyona gebe bu siyasi havaya kapılmadan iç ve dış politikadaki her meselenin demokratik bir şekilde müzakere edilmesine, çözüm aranmasına, bütün kurumların ve akımların yenilenmesine çalışmak, antidemokratik gelişmelere karşı çıkmak görevi karşısındalar.

SİYASET BİLİMCİ

31.12.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Osmanlı’da devşirme (kul) gerçeği PROF. DR. ABDÜLKADİR ÖZCAN (31.12.2003)

> Fransa’nın jakoben laikliğine ABD tepkisi DR.ÖMER TAŞPINAR (31.12.2003)

> Kıbrıs’ta çözüme ilişkin bir ‘model’ önerisi YARD. DOÇ. DR. MEHMET HASGÜLER (30.12.2003)

> Yapmayabilmenin mutluluğu HERKÜL MİLLAS (30.12.2003)

> Chirac’a: Başörtüsü yasağı fanatizmdir DR. YUSUF EL-KARDAVİ (30.12.2003)

> Kamu yönetimi reformu Türkiye’nin önünü açar ABDURRAHMAN SAĞKAYA (29.12.2003)

> Şaron ABD’nin bile sabrını taşırıyor PROF. DR. AMİN SAİKAL (29.12.2003)

> ABD’siz Kürtler ne yapacak ? Ahmed Amrabi (29.12.2003)

> Bill Clinton teröre Ahiliği çare gösteriyor GALİP DEMİR (28.12.2003)

> Meclis’in kayıtlı İslâm şairi; Mehmed Âkif D.MEHMET DOĞAN (28.12.2003)

> Türkiye’ye AB kapılarını ‘Almanya’ açabilir PROF. DR. HÜSEYİN BAĞCI (28.12.2003)

> Diyalog kültürü AHMET KURUCAN (27.12.2003)

> İslam bir kültür değil, Türklerin öz dinidir PROF. DR. MEHMET BAYRAKDAR (27.12.2003)

> AK Parti’nin 2003 performansı umut veriyor Yard. DOÇ. DR. BİROL AKGÜN (27.12.2003)

> “Memleketimden insan manzaraları...” ALEV ALATLI (26.12.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.