Basınımız "birinci elden tanıklık"tan vazgeçerken, onun yerine "aktarmacılık"ı, küfürleşmeye kadar varan şahsi polemikleri, hakarete varan eleştirileri, edebiyat diye sunulan tahrir denemelerini, bir refleks, hatta bir kültür haline getirmiştir. Son sözü en başta söylersek: Uzun yıllardan beri Türkiye basını iddialı bir basın olma hedefini taşımamaktadır. İşte bu nedenle gazeteler bizde çok ucuza çıkartılırlar.
(Vivet KANETTİ)
Eigrouto'nun gramofonu
Epigraf: Haberlere yalan karışmasını icap ettiren sebeplerden biri de, haberleri nakil ve rivayet edenlere inanmaktır. Bir haberin yalan veya doğru olduğunu
incelemek, nakledenin adaletli, yani sözüne inanılacak bir kimse olup olmadığını tespit etmekle ve onun kusur ve ayıplarını araştırarak onun adaleti
(sözüne inanılır) bir kişi olup olmadığına hükmetmekle ilgilidir. (İbn-i
Haldun/Mukaddime-Birinci Kitap)
Baz zararlı değil!
Prof. Özemre'den ilginç bir yazı. Ona göre standartlara uygun montaj yapılırsa tehlike
yok. Cep şirketleri, ucuza mal etmek için, baz istasyonlarını sağlıksız bir şekilde monte
ediyorlar. Halbuki bir okulun ya da bir hastanenin damına kurallara uygun dikilmiş bir istasyonun ne öğrencilere ne de hastane personeline zararı
yok.
(Prof. Dr. Ahmede Yüksel ÖZEMRE) 1.
GÜN / 2.
GÜN
Birinci tehdit deprem
Uzmanlar, İstanbul depremi üzerinde uzlaşamasalar, hatta yumruklaşmaya, hakaretlere varan tartışmalar yapsa da deprem gündemden düşmemeli. Işıkara'nın son hamlesi bu sebeple çok anlamlı. 17 Ağustos'tan bu yana tüm deprem uzmanları en az bir kez fikir değiştirdi. Önceleri
'yorum' tartışması şeklinde başlayan polemik ise şu sıralar farklı yürüyor. Kimi zaman yumruklaşmalara, ağır hakaretlere kadar varan münakaşalarda şimdi
'bilimsel iflas' türü suçlamalar göze çarpıyor. (Hamit KARALI)
1.
GÜN / 2.
GÜN